Türkiye Cumhuriyeti 97 yaşında...

Bundan 97 yıl önce , 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla Türk milletinin tarihinde yeni bir devrin kapıları açıldı. "Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" sözü, devlet yönetiminde yerini aldı.

Türkiye Cumhuriyeti 97 yaşında...

Türkiye'de "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." kuralını devlet yönetimine yerleştiren ve demokrasiyi taçlandıran Cumhuriyet'in ilanının üzerinden 97 yıl geçti.

CUMHURİYET'İN İLANI

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalanmış, yeni Türk devletinin bağımsızlığı kabul edilmişti. Saltanat'ın kaldırılması ve Lozan Barış Antlaşması'nın imzalanmasından sonra artık Milli Mücadele dönemi kapanmış ve geriye Yeni Türkiye Devleti'nin siyasal devlet şeklinin ne olacağı sorunu kalmıştır. 

Yeni Türkiye Devleti'nin siyasal rejiminin Cumhuriyet olacağı Milli Mücadelenin başlangıcından itibaren belli olması ile beraber tüm Milli Mücadele süresince milli irade fikri her zaman ön planda tutulmuştur. 

13 Eylül 1920 tarihli Halkçılı programı taslağı ise 18 Kasım 1920'de Meclis'te görüşülmüş, komisyon programın ikinci bölümünü TBMM'nin aılmasından sonra 20 Ocak 1921 Teşkilat-I Esasiye Kanunu olarak benimsemiştir.

Kanunun 1.maddesindeki "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir İdare usulü halkın kendi kaderini fiilen kendisinin idare etmesi ilkesine dayanır."cümleleri Cumhuriyete doğru gidişin en bariz kanıtlarındandır. 

Mustafa Kemal Paşa 6 Aralık 1922'de ülke için yararlı olacak barışın sağlanmasının ardından halkçılık ilkesine bağlı Halk Fırkası adı ile siyasi bir fırka kurma amacında olduğunu belirtmiştir.Dokuz umdeyi yayımlayarak Halk Fırkasının seçim programını açıklamış 23 Ekim 1923'de de Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kuruluşu Dahiliye Vekaletine bildirilerek resmi hale getirilmiştir.

11 Eylül 1923 günü Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında Fırka grubu toplanmış,Fırka Nizamnamesi'nin imzalanmasının ardından Mustafa Kemal Paşa, Avusturya'da yayınlanan Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nda yapılacak değişikliklere değinmiştir. 

Türkiye'nin rejiminin Cumhuriyet ve başkentinin de Ankara olacağını belirttiği bu demecin bir kısmı 24 Eylül tarihli gazetelerde yerini almıştır. 

Haberin yayınlanması ile alevlenen Cumhuriyet tartışmaları Falih Rıfkı Atay'ın o günlerdeki tartışmalar karşısında düşüncelerini şu şekilde getirmesine neden olmuştur;

"Mecliste kimse Cumhuriyet kelimesini azına almazken Mustafa Kemal Paa, _smet Paşa ve fikirdaşları, sık sık rejimdeki bu gayr-i tabiliğin çabuk nihayet bulması gerektiğini ileri sürmektedirler. Yabancılara göre Türkiye’de rejim askıdadır. Bir günde Mustafa Kemal, galiba Avusturyalı bir gazeteci ile görüştüğü sırada “Cumhuriyet” kelimesini ağzından kaçırması üzerine Meclisin ve İstanbul gazetelerinin yüreği oynamıştır.Meclis Reisinin küçük odasına koşuşan bir takım milletvekilleri Mustafa Kemal’in bu dil sürçünü düzeltmesini istemişlerdir.”

İkinci dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) toplanmasından 2 ay sonra 13 Ekim 1923'te Ankara, Türkiye devletinin hükümet merkezi oldu. Artık mevcut rejimin isminin de bütün açıklığı ile konulması, yeni devletin başkanının seçilmesi gerekiyordu. 

O güne kadar Devlet Başkanlığı görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Mustafa Kemal Paşa tarafından yürütülmüştü. Diğer taraftan bazı yabancı ülkeler de Lozan Antlaşması'nı onay için Türkiye'deki yeni devlet rejiminin daha açık şekilde belirlenmesini istiyordu.

