Ülkesine adanmış bir hayat: İsmet İnönü

Milli Mücadele ve Lozan kahramanı, büyük komutan ve devlet adamı, İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’yü ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz…

featured

Türkiye Cumhuriyeti’nin 50 yıllık dönemine damgasını vuran Atatürk’ün yakın silah arkadaşı, İnönü savaşlarının komutanı Mustafa İsmet, 24 Eylül 1884’te İzmir’de doğdu.

Malatya’ya yerleşmiş Kürümoğulları ailesinden Hacı Reşit Bey ile Bulgaristan’ın Deliorman Türklerinden Cevriye Hanım’ın oğlu Mustafa İsmet, ilk öğrenimini Foça ve Sivas’ta mahalle mektebinde yaptıktan sonra Sivas Askeri Rüştiyesine girdi ve burayı 1895’te birincilikle bitirdi.

İSMET İNÖNÜ’NÜN ASKERİ HAYATI

Mustafa İsmet, Topçu Harbiyesinden 1903’te teğmen rütbesiyle birincilikle mezun oldu ve Pangaltı’daki Harp Akademisinde öğrenime başladı. 1906’da akademiyi birincilikle bitirirken, “Altın Maarif” madalyasıyla da ödüllendirildi. Genç asker Mustafa İsmet, kurmay yüzbaşı rütbesiyle ilk görev yeri olan Edirne’ye atandı ve bu görevi sırasında İttihat ve Terakki Cemiyetine üye oldu.

1908’de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik’ten gelerek bastıran Hareket Ordusu’nda kurmay yüzbaşı olarak görev aldı. İttihat ve Terakki faaliyetleri sırasında yolu Selanik’e düşen İsmet, burada Mustafa Kemal’le tanışma fırsatı buldu. Bu birliktelik, uzun yıllar sürecek bir “dava ve silah arkadaşlığı”nın da temellerini attı.

1910-1913 yıllarında Yemen İsyanı’nın bastırılması harekatına katılan Mustafa İsmet, bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve mesleki özellikleriyle dikkati çekti.

I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi’nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk’le birlikte çalışırken, dostlukları ve devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Ardından Suriye Cephesi’nde savaşan Mustafa İsmet Bey, Milli Mücadele sırasında Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı olarak öne çıktı.

23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Edirne milletvekili olarak katıldıktan sonra, 3 Mayıs’ta İcra Vekilleri Heyeti’nde Genelkurmay Başkanı oldu. Albay İsmet Bey, bu görevler, uhdesinde kalmak üzere Garp (Batı) Cephesi Komutanlığı görevine getirildi.

Kuruluş aşamasındaki düzenli ordu ile Çerkez Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Albay İsmet, hızla ilerleyen Yunan ordusunun İnönü’de önünü keserek, Birinci İnönü Zaferi’ni kazandı ve Meclis tarafından tuğgeneral rütbesine yükseltildi.

Yunanlılar, yeni kuvvetlerinin de desteğiyle tekrar Garp Cephesi’ne yüklendi. İkinci İnönü Savaşı 23 Mart’tan 1 Nisan’a kadar süren çetin bir çarpışmaya sahne oldu.

Düşmanın istila planını suya düşüren bir zafer daha kazanılırken TBMM Başkanı Mustafa Kemal, telgraf göndererek, İsmet Bey’i “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz.” sözleriyle tebrik etti.

İSMET İNÖNÜ’NÜN SİYASİ HAYATI

Sakarya Meydan Savaşı ile Büyük Taarruz arasındaki devre, İsmet Paşa için en yoğun çalışma dönemi oldu.

İsmet Paşa, Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz’dan sonra kazanılan zafer üzerine, Mudanya Ateşkes toplantısında TBMM’yi temsil etti. 1922’de Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) oldu.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükümette Başbakan olarak görev aldı, aynı zamanda Halk Fırkası Genel Başkan Vekilliğini üstlendi. 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında Atatürk’ün verdiği İnönü soyadını alan İsmet Paşa, Başbakanlık görevini 1925-1937 yıllarında da sürdürdü.

Atatürk’ün ölümünden sonra 11 Kasım 1938’de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, bu görevinin yanı sıra CHP Genel Başkanlığına da getirildi. CHP’nin 26 Aralık 1938’de toplanan I. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin değişmez genel başkanı seçilerek “Milli Şef” unvanı aldı.

Avrupa’yı yıkıma sürükleyen İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’yi savaş felaketinin dışında tutan İnönü, devletler arası politika alanındaki çok yönlü çalışmasıyla bunu başardı.

Genç Cumhuriyetin “İkinci Adamı” İnönü, çok partili demokratik hayata geçilmesinde etkili oldu, yapılan seçimlerde iktidarı 14 Mayıs 1950’de devretti.

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

Gençlik yıllarından beri edindiği diplomatik müzakere tecrübesi nedeniyle Lozan Barış Konferansı’na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak gönderildi.

Görüşmeler sırasında Türkiye’nin çıkarlarını titizlikle savunan İsmet Paşa, konferansta, ”Efendiler, çok ızdırap çektik, çok kan akıttık, bütün medeni milletler gibi hürriyet ve bağımsızlık istiyoruz.” dedi. İnönü, 24 Temmuz 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının ve egemenliğinin tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması’nı imzaladı.

LOZAN ANTLAŞMASI İLE İLGİLİ YALANLAR

KIBRIS’I LOZAN’DA VERDİK YALANI

İngiltere, Çırağan Vakası’ndan üç gün sonra, 23 Mayıs 1878’de, Kıbrıs’ın kendisine verilmesi şartıyla Berlin Konferansı’nda Osmanlı’ya yardım edeceğini bildirdi. II. Abdülhamit, 25 Mayıs 1878’de Kıbrıs’ı İngiltere’ye bırakmayı kabul etti.

