Yılmaz Özdil ile Uğur Dündar arasında kavga çıkarmıştı... Mollaveyisoğlu perde arkasını yazdı

Canlı yayında yaşanan çok sert tartışmayla yeniden gündeme gelen Artı 1 Tv olayını Tuncay Mollaveyisoğlu anlattı.

Yılmaz Özdil ile Uğur Dündar arasında kavga çıkarmıştı... Mollaveyisoğlu perde arkasını yazdı

İş adamı Sezgin Baran Korkmaz'ın gazetecilerle şaibeli ilişkilerine dair tartışma, Yılmaz Özdil ile Uğur Dündar arasında kavgaya kadar uzanmıştı.

Tartışma, Uğur Dündar ile Tuncay Mollaveyisoğlu Tele 1 canlı yayınında olduğu sırada Yılmaz Özdil'in SBK Holding'in patronu Sezgin Boran Korkmaz hakkında yazdığı tweet ile başladı.

Özdil, Korkmaz'ın finanse ettiği bazı gazetecilere ilişkin bilgilerin ABD'deki iddianamede yazdığını iöne sürdü.

Özdil, “SBK’nın kafakola aldığı gazetecileri, kime hangi televizyonu kurdurduklarını biliyorum ama söylemem demedim, aksine açık açık söylüyorum, ABD’deki iddianamede yazıyor..." ifadelerini kullandı.

Özdil'in söz konusu televizyon kanalı için Uğur Dündar ve Tuncay Mollaveyizoğlu'nun da içinde yer aldığı Artı 1'yi işaret ettiği öğrenildi.

Özdil'in ima yollu suçlamasına gazeteci Uğur Dündar sert tepki gösterdi. Yılmaz Özdil'in kendisini en yakından tanıyan kişilerden biri olduğunu söyleyen Dündar, Özdil'i bildiklerini söylemeye çağırdı.

Dündar, "Kimse açık açık yazacaksın, yazacaksın, insanları töhmet altında bırakmayacaksın. Ulan sen beni en yakından tanıyan adamsın be, nasıl gitti elin o tweete, nasıl yazabildin onları, yazıklar olsun sana" ifadelerini kullandı. Programın devamında Dündar, "Yılmaz sakın karşıma çıkma. Mezarıma dahi gelme. Seni görürsem çok fena yapacağım" şeklinde tepkisine devam etti.

Tartışma sürerken Özdil'in suçlamalarının muhataplarından Tuncay Mollaveyisoğlu, Cumhuriyet'teki köşesinde "Artı 1 TV’nin birinci elden hikâyesi" başlıklı yazısında kanalın kuruluşu ve sonrasını anlattı.

Mollaveyisoğlu'nun yazısının satır başları şöyle:

2012 yılında Halk TV’nin başına geçme teklifi aldığımda o dönemde CHP ile çok yakın görüntü veren kanalda yer almak istemediğimi belirttim. 

Medyada boşluk vardı. Bağımsız bir TV kanalına ihtiyaç büyüktü. 

Her biri habercilikte marka olmuş isimlerle bir televizyon kanalı kurmayı ve bu kanalı iktidar korkusu olmayan bir patronaj ile yapma yolunu tercih ettik.

Uğur Dündar, Haluk Şahin, Özlem Gürses, Banu Güven, Ece Temelkuran gibi isimlerin ekran önünde olduğu, Uğur Tütçüoğlu, Mustafa Hoş gibi haber ve program konusunda çok deneyimli isimlerin de mutfakta yer aldığı hatta Barbaros Şansal’ın sivri dili ile kendine özgü program yaptığı bir televizyon kanalı...

Kâğıt üzerinde her şey tamamdı. Teknik kalitesi yüksek, çok izlenen bağımsız bir televizyon kanalı yaratacaktık... 

Uğur Dündar ile Yılmaz Özdil kavgasına Müjdat Gezen de girdi

Kanala patron arayışında çok sayıda değerli isimle görüştük... En son Prof. Burhan Şenatalar’ın referansı ile babası çok değerli bir sendikacı olan, o dönem TÜSES Vakfı’nın da başkanlığını yapan Altan Ertürk ile el sıkıştık. 

Uğur Dündar, Haluk Şahin ve ben, Ertürk’ten yayınlara müdahale etmemesi, tüm mali yükü ve yönetimi üzerine aldığı için ücretleri aksatmaması ile ilgili söz aldık. Ertürk sadece kendisine bağlı olan harcama kalemlerini yönetecek, yayına karışmayacaktı...

Hikâye uzun, bu köşeye sığmaz... Artı 1 olağanüstü başarılı yayıncılık yaparak ilk günden itibaren yüksek izleyici kitlesi yakaladı. Nihat Genç, Ayşenur Aslan gibi benim çok değer verdiğim isimleri de ilk başta “kadro yeterli bahanesi ile pazarlık konusu yapıldıkları için” zaman içinde, güçlenince kadroya dahil etme kararı aldık.

Sonra Gezi olayları oldu... Artı 1’de, Gezi’yi baştan sona yayımlama kararı aldık... Muhabirimiz Gökmen Ulu canlı yayınları ile Artı 1’de parladı... Ve baskılar peşi sıra gelmeye başladı... 

Kanalın patronu Altan Ertürk ile gerilim iyice arttı... Maaşlar dahil verdiği sözleri yerine getirmeyen Ertürk ile verdiğimiz kavga, genel yayın yönetmeni olduğum kanalda işten çıkarılmamla son buldu... Haber Müdürü Mustafa Hoş’un işten atılmak istenmesi, Gezi ile tırmanan baskı /sansür süreci... Uğur Dündar başta olmak üzere kurucu ekibin tamamı istifa etti... 

