1. Haberler
  2. Analiz
  3. ‘Türkçe edebiyat’ ile aldatmak

‘Türkçe edebiyat’ ile aldatmak

featured

Kaan Eminoğlu yazdı…

“Tarafsızlık bir düş, dürüstlükse bir görevdir; belki tarafsız olamayız ama elbette dürüst olabiliriz.”

Yıllar önce Dücane Cündioğlu’ndan okuduğum bu söz herhangi bir konuda taraf olduğumu gösterdiğim her konuşmamda aklıma gelir. Oysa politik doğruculuğun siyasi ve kültürel alanda prim yaptığı günümüzde “tarafsız” olmak bir üst değer olarak algılanıyor. Toplumu “tarafsız” kişilerin yönlendirmesine, bu kişilerin zıt kutuplu her meselede hakemliğine başvurulacak “saygıdeğer” birer özne olarak var olmalarına ihtiyaç varmış gibi bir algı yaratılıyor. Oysa tarafsızlık ancak aralarında uçurum olmayan düşünce ve davranışlarda söz konusu bir “değer” olabilir ancak. Bir hırsızla, bu hırsızın mağdur ettiği kişi arasında “tarafsız” olma iddiası hırsıza örtük destek anlamı içerir. Hukuk ve vicdan daima haklıdan taraftır. (Haklıdan taraf olması gerekir.) Bu, kamuoyundaki dürüstlüğün de bir ölçüsüdür. Diğer türlü “tarafsız”lık iddiası kişinin ahlaki defolarını gizlemek için kullandığı bir siper olmaktan daha fazlası değildir.

Tarafsız olmayı bir ahlaki değer olarak ele almanın mümkün olmadığı bir durum da “Türk edebiyatı mı, Türkçe edebiyat mı?” tartışmalarıdır. Maalesef Türk edebiyatı içerisinde köşe başlarını tutmuş belli bir grup kendilerine hakem rolü isnat ederek yıkmaya çalıştıkları (itibarsız hâle getirmeye çalıştıkları) kesime “ahlaki üstünlük” kurmaya çalışıyorlar. Oysa politik doğruculuğun en büyük diskuru hakem rolüne soyunmaktır. Hakemmiş gibi davranıp bir tarafı tutmak da entelektüel bir hiledir. Mehmet Sümer’in Yedi İklim dergisinde Türk edebiyatına karşı “Türkçe edebiyat” dayatmasını savunduğu yazısı da bu taktiğin naçizane bir örneği.[1] Okumayanlar ve yazıdan haberdar olmayanlar, yazının içerisindeki kültürel manipülasyonları fark edemeyenler için yazı hakkında belli başlı bilgileri paylaşmak gerekiyor. Yazıyı okumaya başladığımız anda Sümer’in itham ve hakaretleriyle karşılaşıyoruz. Sümer, yazıya başlar başlamaz “Türkçe edebiyat” dayatmasına karşı Türk edebiyatını savunanları “amigo”ya benzetiyor, “bedevi kabileler” gibi olmakla suçluyor, Türk edebiyatı diyenlerin “Türkçe edebiyat” dayatması yapanları “taciz” ettiklerini iddia ediyor; Sümer, bu sözde “linççi” grubu hakaretamiz ifadelerle “teşhis” edip itibarsız hâle getirdiğine kanaat getirdikten sonra da “Türkçe edebiyat” dayatması yapanları “zavallı” olarak niteliyor. Yazısının devamında “güya” edebiyat tarihinde “Türkçe edebiyat/Türkçe şiir” ifadelerini kullanan şair ve yazarlardan örnek vererek neden “Türkçe edebiyat” denilmesi gerektiğini “açıklıyor.” Oysa bir “doçent” olarak kendisi de çok iyi biliyor ki bugün Türk edebiyatına “Türkçe edebiyat” diyenlerle geçmişte Türkçe edebiyat ifadesini kullananlar bu ifadeleri aynı gerekçelerle kullanmıyorlar.[2] Ancak maksat doğruyu değil, “kendi doğrusunu” ortaya koymak ve kamuoyunu bu “doğruya” inandırmak olduktan sonra bu küçük ayrıntının bir önemi yok!