MUSUL’U LOZAN’DA VERDİK YALANI

Musul Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine dayanılarak 15 Kasım 1918 tarihinde İngiliz Askerleri tarafından işgal edildi.Birinci Dünya Savaşı sonunda Türk Askerlerinin kontrolü altında kalan bir bölge olduğundan, Türkiye Cumhuriyeti Musul vilayetinin milli sınırları arasında olduğunu açıklamıştı. Lozan Konferansında Musul konusunda bir karara varılamamış ancak bir yıl sonra İngiltere ve Türkiye arasında görüşmeler ile çözülmesi kararı alındı. Konferans başladığı sırada İngiliz askerlerinin işgali altında olmayan bölgelerde bir ayaklanma çıkması üzerine İngiliz Ordu birlikleri Süleymaniye kentini top ateşi altına alarak işgal etti. Türkiye işgali protesto etti. Ayrıca Türkiye, kendisine karşı silahlı saldırıda bulunan Asuri kabileleri İngiltere’nin silahlandırdığını öne sürüyordu

MISIR’I LOZAN’DA VERDİK YALANI

1517 yılında Osmanlı İmparatorluğu idaresine geçen Mısır, 1914 yılına kadar resmen İmparatorluğun parçası olarak kalmıştır. Ancak, 1798-1801 yıllarında Fransızların işgal ettiği Mısır, 1882’de de İngiltere tarafından işgal edilerek, bu ülkenin fili himayesine girmiştir.

ONİKİ ADA LOZAN’DA VERİLDİ YALANI

1912 yılında imzalanan Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Oniki Ada İtalya’ya bırakıldı. İtalya, Balkan Savaşı sonrası Oniki Ada’yı geri verecekti, fakat kısa süre sonra çıkan 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile İtalya’nın farklı cephelerde yer alması buna engel oldu.

TÜM BASKILARA RAĞMEN 2. DÜNYA SAVAŞI’NA SOKAMADILAR

2. Dünya Savaşı’nın tüm Dünya’yı kasıp kavurduğu yıllarda Türkiye gibi stratejik konumdaki bir ülkenin savaşa girmemesi büyük başarı olarak görülmektedir. Savaşın tarafı olan büyük devletler Türkiye’yi kendi yanlarında savaşa sokmak için Türkiye’ye baskı yapmışlar, fakat İsmet İnönü bu baskılara boyun eğmemiştir. İsmet İnönü bu yıllarda yaptığı politik manevralarla Türkiye’nin tarafsızlığını korumayı bilmiştir. ‘Tarihçilerin Kutbu’ olarak anılan büyük tarihçi Halil İnalcık o yılları şu şekilde anlatıyor:

ADOLF HİTLER’İN İSMET İNÖNÜ’YE MEKTUBU

ÖZEL TREN, 1 Mart 1941 Saat 1.00
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI ŞİFRE BÜROSU N:128
Türkiye Cumhurbaşkanı,

“Ekselâns Bay İsmet İnönü/Ankara

Bay Başkan,
Alman Hükümeti’nin arzusu hilâfına ve İngiltere ve Fransa’nın 3 Eylül 1939’daki savaş ilânı karariyle Alman halkına empoze edilen savaşta, Alman Reich’ının şu sıradaki hedefi, Avrupa kıt’asında İngiliz nüfuzunu bertaraf etmektir.

Bu; asırlardan beri devam eden, Avrupa’daki devletleri birbirine karşı oynayarak yıpratma metoduna son vermenin bir şartını teşkil etmektedir. İngiltere’nin, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde askeri nüfuz kazanma yolundaki gayretleri, Alman Reich’ını, bu bölgelerde, toprak kazanma yönünde veya siyasi mahiyette herhangi bir başka maksada mâtuf olmayan önleme tedbirleri almağa mecbur kılmaktadır.

Bu bakımdan Ekselâns, size, Yunan topraklarına yerleşme yolundaki İngiliz tedbirlerinin gitgide tehditkâr bir mahiyet aldığı şu sırada, bu şartların gerektirdiği muayyen mukabil tedbirleri almağa karar verdiğimi açıklamak isterim. Bu sebeple Bulgar Hükûmeti’nden, Alman Silâhlı Kuvvetleri’nin bir kısım birliklerine, bu yoldaki belirli emniyet tedbirlerini uygulamak için müsaade etmesini rica etmiş bulunuyorum. Öteden beri Almanya’ya karşı dostluk münasebetleri içinde bulunan Bulgaristan, bu münasebetleri, Üçlü Pakta katılmak suretiyle daha da takviye etmiş ve alınacak tedbirlerin Türkiye’ye yönelmeyeceğinden emin olarak, bunların uygulanması için gerekli müsaadeyi vermiştir. Ben de Ekselâns, size, bu fırsattan istifade ederek resmen bildiririm ki, Almanya’nın bu tedbirleri, hiçbir şekilde Türkiye’nin toprak bütünlüğüne veya siyasi bütünlüğüne yönelmiş değildir. Aksine, birlikte yürüttüğümüz büyük ve hayati savaşın hatıralarıyla ve bu savaşı takibeden ızdıraplı yılların hatıralarıyla meşbû olarak, size, Almanya ve Türkiye arasında gerçek dostluğa dayanan bir işbirliği için istikbalde dahi bütün şartların mevcut olduğuna kesin olarak inandığımı belirtmek isterim.

Zira;

1) Almanya bu bölgelerde hiçbir toprak menfaati peşinde değildir. Alman birlikleri, bahis konusu tehlikelerin giderilmesinden hemen sonra Bulgaristan’ı ve -Devlet Başkanı Antenoscu ile mutabakat halinde- Romanya’yı terk edeceklerdir.