Bu sırada, 27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti'nin istifası ve Meclisin güvenini kazanacak bir kabine listesinin oluşturulamaması da bu soruna acil bir çözüm gerektirdi.

28 Ekim 1923 akşamına kadar hükümetin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, Çankaya Köşkü'nde arkadaşları için Latife Hanım'a bir sofra hazırlattı.

İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Halit Paşa, Kemalettin Sami Bey'in de yer aldığı akşam yemeğinde yaşananları Mustafa Kemal Paşa Nutuk'ta şöyle anlattı:

"Gece olmuştu... Çankaya'ya gitmek üzere Meclis binasından ayrılırken, koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit Paşa'lara rastladım. Ali Fuat Paşa, Ankara'dan hareket ederken bunların Ankara'ya geldiklerini o günkü gazetede 'Bir Uğurlama ve Bir Karşılama' başlığı altında okumuştum. Daha kendileriyle görüşmemiştim. Benimle konuşmak üzere geç vakte kadar orada beklediklerini anlayınca, akşam yemeğine gelmelerini, Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa vasıtasıyla kendilerine bildirdim. İsmet Paşa ile Kazım Paşa'ya ve Fethi Bey'e de Çankaya'ya benimle birlikte gelmelerini söyledim. Çankaya'ya gittiğim zaman, orada, beni görmek üzere gelmiş bulunan Rize Milletvekili Fuat, Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey'lerle karşılaştım. Onları da yemeğe alıkoydum.

Yemek sırasında: 'Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz' dedim. Orada bulunan arkadaşlar, derhal düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakikadan itibaren, nasıl hareket edileceği konusunda kısa bir program yaparak arkadaşları görevlendirdim. Yaptığım programın ve verdiğim talimatın uygulanışını göreceksiniz.

Efendiler, görüyorsunuz ki Cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara'da bulunan bütün arkadaşlarımı davet ederek onlarla görüşüp tartışmaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların da aslında ve tabii olarak benim gibi düşündüklerinden şüphe etmiyordum. Halbuki o sırada Ankara'da bulunmayan bazı kişiler, yetkileri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden, düşünce ve rızaları alınmadan Cumhuriyet'in ilan edilmiş olmasını bize gücenme ve bizden ayrılma sebebi saydılar."

Mustafa Kemal Paşa o gece İsmet Paşa ile 1921 Anayasası'nın bazı maddelerini değiştiren kanun tasarısını hazırladı. "Türkiye devletinin hükümet şekli cumhuriyettir" hükmünün yer aldığı tasarı üzerinde TBMM'de yapılan konuşmalardan sonra Cumhuriyet'in ilanı kabul edildi.

ANKARA'NIN BAŞKENT OLUŞU 

İstanbul'un 16 Mart 1920'de işgal edilmesinden sonra Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart'ta yayımladığı bildirisinde, Meclisin toplanma yerinin Ankara olacağını belirtmiştir. 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması ile Ankara fiilen başkent görevini üstlenmiştir. 

Mustafa Kemal Paşa, Ankara'nın resmi olarak başkent olması için 28 Kasım 1920'de bir girişimde bulunduysa da, 31 Ocak 1921'de yapılan görüşmelerde bu konuda onay alamamış, meclisin ikinci döneminde bu konu tekrar gündeme gelmiştir. 

Nihayet 13 Ekim 1923 günü, Mecliste yapılan uzun görüşmeler sonucunda Ankara'nın başkent olması kararı alınmıştır. 

TARİH 29 EKİM 1923...

Meclis, 29 Ekim 1923 Pazartesi saat 18.00'de İsmet İnönü başkanlığında toplandı. Anayasa Komisyonu tarafından sunulan ve anayasa değişikliğini içeren teklif acilen görüşülmesi için gündeme kaydedildi.