Yazıdaki en büyük hileyse Mehmet Sümer’in bahsetmediklerinde gizli. Yazı boyunca kendini ahlaki olarak herkesten üstün ve adil bir hakem olarak konumlandırmasına rağmen yazısında “Türkçe edebiyat” ifadesini dayatanların diğer milletlerin edebiyatlarını ulus ismiyle (Fransız edebiyatı, Alman edebiyatı, Rus edebiyatı vb.) adlandırdıklarını ancak sıra Türk edebiyatına gelince dile dayalı bir adlandırma (Türkçe edebiyat) yapma tutarsızlığına giriştiklerinden bahsetmiyor. Şüphesiz ki bu çelişkiden habersiz okur, Sümer’in desteklediği terminolojiye angaje olma ve bu terminolojik kullanımı “haklı”bulma konusunda zorluk çekmeyecektir.

Türk edebiyatı ifadesini etnik milliyetçi ve sol liberal bir okumaya tabi tutan herkes gibi Sümer de Türk edebiyatı ifadesini savunanların “faşizan bir atmosfer” yaratmakla suçluyor. Çok bilinen bir itibarsızlaştırma mekanizmasını devreye sokarak Türk edebiyatı diyenleri faşizan, ırkçı vb. gibi sözcüklerle yan yana getirip bu kişilerin fikirlerini itibarsızlaştırmaya çalışıyor. İnsanların zihninde olumsuz bir imge yaratan sözcüklerle (örneğin: faşizan) karşıt fikirleri eşleştirip –en azından- kültür kamuoyu nezdinde bir haklılık inşasına girmek haksız fikirleri savunma ve kamuoyunu duygusal olarak manipüle etmek için kullanışlı bir yöntemdir. Ahmet İnam’ın “mazlum zulmü” olarak adlandırdığı bu olgu kişinin kendi fikrini savunacak haklı argümanlar bulamaması sonucu kamuoyunun vicdanına seslenecek ve kamuoyunu vicdani bir manipülasyona tabi tutarak kendisini adamış olduğu “davasında” haklı çıkaracak bir strateji olarak ön plana çıkmaktadır. Bu strateji eleştirel okuma süreçlerine dâhil olamamış (etik olmayan manipülasyona karşı kendine özgü bir bağışıklık kazanamamış) okur nezdinde işe yarıyor olsa da entelektüel bir tartışmada fiyaskodan öte bir hamle olarak değerlendirilemez.