2) Savaşın sona ermesinden sonra Avrupa’nın yaralarını sarma yolunda başlayacak ekonomik gelişme, Almanya’yı ve Türkiye’yi zaruri olarak, tekrar yakın münasebetler içine sokacaktır. Bu alanda önemli bir faktör, Almanya’nın menfaatini, sadece kendi endüstri mallarının satışında görmediği, aynı zamanda en büyük alıcı olma eğilimini de taşıdığıdır. Bunların dışında inanıyorum ki, savaştan sonra gerçekleşecek yeni sınırlar nizamı, Almanya’yı hiçbir şekilde Türk hükümetinin hedefleriyle karşı karşıya getirmeyecek, aksine iki devletin yakınlaşması, bu alanda da, hem Türkiye’nin, hem de mihver devletlerinin menfaatine olacaktır.

Bu bakımdan ben şimdi olduğu gibi istikbalde de, Almanya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirebilecek hiçbir sebep olamayacağı görüşündeyim. Bu düşüncelerle, Bulgaristan’da ilerleyen Alman birliklerinin, Türk sınırından, orada bulunmalarının maksadı hakkında yanlış bir yorumda bulunulmasına meydan vermeyecek kadar uzak kalmalarını emrettim.

Şu kayıtla ki, Türk hükümeti, bizi, bu tutumumuzda bir değişiklik yapmağa mecbur edecek tedbirlere tevessül etmeyi lüzumlu görmesin. Ancak böyle bir hal dahi, Almanya’nın Yunan topraklarına yerleşme maksadını taşıyan İngiliz tedbirlerine karşı çıkma hususundaki azminde bir değişiklik yapmayacaktır. Bu mektubumu Ekselâns, Almanya ile Türkiye arasındaki münasebetleri hiçbir şart altında kötüleştirmemek, aksine, mümkün olan her şekilde iyileştirmek ve uzak istikbalde dahi iki taraf için verimli olacak şekilde tanzim etmek yolundaki samimi arzumun bir ifadesi telakki ediniz.” Adolf Hitler

İSMET İNÖNÜ’NÜN ADOLF HİTLER’E CEVABI

Ankara, 12 Mart 1941

“Ekselâns Bay Adolf Hitler
Alman Reich’ı Führeri ve Şansölyesi
Ekselânslarının, Büyükelçileri aracılığıyla bana gönderdikleri şahsi mektubu almakla şeref duydum. Bu mesajı göndermek suretiyle gösterdiğiniz nezaket için, size samimiyetle teşekkür ederim. Mektubunuzun Cumhuriyet Hükûmeti’ne bildirdiğim muhtevası, lâyık olduğu tam ilgiyle incelenmiştir. Aynı cephede katıldığımız ve şerefini ve acılarını aynı şekilde paylaştığımız son büyük savaştan sonra, yeni Türkiye’nin siyaseti, milli mücadelemizin başlangıcında tespit edilmiş olan prensiplere daima sadık kalmıştır. Bunlar, Türk istiklâlinin en mutlak şekliyle teminat altında tutulması ve başkalarının haklarına hiçbir müdahalede bulunmaksızın, barışçı bir gelişmenin devam ettirilmesidir.

Ekselânslarının da malûmu olduğu üzere, Türkiye’nin 1939 ilkbaharından beri takip ettiği siyasetin temelinde de aynı prensipler yatmaktadır. Türkiye, toprak bütünlüğünü ve masuniyetini, şu veya bu devletler grubu arasındaki siyasi ve askeri kombinasyonların şekline göre mütalâa edemez ve tecavüzden korunma hakkı üzerinde, herhangi bir yabancı devletin kazanacağı zafer açısından hüküm yürütülmesine müsaade edemez. Türkiye, bu sebepten, milli egemenlik alanı içine vâki olacak her müdahaleye karşı koymağa azimlidir.

İmzaladığı savunma paktıyla olduğu gibi (İnönü, Türkiye’nin İngiltere ve Fransa ile imzaladığı paktı “Savunma Paktı” diye nitelemektedir), bu savaşın pek değişen olayları sırasındaki tutumuyla da Türkiye, mutlak istiklâl hakkını muhafaza etmek hususundaki aynı sarsılmaz azmin delilini vermiştir. Cumhuriyet hükümetinin Balkan politikası, Balkan yarımadasını savaşın tahribatından uzak tutmaktan başka bir hedef gütmemiştir. Ve Ekselânslarının tam yetkili büyükelçileri tarafından müteaddit defa verilen teminat karşısında biz, Almanya’nın da aynı hedefi güttüğünü ve bu sebepten, Avrupa’nın güneydoğusuyla ilgili Türk ve Alman siyasetleri arasında huzur verici bir paralellik olduğunu kabul etmekte haklıydık.

Ekselânsları itiraf edeceklerdir ki, bu durumun değişmesi, Türkiye’nin siyasetinin ve tutumunun tamamen dışında kalan sebeplerin sonucudur ve İtalyan-Yunan savaşının çıkışından beri geçen olayların gelişmesinde, memleketimin en ufak bir sorumluluğu olduğundan bahsedilemez. Biz inanıyorduk ve bugün de, hâlâ inanıyoruz ki, ortada Türk ordularıyla Alman ordularını karşı karşıya getirecek bir sebep yoktur. Ve Almanya, Türkiye’nin emniyetinin (Bu kelime metinde silik çıkmış ve karineyle çıkartılmıştır) ve istiklâlinin gereklerine karşı anlayışlı davrandığı müddetçe böyle bir felâket meydana gelemez.

Reich hükümeti, Türkiye’den, onun bu maksatla yüklendiği vecibelerle bağdaşmayacak bir talebi olamayacağına dair bize, müteaddit defa teminat vermiştir. Bu sebepten ben, Ekselânslarının bu alandaki her türlü vuzuhsuzluğu kaldırmak arzusunu taşıdıkları hususunda bana teminat vermelerini büyük bir memnuniyetle öğrenmiş bulunuyorum. Ben de size açıklarım ki, mazide olduğu gibi istikbalde de uyanık bir bekçilik görevi ifa edecek olan Türk ordusu, Reich hükümeti, Cumhuriyet hükümetini, tutumunu değiştirmeye mecbur edecek tedbirlere tevessül etmediği müddetçe, Alman birliklerine karşı aynı şekilde davranacaktır.