Benden üç ay sonra kanalın başına Can Dündar getirildi… Bugünlerde Sezgin Baran Korkmaz ile ABD’de ortak bir davada adı geçen Ekim Alptekin’in adı biz kanaldan atıldıktan sonra ortaya çıktı. 

Alptekin, o dönemde TABA başkanı ve şaibesiz bir isimdi. 

Ekim Alptekin’i hiç tanımadık, bilmiyoruz, yüzünü dahi görmedik... Altan Ertürk’ün arkasında onun olabileceğine yönelik kanaatimiz, bizden sonra kanala geliş gidişleri sonrasında oluştu...

Alptekin, Artı 1’in arkasında olduğuna yönelik iddiaları o gün de reddetti, bugün de... Altan Ertürk ile bir proje ortaklığı yaptığını, Artı 1’e reklam verdiğini söylüyor...

Peki, Artı 1’in hikâyesini ve Ekim Alptekin’i neden yazdım? 

Çünkü Yılmaz Özdil şu sıralarda ABD’de karapara aklama davasında adı geçen Sezgin Baran Korkmaz’ın, Alptekin ile bağlantısı olduğunu söyledi... Hatta Korkmaz’ın, Türkiye’de gazetecilere TV kurdurduğunu iddia etti... Bu iddiayı da ABD’deki iddianameye dayandırdı...

Tamamen uydurulmuş bir iddia... Sezgin Baran Korkmaz, hakikaten bir TV kanalı kurdurdu ise o kanal Artı 1 değil! 

2013 yılında, hatta kanalın kuruluş hazırlığı olan 2012 yılında, ne Sezgin Baran Korkmaz diye bir isim var ne karapara meselesi ne de Ekim Alptekin ile ilgili bugün konuşulan iddialar.

Kaldı ki, bizim Alptekin ile en küçük bir temasımız ya da tanışıklığımız yok!

Kanalda başladığımız günden, atıldığımız ana kadar tek patron vardı, o da Altan Ertürk...

*

Aradan 9 yıl geçmiş... Alptekin’in adı karapara aklama suçundan tutuklanan Korkmaz ile ABD’de bir başka davada birlikte geçiyor...

Yılmaz Özdil ise birbirinden güvenilir gazetecilerle, muhalif bir yayıncılık yapan Artı 1’i, karaparacı Korkmaz’ın kurdurduğunu iddia ediyor!

Abdülhamit’in bıyığının yönünü bilecek kadar araştırmacı Yılmaz Özdil’in, Mustafa Hoş’un Abluka kitabında gün gün anlattığı, bizim medya mahallesinde herkesin bildiği ve tanık olduğu bir televizyonculuk girişimini nasıl ABD’ye bağladığını çözemedik... 

Bugün, Korkmaz ile Alptekin’in adı aynı soruşturmada geçiyor diye, zamanı 9 yıl geriye sararak, üstelik Alptekin ile ilgisi olmayan Türkiye’nin yüz akı gazetecilerinde şaibe yaratmak!... Hâlâ anlamış değilim...

Ben canlı yayında, “bilgi eksikliğidir” dedim... Yazılarını özenle kaleme alan ve yüz binlerin okuduğu Özdil’in, attığı tweet’lerde de aynı özeni göstermesini beklerdim... 

Bu yazı Artı 1 ile ilgili oluşabilecek soru işaretlerine yanıttır... Hikâye çok detaylı ancak özetle böyledir. 

Artı 1, yayın yaptığı süre boyunca bağımsız gazetecilerin baskılara rağmen özgürce yayın yaptığı bir özgürlük adası olarak medya tarihinde yerini almıştır."

NİHAT GENÇ'TEN AÇIKLAMA

Yazar Nihat Genç, Mollaveyisoğlu'nun kendisiyle ilgili anlattıklarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Genç'in yanıtı şöyle:

"Tuncay'ın bugünkü yazısında diğer taraflara girmeyeyim benimle ilgili kurduğu cümleler sıkıntılıdır, doğrusu şöyledir, bana söz verildiği halde ve beni bir yıl oyaladıkları halde benimle değil PKK destekçisi liberalleri kadroya aldılar. Ve, altı ay gibi uzun süre telefonuma çıkılmadı bir cevap verilmedi, 'beni niye sattınız' sorum cevapsız kaldı, iş patlayınca: 'anladın mı ağbi yukardakiler istemedi' diye mesaj attı. Oysa bugün kadro müsait değilmiş gibi naneden açıklama yapıyor.

Açıklamanın bütünü için ise şunu söyleyeceğim, reklam veren sahip-patron Ekim Alptekin'i tanımadıklarını söylemeleri gazetecilik dikkat ve uyanıklığına aykırıdır. Mesela o günlerde ortada ismi en çok dolaşan Erdoğan Toprak isminden de hiç söz edilmiyor! Ve cumhuriyetin kurumlarına operasyon çekilip ülkenin işgal yaşadığı günlerde Nihat Genç ismini silip yerine Fetö ve liberal ve PKK sempati ve kimlikli isimlerle (Banu Güven, Ece Temelkuran vs.)yola çıkılması ileriki günlerde 'yeni CHP'nin nasıl ve kimlerle dizayn edileceğinin de ipuçlarını veriyor, yani, kör değil aptal değil kullanışlı hiç değiliz. Nihat Genç isminin silinmesi yeni muhalefet yeni CHP oluşturma çalışmasının habercisiydi ve sonraki günlerde de muhalefet aynı liberal Fetö CIA iltisaklı şaibeli patron ve yazarlarla rayına oturtulmuş hepsi rahat etmiştir!"