Hile bu kadarla kalsa belki itiraz edilmeye değer bulunmayacak ancak Sümer yalan iddialarda hızını alamıyor. Türkiye’nin en büyük yayınevleri, tekel şirketleri, fondaş medyası, emperyalizmin kültür politikaları tarafından kıskaca alınmış akademisyenleri, kamuoyunu etkileme gücü olan liberal ve etnik milleyetçi yazarlar tüm ulusların edebiyatlarını o ulusun adıyla anarken sıra Türk edebiyatına gelince “dile indirgenmiş” bir sınıflandırma yapmanın “ırkçılık karşıtı” bir tavır olduğu gibi akıl almaz bir dayatmayla kamuoyuna kabul ettirmeye çalışırken sözde ırkçılık iddiasının sadece Türkiye özelinde ele alınmasının, diğer ulus edebiyatları için böyle bir endişenin gözetilmemesinin “ırkçılık hassasiyeti değil politik bir ajandanın terminolojik tezahürü olduğunu söyleyip bu tutarsız terminolojik kullanıma karşı tutarlı ve bilimsel bir terminoloji kullanılmasını talep edenleri; bu taleplerinin haklılığını ortaya koymak adına yayınevleri, medyaları ve yayınevlerinin ideolojilerine bağlılık yemini etmiş dayatmacıları demokratik bir tartışmaya çağırıp Türk halkının doğruyu öğrenme hakkını savunanları ırkçı olmakla suçlaması demokrat ve bilimsel öğretileri savunan insanların savunma hakkının doğmasına sebep oluyor. Sümer’in söz konusu yazısı kendi etrafında dönüp dolaşırken bir safhadan sonra “Türkçe edebiyat” dayatması yapanların mağdurluğu ve Türk edebiyatı ifadesini savunanların zalimliğinin dozajının bir boykotla artırıldığı kısma geliyor:“Falan yazar veya yayınevi Türkçe edebiyat demiş, haydin boykot edelim” diyen zevat, bir yazarın ifade şekline niçin bu kadar karışma hakkını kendilerinde buluyor? Maalesef Sümer’in entelektüel hileleri burada da son bulmuyor. Kendisinin zevat diyerek adımı ağzına almaya korktuğu, “Türkçe edebiyat” dayatması yapan yayınevlerini boykot etme kararı alıp bu boykot için kamuoyundan destek isteyen edebiyatçı benim. Türk edebiyatında benim dışımda bu ve benzeri bir boykot başlatan bir şair/yazar çıkmadı. Malum boykot da Sümer’in iddia ettiği gibi “Hadi şu Türkçe edebiyat diyenleri boykot edelim.” gibi bir sığlıkla başlamadı. Türkçe edebiyat dayatması yapan yayınevlerinin diğer ulusların edebiyatlarını ulus ismiyle anıp sıra Türk edebiyatına gelince dille tanımlamaya girişme tutarsızlıklarına bir tepki olarak başladı. Türk halkı ve edebiyat kamuoyunun önemli bir bölümü de bu haklı tepkiye teveccüh edip dâhil oldu. Bir haksızlığı/tutarsızlığı deşifre edip boykot gibi demokratik bir eylem başlatmama rağmen bu demokratik tepkinin kriminalize edilmesi, ırkçılıkla yaftalanıp görünmez hâle getirilmeye çalışılması karşı tarafın siyasi tercihleriyle (etnik milliyetçilik, sol liberalizm) yakından ilişkili. Elbette Sümer de bunları biliyor. Ancak kendisi meseleyi etnik milliyetçi bir bakış açısıyla okumaya tabi tutarak bu haklı tepki ve demokratik tartışma talebinin itibarından “Ne götürsem kârdır.” mantığıyla hareket ediyor. Oysa Sümer’in ve onun gibi siyasi reflekslerle hareket edip kendilerini haksız ve güçlü tarafta konumlandıranların hayattan ve edebiyattan öğrenemediği bir gerçek var ortada: Doğru pırıl pırıldır, onu asla gözden kaçıramazsınız.

[1] https://www.haksozhaber.net/turk-edebiyati-mi-turkce-edebiyat-mi-172298h.htm

[2] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/gunun-tartismasi-turk-edebiyati-mi-turkce-edebiyat-mi-42201426

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. 8 Şubat 2024, 11:41

    Algı oyunları bitmiyor. Bu ülke; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dili Türkçe, halkına Türk Milleti, edebiyatına da haliyle Türk Edebiyatı denir. Yazınız için teşekkürler.

  2. 7 Şubat 2024, 19:34

    Çok önemli bir konuya dikkat çekmişsiniz. Söz ve sözcük oyunlarıyla algı çarpıtması (maniplasyon)
    yaparak Türk düşmanlığı yapılan eylemleri yalın biçimde gözler önüne sermişsiniz.
    Bu yazıyı yayınlayan VeryansınTV ekibine ve yazara Teşekkür ederim. Böyle aydınlatıcı yazılara devam ediniz lütfen.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!