Bütün kalbimle temenni ederim ki, kısa bir zaman önce birlikte kan dökmüş olan Türk ve Alman askerleri, hiçbir zaman, geçici bir takım olaylar uğruna birbirlerinin karşısına çıkmasınlar. O geçici olaylar ki bence, tarih karşısında siyasi veya askeri kombinasyonların çerçevesini çok aşacak olan bir felaketin yaratılmasını asla mazur gösteremezler.

Ekselânslarının, Balkanlardaki durumun kritik bir anında bana gönderdiği mesajı okurken, Alman Devleti Şansölyesi ve Führerinin, benden -kendisinin Alman tutumu hakkında yaptığı gibi- Türk görüşünü samimi ve gerçeklere uygun bir şekilde anlatmamı arzu ettiği intibaını edindim. Dünyanın içinde bulunduğu ciddi durum, halklarının karşısında sorumlu olan liderlerden, öyle bir lisan kullanmalarını istemektedir ki, bu, yakın veya uzak istikmalde ortaya çıkacak olaylara “yalandır” diye damgalanmaya mahkûm olmasın. Mesajınızı bilhassa bu bakımdan memnuniyetle karşıladım.

Ekselânslarının bu cevap yazısının muhteviyatında iki memleketlerimiz arasındaki anlayışa dayanan münesabetlerin muhafazası için tek temeli teşkil eden … (Bu kelime metinde de tamamen silik çıkmıştır) gayretinin ifadesini bulacağından eminim.

Ekselânslarının mes’ut teşebbüsüyle aramızda vâki olan fikir teatisi, muhakkak ki, Türk-Alman münasebetlerinin normalleştirilmesine ve iyileştirilmesine yardımcı olacaktır. Bu ümitle Bay Şansölye, en derin saygılarımı ifade etmeme müsaadenizi rica ederim.” İsmet İnönü

MUHALEFET LİDERİ İNÖNÜ

Demokrat Parti’nin çoğunlukla iktidara gelmesi üzerine, İnönü Cumhurbaşkanlığından çekildi ve o günden sonra muhalefet liderliği görevine başladı ve bu görevi 1960 yılına kadar sürdürdü. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961’de Başbakanlığa atandı. İnönü 1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasi yaşamını sürdürdü. 1972’de toplanan CHP Kongresi’nde kendi desteklediği grubun, Bülent Ecevit’in listesi karşısında yenilgiye uğraması üzerine genel başkanlıktan istifa ederek senatör kimliğiyle TBMM’de görev yapmaya devam etti.

İSMET İNÖNÜ’NÜN VEFATI

Cumhuriyet tarihi boyunca 1923-1924, 1925-1937 ve 1961-1965 yıllarında Başbakan olan İnönü, 25 Aralık 1973’te bir hafta süren rahatsızlığının ardından hayata gözlerini yumdu. İsmet İnönü’nün naaşı, hükümet kararıyla Anıtkabir’e defnedildi.

İsmet İnönü’nün, 1916’da evlendiği Mevhibe Hanım’dan birisi Kurtuluş Savaşı sırasında ölen İzzet ile Ömer, Erdal, Özden isimli dört çocuğu oldu.

Ülkesine adanmış bir hayat: İsmet İnönü

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

32 Yorum

  1. 2 sene önce

    Nur icinde yat buyuk adam. Turkiye Cumhuriyetinin kurucu buyuk liderlerinin elde ettigi yuksek basarilar gostermektedir ki, Turkiye 1930larin ruhuna mutlak sekilde geri donmelidir. Yarim kalmis Ataturk devrimi tamamlanmali ve Türkiye Cumhuriyetinin ve buyuk devrimlerinin bir daha hic bir akamete ugramaksizin ilelebet payidar kalmasi garantilenmelidir.

  2. 2 sene önce

    1939~1950 arasındaki siyasi gelişmeleri ve ikili anlaşmaları okumanızı tavsiye ederim. Mesajla Haydar Tunçkanat. Çetin Yetkin.

  3. 2 sene önce

    Nuri Demirağ’a ne oldu sahi? Ne yapmıştı? Veya ne yapamamış veya yaptırılmamıştı?

  4. 2 sene önce

    Ismet Inönü’nün tirnagi kadar olamayanlarin ona yaptiklari hakaretlerin kökeninde yobazlik vardir.Cünkü yeni Cumhuriyeti yikmak icin müthis bir yobaz saldirisi vardi.Bu saldirilara karsi yeni cumhuriyetin korunmasi gerekiyordu ve de korudular.Ismet Inönü’ye hakaret edenlerin tarih bilgisi yoktur.Cünkü ileri sürdükleri ne varsa uydurma yani gercek disidir.O günlerin sartlarinda Ismet Inönü tarih önünde büyük bir asker ve büyük bir devlet adamiydi.Ikinci Dünya Savasinda ülkeyi savasa sokmamak icin gösterdigi diplomasi ve devlet adamligi onun büyüklügünü gösterir.Bizi ac birakti diyenlerin ac kalmalarimi yoksa babasiz kalmalarimi daha önemliydi bunlari düsünemiyorlarsa cahildirler,Ülkemizde son dönemlerde yasanan bilincsiz taraftarlik cehaletin derinlesmesidir.Insanimiz düsünmekten acizdir.Baskalarinin düsündükleri ile yasamaktadirlar.

