Üniversitelerimizde ‘ilericiler – gericiler’ çatışması

Türk üniversite tarihinde yüzlerce öğretim üyesinin biyografisi, öğretim üyelerinin doğum yerleri, babalarının meslekleri, mezun oldukları lise ve üniversiteler, yurtdışı eğitim durumları gibi bilgilerle sosyal profilleri ortaya çıkaran ve bu verileri kapitalizm, sanayileşme, milliyetçilik, ulus devlet gibi unsurlarla ele alan  Darülfünundan Üniversiteye Öğretim Üyeleri (1900-1946) kitabı yayınlandı

Üniversitelerimizde ‘ilericiler – gericiler’ çatışması

İlk üniversite hocaları kimlerdi?

Hangi şehirlerde ve hangi ailelerde doğdular, hangi okullarda okudular?

Toplumsal kökenleri ile diğer seçkinlerin toplumsal kökenleri ne derece örtüşmektedir?

Üniversitenin neşet ettiği tarihsel koşulların içinden nasıl bir akademik kişilik tipolojisi zuhur etti?

Üniversite ve öğretim üyelerinden ne bekleniyordu?

Büyüyenay Yayınları tarafından yayınlanan kitap Aydın Demirtaş tarafından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde Prof. Dr. İsmail Coşkun danışmanlığında hazırlanmış doktora tezini esas alıyor.

Kitap bizi ülkemizde akademisyenlerin ve üniversitenin köklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Araştırma üniversitenin kuruluşundan başladığı için üniversitenin ortaya çıkış süreci ve öğretim üyeliğinin bir mesleki kategori olarak vücut bulması sosyolojik bakış açısıyla sergileniyor.

İLERİCİLER-GERİCİLER ÇATIŞMASI 

Ülkemizde maalesef üniversiteyi tarihsel, sosyolojik boyutlarıyla konu edinen çalışmalar fazla değil.

Yazar Osmanlıda üniversite kurma düşüncesinin ilk defa gündeme geldiği 1845 yılından itibaren ortaya çıkan gelişmeleri ve Osmanlı’da üniversitenin doğduğu atmosferi bizlere tanıtarak işe başlıyor. 1845-1900 arasındaki yarım asrı aşan sürede üniversite veya o günkü adıyla darülfünun birkaç kez açılıp kapanarak ayakta kalmaya çalışıyor.

Yazarın iddiasına göre devlet üniversitenin kurulması işine dört elle sarılmıyor. Çünkü Mülkiye, Tıbbiye, Mühendishane, Harbiye gibi yükseköğretim kurumlarıyla kendi ihtiyaç duyduğu kadroları zaten yetiştiriyor.

Darülfünundan Üniversiteye Öğretim Üyeleri, öğretim üyelerinin sosyal statülerini de Weber’in statü üzerine görüşlerinden ve elit teorilerinden faydalanarak mercek altına alıyor. Elit teorilerinin tercih edilme nedeni Osmanlı’nın devlet merkezli yapısında sınıfsal ayrımlardan çok yöneten-yönetilen ayrımının ön planda olması. Öğretim üyelerinin 1900-1946 yılları arasında modern devlet elitleriyle oldukça iç içe geçmiş olduğunu görüyoruz.  İlk üniversite hocaları genellikle devletin değişik kademelerinde görev yapmış kimseler. Asker, vali, büyükelçi, mebus, defterdar vb. görevlerde bulunmuş kimselerin ilk darülfünunda ders vermekle görevlendirilmiş olmaları söz konusu.

Kitap yeni sorulara ve çalışmalara kapı açıyor. Bu çerçevede 1946 sonrası için yapılacak benzer çalışmalar da ilginç olacak ve kayda değer bir boşluğu da dolduracaktır.