Türkiye’nin jeopolitik tercihi ne olmalı?

featured
service

Vusal Hasanzadeh

Günümüz uluslararası ilişkileri artık Soğuk Savaş sonrası düzenden tamamen farklı bir yapıya evrilmektedir. ABD hegemonyasında tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiği gerçeğini artık ABD yetkilileri de dile getirmektedir. Asya-Pasifik’te yükselen ve küresel güç olmaya her geçen gün daha da yaklaşan Çin Halk Cumhuriyeti, Avrasya coğrafyasında kıtasal güç olsa da küresel jeopolitik güç mücadelesinde geri durmamak için çaba sarf eden Rusya Federasyonu ve buna ek olarak Hindistan, Pakistan, Avrupa Birliği artık öne çıkmaktadır. Ayrıca Latin Amerikası’nda Brezilya gibi yükselen bir güç ve Latin Amerikası’ndaki bazı ülkelerde sol iktidarların hükumet olması ve ABD ile ilişkileri sorgulaması gibi önemli olaylar da gözden kaçmamalıdır. Çok kutuplu dünya düzeni özellikle Türkiye Cumhuriyeti gibi bölgesel güç olan devletlerin dış politika adımlarında önemli fırsatları da beraberinde getirmektedir. ABD’de Joe Biden’ın iktidara gelmesi ile beraber ABD’nin tekrardan dünyada küresel hegemonya planları, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında ağırlığını her gün artırma çabaları ve her ne kadar günümüz realitesinde pek de mümkün olmayacak “SSCB veya Çarlık Rusya” hayalleri, Çin’in dev bir ekonomik proje olan “Bir Kuşak, Bir Yol” ile dünya hegemonyasını ele geçirme çabaları jeopolitik mücadelelerin çarpışma noktalarıdır. Günümüz şartlarında konvansiyonel savaşa göze alamayan nükleer güç sahibi bu ülkeler vekalet savaşı ile direkt kendileri çatışmalara girmeden veya farklı alanlarda mücadelelerine devam etmektedirler.

RUSYA’NIN AMACI SADECE NATO GENİŞLEMESİNİ DURDURMAK MI?

Son dönemde Rusya-Ukrayna savaşı günümüz uluslararası ilişkilerde en temel konudur. Rusya’nın Ukrayna topraklarında başlattığı işgal harekatı Ukrayna’yı NATO’ya kaptırmamak gibi ifade edilmektedir. NATO üyesi bir Ukrayna elbette Rusya için jeopolitik en büyük jeopolitik kayıp olmakla beraber büyük bir tehdittir. Ancak bu konuya ek olarak işgal harekatının bir diğer yanı ise farklıdır. Rusya eski Sovyet coğrafyasını SSCB gibi bir yapıda tutmak için Ukrayna’yı elinden kaçırmak istememektedir. Rusya’nın küresel güç mücadelesinde Slav kökenli olan Ukrayna’nın kaybı Rusya’nın artık küresel güç mücadelesinde en büyük yenilgisi olmakla beraber emperyal güç olarak devam etmesini imkansız kılmaktadır. SSCB sonrası Rusya-Ukrayna-Belarus arasında 1991 yılında Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) kurulması burada gözden kaçmamalıdır. Ukrayna’nın Rusya için bu konuda önemini Zbigniew Brzezinski, Tim Marshall gibi isimler de belirtmektedirler. Ukrayna’yı tarihsel olarak bir parçası olarak gören Rusya’nın uluslararası hegemonyada söz sahibi olmaya devam etmesi için Rusya Ukrayna’yı Avrupa/Atlantik yapısına kaybetmek istememektedir. Yani Rusya burada görüldüğü gibi sadece NATO’nun genişlemesinin durdurulmasını değil aynı zamanda küresel güç mücadelesinde tarihsel olarak devam eden emperyal güç pozisyonunu kaybetmemeyi hedeflemektedir.

NATO’NUN İSVEÇ VE FİNLANDİYA HAMLESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Soğuk Savaş bittiğinde 16 üyeye sahip NATO günümüze kadar Doğu’ya doğru yayılmasıyla birlikte 30 üyeye ulaşmıştır. Son günlerde artık İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olacağı ve bunun Madrid Zirvesi’nde gerçekleşe bileceği öne çıkan haberlerde görülmektedir. ABD bu hamleyle ilk olarak Rusya’nın gücünü bölmeyi hedeflemektedir. Çünkü Rusya’nın özellikle Putin iktidarı sonrası jeopolitik güç mücadelelerinden ağır ekonomik yaptırımlara ve olası büyük savaşlara rağmen geri durmamasını bilen ABD hem Rusya’nın olası İsveç ve Finlandiya’ya müdahalesi sonrasında güç kaybı yaşayacağını hesap etmekte ve aynı zamanda AB’yi kendisine daha da sıkı bağlamayı hedeflemektedir. Ek olarak, Mavi Vatan’ın fikir babası Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in belirttiği gibi NATO İsveç ve Finlandiya’nın katılmasıyla geleceğin güç mücadelesi alanı olacak Arktik havzasında yeni bir cephe oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca NATO bu hamleyle beraber kısa vadede Rusya’yı, uzun vadede Çin’i de hedefe almaktadır. Küresel ısınmanın etkisiyle buzulların erimesi Arktik’in bazı bölgelerinde hareket kabiliyetine uygun şartlar yaratmıştır. Rusya ve Çin arasında bu alan siyasi, askeri ilişkilere ek olarak Rusya ve Çin arasında ekonomik ticaret ve Rusya’dan Çin’e enerji transferi artmasıyla beraber aynı zamanda Çin’in enerji politikasında çok dikkat ettiği Malakka Boğazı’ndan bağımlılığı giderek azalacaktır.