  5. 2 sene önce

    Her devlet adamının iyi ve kötü yönleri vardır. Herkesin Atatürk olmasını bekleyemeyiz. bence iyi yönleri ağır basan bir devlet adamıydı. Ancak emperyalistlere ve Atatürkün tavsiyelerine layıkı ile duramadı. Allah rahmet etsin

  6. 2 sene önce

    Kurtuluş savaşı döneminde yaptıkları Ülkemiz için ne kadar önemli ve saygın ise Atatürk’ün vefatından sonra yaptıkları tam tersi o kadar kötüdür. Daha henüz 1940 yılına gelmeden Atatürk’ ün oluşturduğu bürokrasi budanmaya başlanılmış, çok daha kötü koşullarda gerçekleştirilen mucizevi ekonomik hamleler terk edilmişti. Recep Peker hükümetinin dış borç ile “kalkınma” politikasıyla, elimizi, gövdemizi kaptırmış, 1946 Kahire anlaşmasının sonunda ise her şeyimizle emperyalizme teslim olmuş, manda olmayı kabul etmiştik. Hiç kimse bana konjonktürün olumsuzluğundan bahsetmesin. Bence tam tersine dönemsel koşullar Türkiye’nin önüne olağanüstü fırsatlar çıkarmıştı. O dönem halk nezdinde ordunun gücü, devlet bürokrasisinin prestiji çok yüksekti. Ordu ve bürokrasi üzerinde ise İnönü’nün ve Bayar’ın etkisi çok yüksekti. Mustafa Kemal’in yaktığı meşalenin söndürülmesine göz yumulmasaydı, sadece yarattığı maddi, manevi eserlere sahip çıkılsa dahi, bugün büyük bir olasılıkla Türkiye, Dünya’nın ilk 4 ülkesinden biriydi. Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet dönemi yöneticilerinin yaptığı olumlu işlerin yanı sıra olumsuzlukların eleştirisi çok daha önemli. Çünkü bugün ve gelecekte devleti yöneteceklerin yaptıkları yanlışlarla tarih önünde hesap vereceklerini bilmeleri, daha sağlıklı kararlar almalarını sağlayacaktır.

    • 1 ay önce

      agızdan dolma bu kadar yorum yapılır. sana fazla ızahata gerek yok.bellı kı anlamıyacaksın sn kardesım.

  7. 2 sene önce

    Allah rahmet eylesın. Ataturk ve ınonu Tc nı kuran ınsanlardır. ınonu ,Ataturkun devamı olmasaydı. ulkenın bugunku durumunu mumla arardınız. ınonu demokrasıye gecıste onemlı rol oynamıstır. en onemlısı koltukdevretmıstır. o zamankı sartlarda yapılması gerekenı yapmıstır. ataturke dıl uzatamayanların gunah kecısı ınonu olmustur. (bugun bıle) .agızdan dolma bılgılerle ,medya telkınlerı ile ınonuyu asagılıyanara mkorluk etmemelrını tavsıye ederım. buraya cok sey yazılır. ama yer yetmez.

  8. 2 sene önce

    Rahmetli Înönű bűyűk bir komutan ve kurtuluş savaşı kahramanlarımızdan kıymetli biridir, lâkîn politik hayatı o kadarda parlak değildi, bence űlkenin emperyalizme peşkeş çekenlerinde öncűlerindendi, şűphesiz ogűnkű konjökterde haklı yanlarıda vardır, Atatűrk ‘űnde gönűl koyduğu bir liderdi oysa ulu önderimiz gibi kendiside bir takım uygulamaları pratiģe dökűp abd yle yakınlaşıp uçak fabrikasını kapatmayıp űlkede toprak reformuda yapmış olsaydı ağalık feodalizmi tűkenmiş ve pkk olayları yaşanmış olmayacaktı, parlak bir askerlik kariyerinin yanında o kadarda karanlık bir siyasi geçmişi vardır, kıymetli bűyűklerimizi eleştirelim yalnız saygıdada kusur etmeyelim derim, geleceğe kıymetli bir hazine bırakmak istiyorsak doğrulardanda şaşmayalım derim, 100 yıllık tarihimizde kahramanlıklar dışında gerçek olan sadece ulu önder Atatűrk ‘űn uygulamalarını gerçekçi bulup Atatűrk sonrası hep uydurma ve sayın İnönűyű kahraman yapmayada sıcak bakmıyorum, gerçekler acıda olsa sevgiyi kaybettirmez pekiştirir, neden hiç Atamızın inönůye 12 yıllık kırgınlığı doğruca anlatımaz?bunlarında cevaplarını verelim yada araştıralımki tarihe doğru ivmeler kazandırmış olalım…

  9. 2 sene önce

    “Osmanlının son sadrazamıydı” (M.Ali Aybar) . Bu anmayı bu şekilde yapan yetkiliyi kınıyorum. Biliyorum bu eleştiride yayınlanmayacak ama yazayım rahatlayayım. Karşı devrimin fitilini basiretsizliği ile ateşleyen, kurnazlığı devlet adamlığı sanan, Chp’yi toprağa gömen ve oturduğu koltuktan seksen küsur yaşında ancak kalkan siyasetçi. Kılıçdaroğlu’nun rol modeli.

  10. 2 sene önce

    Teşekkür ediyorum. Bu mahçubiyetten de mutluluk duyuyorum.

  11. 2 sene önce

    Ülkemizi ABD’nin kucağına oturtan kişi. Nokta!

  12. 2 sene önce

    Türkiye cumhuriyetinin başına gelmiş en büyük felakettir.Metin AYDOĞAN kitabında bunu açıklıyor.

  13. 2 sene önce

    Öyle olsa 2. Dünya savaşına girerdi Türkiye.
    Bugünkü uşak herifler Amerika için neler yaptılar neler… saymakla bitmez.

  14. 2 sene önce

    yorumcu arkadaşların da dediği gibi, İnönü, Ata(nın ölümünden sonra, O’nun devrimci yönetim ekibini dağıttı. uçak fabrikasını kapattırdı. ABD’yle meclisi baypas ederek gizli sömürgelik anlaşmaları yaptı.. anladığım, gerek Atatürk’ün son günlerinde gerekse İnönü döneminde bilmediğimiz şeyler olmuş.

    • 1 ay önce

      sızın yorumunuz eslıgınde ,eleştrı yapanları dogru yerlerden bılgı edınmeye ve agızdan dolma yorum yapmamaya davet edıyorum.