Görüşe sunulan tasarıda şu hükümler yer aldı:

  • "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Ulusal işlerin fiili idarenin yönetim şekli halka dayanmaktadır. Türkiye Devleti bir cumhuriyettir.
  • Türkiye Devleti'nin dini İslam, resmi dili Türkçedir.
  • Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir.
  • Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, Genel Kurulun toplantısında bir yasama dönemi süresi için kendi üyeleri arasında Millet Meclisi tarafından seçilir. Cumhurbaşkanı görevini halefi seçilene kadar sürdürür. Geçmiş başkan yeniden seçilebilir.
  • Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Türk Devleti'nin başıdır. Bu sıfatıyla gerekli gördüğü zaman, Büyük Millet Meclisi ve Bakanlar Kurulunun başkanlığını yapar.
  • Kurul Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından ve Meclis üyeleri arasından seçilir. Diğer bakanlar yine milletvekilleri arasında, Kurul Başkanı tarafından seçilir. Kurulun listesi Büyük Millet Meclisinin onayına, Cumhurbaşkanı tarafından sunulur.

YAŞASIN CUMHURİYET SESLERİ VE ALKIŞLAR... 

Komisyon adına söz alan Yunus Nadi Bey, Mondros Mütarekesi'ne kadar yaşanan olayları hatırlatarak cumhuriyetin ilanının gerekliliğini dile getirdi. Daha sonra kürsüye çıkan Vasıf Bey, cumhuriyeti övdü.

Daha sonra Eyüp Sabri Hoca Efendi, gecikmeden cumhurbaşkanının seçimiyle devam edilmesini talep etti.

Konuşmaların ardından tasarı saat 20.30'da oturuma katılan 158 üyenin tamamının oyuyla kabul edildi. Cumhuriyetin ilanı "Yaşasın Cumhuriyet" sesleri ve alkışlarla karşılandı.

"Türkiye, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu ispat edecektir"Cumhuriyetin ilanından ardından cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Yapılan gizli oylamada 158 milletvekilinin tamamının oyunu alan Gazi Mustafa Kemal, TBMM tarafından yeni Türk devletinin ilk cumhurbaşkanı seçildi.

ATATÜRK'ÜN CUMHURBAŞKANI ÜNVANIYLA İLK KONUŞMASI

Cumhurbaşkanı unvanıyla kürsüye çıkan Mustafa Kemal Paşa'nın Meclise hitabı TBMM kayıtlarında şöyle yer aldı:

"Efendiler; asırlardan beri Doğu'da haksızlığa ve zulme uğramış olan milletimiz, Türk milleti, gerçekte soydan sahip bulunduğu yüksek kabiliyetlerden yoksun zannediliyordu.

Son yıllarda milletimizin fiili olarak gösterdiği kabiliyet, istidat ve kavrayış kendi hakkında kötü düşünenlerin ne kadar gafil ve ne kadar gerçeği görmekten uzak, görünüşe aldanan insanlar olduğunu pek güzel ispat etti.

Milletimiz kendisinde var olan vasıfları ve değeri, hükümetin yeni adıyla medeniyet dünyasına çok daha kolaylıkla gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti, dünya devletleri arasında tuttuğu yere layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.

Arkadaşlar; bu yüksek rejimi yaratan Türk milletinin son dört yıl içinde kazandığı zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere kendini gösterecektir. Bendeniz, kazandığım bu güven ve itimada layık olmak için pek önemli gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç, yüce heyetinizin şahsıma karşı gösterdiği sevgi, güven ve desteğin devamıdır. Ancak bu sayede ve Tanrı'nın yardımıyla, bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri en iyi şekilde yapabileceğimi ümit ediyorum.

Daima sayın arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir şekilde yapışarak, kendimi onların şahıslarından bir an bile uzak görmeyerek çalışacağım. Daima milletin sevgi ve güvenine dayanarak hep birlikte ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır."

CUMHURİYET İLANININ MİLLİ BAYRAM OLARAK KABUL EDİLMESİ

29 Ekim gününün Cumhuriyetin ilanı yıldönümü olması sebebiyle, 1924 yılında çıkarılan bir kararname ile özel bir program hazırlanmış ve tüm yurtta bu gün bayram olarak kutlanmıştır.

Bu kararnamenin ardından, 19 Nisan 1925’te TBMM’de 4 maddelik kanunla ilgili olarak görüşmeler yapılmış ve 29 Ekim günü milli bayram olarak kabul edilmiştir.