TÜRKİYE BURADA NE YAPMALIDIR?

Türkiye tarihten bu yana coğrafyasının önemi ile güç mücadelelerinde seçimleri veya tarafsız kalmaları yalnızca bölgesel değil küresel etkiler de yaramıştır. Bugün çok tartışılan NATO’ya İsveç ve Finlandiya’nın katılması zamanı Türkiye’nin tavrının ne olacağı merak konusudur. İsveç’in PKK terör örgütünün Suriye uzantısı terör örgütü PYD’ye desteği artık bu konular ile ilgilenenlerin malumudur. Yalnızca İsveç değil aynı zamanda ABD başta olmakla bazı NATO üyesi devletler Türkiye için başlıca jeopolitik tehditlerden biri olan PYD terör örgütüne destek vermektedir. Unutulmaması gereken bir mesele NATO üyelerinin Yunanistan ve GKRY konusunda Türkiye’nin karşısında olduğudur. Soğuk Savaş döneminden itibaren ABD öncülüğünde NATO Türkiye’nin haklı tezlerine rağmen Yunanistan’ın ve GKRY’nin tarafında durmuş ve günümüze kadar bu devam etmektedir. NATO’ya İsveç ve Finlandiya’nın katılması konusunda Türkiye’nin yapabileceği en önemli adım Prof. Dr. Hasan Ünal’ın belirttiği gibi veto hakkını bir koz olarak kullanarak kendi ulusal çıkarlarının NATO üyeleri tarafından göz ardı edilmesinin durdurulmasını sağlamak ve kendi haklı tezlerinin üye devletler tarafından kabul edilmesini sağlamaktır. Ayrıca Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’yı üye olmasını desteklemesi takdirinde Rusya ve Ukrayna savaşında arabulucu rolünü kaybetme tehlikesi ile karşılaşmakla beraber aynı zamanda Rusya ile Suriye’de, Balkanlar’da, Güney Kafkasya ve Orta Asya (Batı Türkistan) bölgesi ile karşılaşabilir. Son günlerde Yunanistan’ın ABD ile anlaşma yaparak kendi ülkesini ABD üslerine açmasını Türkiye Rusya ile ilişkilerde koz olarak kullanmalıdır. Çünkü tarihten bu yana Rusların Yunanlarla iyi ilişkilere sahip olduğu yakın tarihte SSCB ve Rusya’nın Yunanistan/GKRY ile yakınlığı bilinmektedir. ABD’nin Yunanistan’da güçlenmesi Rusya’nın sinir uçlarına dokunacaktır.

TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK GELECEĞİ NEREDEDİR?

Türkiye artık jeopolitik güç mücadelesinde hamlelerini artırmalıdır. Atatürk döneminde olduğu gibi komşularla barış politikasını esas almakla beraber Türkiye’nin haklı tezlerine karşı müdahalelerde örneğin; Suriye’de PKK/PYD terör örgütünün gücünü artırması, Mavi Vatan’da Türkiye’nin hakkının gasp edilmeye çalışılması, KKTC’nin yok sayılması ve diğer olaylarda jeopolitik reflekslerini sunmalı ve gerekirse askeri caydırıcılıkta bulunmalıdır. Bu bağlamda 11 Mayıs 2022 tarihinde Yunanistan-Ermenistan-GKRY’nin askeri eylem işbirliği planı imzalamasını da Türkiye gözden kaçırmamalıdır. Türkiye’nin bu adıma karşı atması gereken en önemli adım ilk safhada Türkiye-Azerbaycan-KKTC bloğunu kurmasıdır. Azerbaycan’ın Karabağ meselesinde nihai barış antlaşmasını Ermenistan ile Ermenistan’daki karışıklıklar ve Ermenistan’ın uzlaşmaz tavrı sebebiyle imzalayamaması bu işin gerçekleşmesi karşısındaki en büyük sorunlardan biridir. Ek olarak, Türkiye’nin yapacağı diğer önemli jeopolitik adım KKTC’nin Türk Devletler Teşkilatı’na (TDT) gözlemci üye olarak alınmasını bu yıl Özbekistan’da gerçekleşecek zirvede sağlamasıdır (Konu hakkında yazım:

KKTC, Türk Devletleri Teşkilatı’na katılabilir
Aynı zamanda gün geçtikçe Türkiye üzerinde artan jeopolitik baskılara karşı Türkiye Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerini ivedilikle yükseltmelidir. Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkisinin güçlü olduğu kadar diğer devletler ile de olabildiğince yüksek ilişkilere sahip olmalıdır. Son günlerde Kazakistan ile ilişkilerde atılan adımlar ve özellikle askeri işbirliği bağlamında önemli kararlar alınması buna örnek olabilir. Rusya’nın Ukrayna’daki mücadelesi, Rusya-Çin arasında Orta Asya coğrafyasındaki orta ve uzun vadede daha da belirginleşecek rekabeti Türkiye milli çıkarlarına uygun değerlendirerek adımlar atmalıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Dünyası politikalarını esas alarak ve günümüz şartlarına uygunlaştırarak atılacak adımlar Türkiye ile beraber Türk Cumhuriyetlerinin de kaderinde önemli rol oynayacaktır ve Avrasya coğrafyasında yeni bir dönem başlatacaktır.

Sorumuzun cevabına geldiğimizde ise Türkiye’nin jeopolitik geleceği Adriyatik’ten-Çin Seddi’ne kadar uzanan Türk Dünyası Coğrafyası ve Türk Dünyası Birliği’ndedir.

 

İletişim: [email protected]

Türkiye’nin jeopolitik tercihi ne olmalı?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!