    • 1 ay önce

      Lale Hanım, İnönü uçak fabrikası kapatmadı. Kayseri TOMTAŞ Uçak Fabrikası 1926 yılında, Alman Junkers firması ile ortaklık kurularak açıldı. Junkers A20 ve Junkers F13 uçaklarının üretim ve montajı gerçekleştirildi. 1928 yılında Junkers’in taahhütlerini yerine getirmemesi sebebiyle iflası ilan edildi ve 1932’de Milli Savunma Bakanlığı’na devredilerek Kayseri Tayyare Fabrikası adını aldı. Bu tarihten itibaren Curtiss Hawk avcı uçaklarının, PZL-24avcı uçaklarının, Fledgling eğitim uçaklarının üretim ve montajı gerçekleştirildi. 1939’dan sonra üretim faaliyetinin durmasının sebebi kapatılması değil, ortak üretim yapılacak uçak bulunamamasıdır. İngilizler Türkiye’nin lisans altında uçak üretimi taleplerini sürekli geri çevirmiştir. Etimesgut THK Uçak Fabrikası 1941 yılında kuruldu. 1942-1952 yılları arasında 126 tane Türk tasarımı uçak üretildi. Bu fabrika 1952’de MKEK’na devredildi. 1947 yılında da THK Gazi Uçak Motor Fabrikası kuruldu. Ankara Rüzgar Tüneli Tesisi de tamamlanma noktasına geldi. Yani İnönü dönemlerinde üç fabrika kurulmuş ama hiç fabrika kapatılmamıştır. Saygılarımla.

  15. 2 sene önce

    Atatürk’ün kurduğu milli eğitimi kaldırıp yerine Yunan’ın sahte tanrı ve cinlerini anlatan eğitim sisteminin Türkiyede’ki kurucusu İnönü’dür. İnönü’yüde öven kim biliyor musunuz? Fetö’yü Amerika’da ziyaret eden sözüm ona tarihçi İlber Oltaylı. Habertürk’te Didem Arslan bir gün İlber Oltaylı’ya “Fetöyle ne konuştunuz” diye sorunca İlber Oltaylı bir bozulmuştu ki. İzlemenizi tafsiye ederim.

  16. 2 sene önce

    bu kadır yavuz kımdır kı. yorumuna aıt yaptıgm eleştırı etmıstık

  17. 2 sene önce

    [14:19, 25.05.2020] Ercan Yalvaç: İsmet İnönü
    Metin Aydoğan
    Yeni kitabım ‘İnönü’yü, korona günlerinde bitirdim ve eleştirinize sunuyorum. İnönü’yü ve İnönü-Atatürk ilişkilerini, 150 sayfalık bir kitaba sığdırmak beni çok zorladı ama başardığımı sanıyorum. ‘İnönü’, şimdiye dek yayınladığım 20 kitap içinde, önem sıralamasında bana göre üstlerde yer almaktadır. Bunun nedeni, devrimin geri dönüş sürecini kanıtlarıyla birlikte ve nesnel bir tutumla ortaya koymayı başarmış olmasıdır. Kitabı okuyunca bunu görecek ve açıklanan gerçekler karşısında şaşıracaksınız.
    Atatürk ve Türk Devrimi ile ilgili çok kitap okudum. Bunların önemli bir bölümü, dönemi yaşayan insanların anılarıydı. Amacım, dönemin koşullarını duyumsamağa çalışmaktı. Devrimi yaratanlar nasıl insanlardı, giriştikleri mücadele içindeki duygu ve düşünceleri nasıldı; Mustafa Kemal neler yaşamıştı, insan ilişkilerindeki davranış biçimi nasıldı.
    Atatürk ve Türk Devrimini incelerken, doğal olarak devrimde önemli yeri olan İsmet İnönü’yle karşılaştım. Araştırmalarım derinleştikçe İnönü’yü tanımaya başladım. Bu zorunluydu çünkü devrimin her aşamasında vardı. Kurtuluş Savaşına katılmış, devrim uygulamalarında en önde yer almıştı. Atatürk’ten sonra devrimin sorumluluğunu yüklenmiş, Türkiye’yi savaş dönemi dahil 12 yıl tek başına yönetmişti.
    Yanıt aradığım önde gelen soru şuydu: büyüklüğünü saptadığım Türk Devrimi, bu denli kolay ve hızlı nasıl ortadan kalktı. Bu devrimi yaşayan ve güçlü bir dünya devleti olma şansını yakalayan Türkiye, nasıl oldu da Osmanlı çürümüşlüğüne geri döndü.. Bu soruya doğru yanıt bulmak için çok uğraştım; konuyla ilgili araştırmamı genişlettim. Nereye baksam karşıma İsmet İnönü ve uygulamaları çıktı. Sonuç şaşırtıcıydı ama gerçekti. İnönü, devrim uygulamalarında Atatürk’le çelişkiler yaşamış, kimi zaman onunla çatışmış, daha sonra yüksek yetkilerle Cumhurbaşkanlığı yapmıştı. 1938 sonrasında uyguladığı politikayla devrimin geri dönüşüne neden olmuştu. ‘Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşı’ devrimin yitirilmesine yol açan süreci başlatmıştı. Bu şaşırtıcıydı ama gördüğüm gerçek buydu
    Saptamalarımı, birkaç yazıyla paylaşmış, bir oranda kitaplarıma da koymuştum. Ancak, bunlar, olayların önemi nedeniyle yeterli değildi. Yazı yoğunluğum, konuyu derinleştirip ayrı bir kitap haline getirememe izin vermemişti. Tam da bu sırada okurum Sevgili Halil Fırtına’dan bir öneri geldi. İnönü konusunun, kitap haline getirilerek kalıcı kılınması ve kitabın yüz sayfayı geçmemesini söylüyor, bin adetlik ilk baskısının tümünü satın alacağını söylüyordu. İsteğimle örtüşen öneri, mali destek de eklenince elinizdeki kitabın basımı sağlanmış oldu. (Halil Fırtına’ya ve kitabı neredeyse maliyetine basan Sevgili Aynur Abancı’ya burada teşekkür ediyorum).
    İnönü dönemini ele almak, geniş bir kesim tarafından dokunulması yasak bir tabu haline getirilmiştir. Övebilir ama eleştiremezsiniz. Oysa, bu konu belki de en çok ele alınıp eleştirilmesi geren bir konudur. Bunu yapmak, geçmişi kötü göstermek ya da kişi karalamak değil, bugüne ve geleceğe yönelik sonuç çıkarmaktır.
    Türkiye, bana göre böyle gitmeyecektir. Ya kurtuluşa yönelecek ya da dağılacaktır. Her iki koşulda da, Atatürk’ün önemi daha çok öne çıkacak, unutulan mücadelesi yeniden yol gösterici olacaktır. Bu olurken, yarattığı devrime zarar verenlerin yaptıkları da kuşkusuz gündeme gelecektir, gelmek zorundadır. Başarı için, doğrulardan olduğu kadar yanlışlardan da ders çıkarma gereksinimi, İnönü konusunun öğrenilmesini gerekli kılacaktır. Devrimin aldığı darbeler nedeniyle giderek güncelleşen Atatürk-İnönü ilişkisi, daha da güncel hale gelecektir. Yukarıda, ‘ben kitaplarımı geleceğe yazıyorum’ derken, bunu anlatmak istemiştim.
    Kitabı, lütfen kendinizi önyargılardan uzak tutarak okuyunuz. Öğretilmeyen, bu nedenle sizi şaşırtacak bilgilerle karşılaşacaksınız. Çabuk karar vermeyiniz ve düşününüz. Burada yazılanları, başka araştırma ve yorumlarla kıyaslayınız. Benim yazdıklarımı yetersiz görürseniz, Atatürk Türkiyesi’nin bugüne neden ve nasıl geldiğinin, sorumluların kim ya da kimler olduğunun yanıtını siz bulmaya çalışınız. Bu yapılmazsa, Atatürk’ün gerçek boyutuyla kavranamayacağını biliniz.. Burada yazılanları, çoğunluğun yaptığı gibi, ‘İnönü’ye saygısızlık, en azından vefasızlık’ olarak görmeyiniz ya da ‘Atatürk’e saldıramayanların İnönü’ye saldırması’ olarak değerlendirmeyiniz. Gelecek için geçmişten ders çıkarmayı deneyiniz, gerçeği bunun için öğreniniz.

  18. 2 sene önce

    burada sacma sapan yorumları okumakla ve onları yanıtlamakla oyalanmıyacagım.
    solcu musveddelerı ve osmanlı mıllıyetcılerı ıle artısmaya gırmıyecegım.

  19. 2 sene önce

    İkinci adam olarak kendine verilen görevleri görev adamı özellikleri ile hakkiyle yerine getirmiş ve kurtuluş savaşımızın kazanılmasına önemli katkılarda bulunmuştur.
    Birinci adamlığı ise tam bir başarsızlıktır. Zaten Atatürk kendini takiben İsmet Paşa değil ama Fevzi Çakmak’ın cumhurbaşkanlığının doğru olacağını mütlaası olarak özel sekreteri Hasan Ziya Soyak’a söylemiş Hasan Rıza Soyak’ta zamanın başbakanı Celal Bayar’ı bilgilendirmiştir. Hasan Rıza Soyak Celel Bayar’kn gereken takibi yapmadığı kanısındadır. (Bakınız Hasan Rıza Soyak, ‘Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 1inci baskı, sayfa 717-719) Böyle olması da onun batı hayranı düşünce tarzkna (Bazı aydınlarımız İnönü’ün Tanzimat kafalı olduğunu söyler) ve dengeci karakter yapısına uygun gibidir. Ama memleketimizin talihsizliğidir. Örnekler çoktur. Birkaçı: Atatürk dönemi siyasetleri çok başarılı yürütmüş bakanlara kabinesinde yer vermemiştir: Yakın çevresindekiler bir kenara itilmişler, Tevfik Rüştü Aras, Şükrü Kaya vb. Nisan 1939da İngiltere ile yaptığı kültür antlaşması ile ingilizce eğitimin yaygınlaşmasını başlatmıştır. Tevfik Rüştü bu antlaşmanın yapılmasını gerektiren şartların olmadığını söyleyerek eleştirmiştir. Atatürk hasta yatağında iken Atatürk’le yolları ayrılmış siyasetçilerle (Kazım Karabekir vb) ittifak kurarak öl’münün hemen ertesi günü cumhubaşkanı seçilmiştir.
    İkinci dünya savaşına girmememizi İnönü’nün devlet adamlığına bağlayan iddialar tartışmalıdır. Bu politikada Atatürk’ün böyle bir savaşta tarafsız kalınız mütaalasını takib etmesi akla daha yakın olmalıdır. Nihazi Berkes ‘Jnutulan Yıllar’ adlı eserinde savaşa girmememizin o zamanki dengelerin sonucu olduğunu yani İnönü”nün iradi bir siyasetine dayanmadığını gerekçeleri ile belirtmektedir. Hasan Ali Yücel’in. Reşat Sami Süer ekibine ve ırkçılara yem edilmesinde liderlik iradesi göstermemesi, ahnk şekilde köy enstitülrinin kapatılması siyasetinin başını çeken Kazkm Karabekir’e karşı duramaması vb örnekler.
    Bize düşen görev, okumak, araştırmak ve gerçeklere ulaşıp onları tekrar tekrar yaymaktır. Böylelikle ancak toplumsal belleğimiz yalanların, hurafelerin tahribatından korunur. Toplum olarak değişen durumlarda toplum ve memleketimiz yararına sağlıklı duruş almamızı kolaylaştırırız.

    • 1 ay önce

      Nisan 1939’da İngiltere ile kültür antlaşması imzalandığını yazmışsınız. tbmm.gov.tr’den araştırdım ancak bulamadım. Sadece 1 Nisan 1939’da ABD ile imzalanan ticaret antlaşması var. Kaynak gösterebilir misiniz? Saygılar.

  20. 2 sene önce

    Teşekkür ediyorum vermiş olduğunuz bilgi için. İsminizi arama motorlarına vererek aradım ama kitabınızı bulamadım. Acaba online nerelerden bu kitabı edinebiliriz. Eğer kitabınızı alabileceğimiz web sitelerinin linklerini belirtmenzi rica ediyorum. Çok memnun olurum.

  21. 1 ay önce

    İstiklal ve bağımsızlık benim karakterimdir sözü Atatürk’e aittir ve bence önemli sözlerindendir.
    Ne yazıkki Atatürk’ün silah arkadaşı İsmet İnönü büyük devrimcinin ölümünden sonra bağımsızlık için hiç bir çaba göstermemiş bilakis ABD nin güdümünde emperyalizmin güdümüne Türkiye’yi teslim etmiştir.

  22. Attila İlhan, İnönü’ nün Atatürkle ilgili şöyle dediğini yazar : “BEN DAHİL HİÇ BİRİMİZ ONU ANLAMADIK. BEN SADECE ONA İNANDIM VE GÜVENDİM.” Atatürk sözünden asla çıkmayacağını bildiği için onu Lozana göndermiştir. Ancak sonuç olarak İnönü çapsızsın tekidir, ve Atatürk olmadan bir hiçtir. Bunun böyle olduğunu da Atatürk’ ün ölümünden sonra onun devrimlerine ilk ihaneti yaparak göstermiştir.

    • 1 ay önce

      yurrruuu tas arabası.

    • 1 ay önce

      Bütünüyle doğru… ATATÜRK’ü, eşsiz karizması karşısındaki eziklik içinde hiç çekemediğini biliyoruz…

      • 1 ay önce

        Yanlış ve saygısızca bir üslup. Tarihi şahsiyetleri yargılamak klavye kahramanlarının işi olmamalı. Mustafa Yıldırım’ın 58 Gün kitabında Albay İsmet Bey’in Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Filistin Cephesi’nde çektiği sıkıntıları okur ve Atatürk’ün neden en çok İsmet Paşa’ya güvendiğini, O’nu neden İstiklal Harbi’nde Garp Cephesi Kumandanı ve Genelkurmay Başkanı yaptığını; Mudanya ve Lozan’a neden İsmet Paşa’yı gönderdiğini araştırır ve üzerine de bir miktar da düşünürseniz belki yaptığınız yanlışın farkına varırsınız. GG rumuzlu yorumcunun kendisinin gerçek ismini yazmaya dahi korkarken hayatı cephelerde geçmiş Rahmetli İnönü’ye “çapsız” tabirini kullanması ağır bir saygısızlıktır. İnönü’yü Atatürk ile kıyaslamak ise çocukça bir aptallıktır. Eğer aynı seviyede iki kahraman deha çıkarabilseydik zaten bu gün bunları konuşuyor olmazdık. Ama bu, İnönü’ye hakaret etmemizi, O’nun hizmetlerini yok saymamızı gerektirmez. Yorumcular araştırmadan ve düşünmeden yazıyor. Yukarıdaki yorumlarda İnönü’nün uçak fabrikalarını kapattığının yazılması bile başlı başına bir bilgisizlik örneğidir. Bu bilgisizlik ve aymazlık aynı zamanda “neden bu haldeyiz” sorusunun da cevabıdır.

        Cevapla
  23. 1 ay önce

    Hatalari sevaplari olmustur muhakkak, hatta diger silah arkadaslarinin Ataturk’e suikast girisimi de ortadadir. Ama unutulmamalidir ki, bu adamlarin hicbirisi hirsiz, arsiz ve namussuz degildi. Hepsi vatanlari icin uygun gordukleri sekilde hizmet etmeye calistilar ve caba gosterdiler. CInali gibi 23 milyar dolari Hollandaya yigmadilar.

  24. 1 ay önce

    Yorumcuların saygısızca bir üslup kullanmalarını yadırgıyorum. Tarihi şahsiyetleri yargılamak klavye kahramanlarının işi olmamalı. Mustafa Yıldırım’ın 58 Gün kitabında Albay İsmet Bey’in Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Filistin Cephesi’nde çektiği sıkıntıları okur ve Atatürk’ün neden en çok İsmet Paşa’ya güvendiğini, O’nu neden İstiklal Harbi’nde Garp Cephesi Kumandanı ve Genelkurmay Başkanı yaptığını; Mudanya ve Lozan’a neden İsmet Paşa’yı gönderdiğini araştırır ve üzerine de bir miktar da düşünürseniz belki yaptığınız yanlışın farkına varırsınız. GG rumuzlu yorumcunun kendisinin gerçek ismini yazmaya dahi korkarken hayatı cephelerde geçmiş Rahmetli İnönü’ye “çapsız” tabirini kullanması ağır bir saygısızlıktır. İnönü’yü Atatürk ile kıyaslamak ise çocukça bir saflıktır. Eğer aynı seviyede iki kahraman deha çıkarabilseydik zaten bu gün bunları konuşuyor olmazdık. Ama bu, İnönü’ye hakaret etmemizi, O’nun hizmetlerini yok saymamızı gerektirmez. Yorumcular araştırmadan ve düşünmeden yazıyor. Yorumlarda İnönü’nün uçak fabrikalarını kapattığının yazılması bile başlı başına bir bilgisizlik örneğidir. Hiç bir şey bilmiyorsanız yorum yapmadan önce ezberlerinizi, önyargılarınız bir kenara bırakarak okuyun ve araştırın. İnternette Türkiye’nin Harp Sanayi’nin tarihsel gelişimi ile ilgili onlarca yüksek lisans tezi var. Bu bilgisizlik ve aymazlık aynı zamanda “neden bu haldeyiz” sorusunun da cevabıdır.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!