Zihninizdeki en kötü senaryo: Ya ölürse, ya başına kötü bir şey gelirse?

featured
service

Uzm. Psk. Neşe Yaran yazdı…

Ölümün ve ıstırabın kabul edilmesi yaşamın bir parçasıdır, herkesin başına yaşamı boyunca pek çok şey gelir ve ölümle başa çıkmak kesinlikle bunlardan biridir.

Hayat tam orada, yani bir kaybın olduğu yerde bitiyor gibi görünse de, aslında her şeye rağmen devam ediyor ve ne yazık ki çevremizdeki diğer insanların bir gün ölmesini engelleme gücümüz yok. Ancak, yeni var olma yollarını keşfetmek ve artık bunalmış hissetmemek için yaşamımızı yönetmekten sorumlu olma fikrine kendimizi hazırlayabiliriz.

Başlangıç olarak, önemli bir ayrım yapalım. Sevilen birinin ölümüyle ilgili iki ana kaygı türü vardır:

1.Sevdiğiniz birinin ciddi bir hastalığı veya yüksek ölüm riski olması,

2.Sevdikleriniz özellikle bir ölüm riski olmamasına rağmen, yine de onların ölmesi konusunda sebepsiz endişe duymanız,

Bu iki kaygı türü çok farklıdır ve farklı türde tepkilere ihtiyaç duyarlar.

Bu yazımda danışanlarımız arasında çok sık rastlanan bu ikinci senaryo üzerinde durmak istiyorum.

Tamamen sağlıklı partneriniz, aile bireyleriniz veya sevdiğiniz biri için endişelenmek ‘çılgınlık’ değildir.

Geçmişte beklenmedik bir kayıp yaşadıysak veya özellikle stresli veya savunmasız hissediyorsak, bu tür endişelere daha yatkın olabiliriz. Hayatımızdaki büyük değişikliklerin körüklediği bir durum da olabilir. Bu hayattan zevk almazını engeller ve fiziksel semptomlara neden olduğu noktaya gelene kadar, endişelenerek çok zaman harcamanıza ve yaşam dengenizin bozulmasına neden olabilir.

Neyse ki endişenizin kaynağı ne olursa olsun, hayatınızdaki etkisini azaltmanın bazı yolları var.

Öncelikle endişenin beyninizin güvende ve kontrol altında hissetmeye çalışma şekli olduğunu anlayın.

Çoğu zaman insanlar – bilinçli olsun ya da olmasın – endişelenmenin kötü şeylerin olmasını önlemeye yardımcı olduğuna inanırlar. “Bu en kötü senaryoyu kafamda yeterince çevirirsem, elbette onu durdurabilirim” diye düşünmeye başlarlar. Oysa endişelenmek durumu değiştirmez; sadece olumsuz duygularımızı sürekli orta ateşte tutar.

Sevdiğimiz biri beklenmedik bir şekilde ölürse, varsayımsal ölümlerini daha önce birçok kez hayal etmiş olsak dahi, daha az harap olmayız.

İlk adım, beyninizin sürekli endişe duymasının iyi bir bilimsel nedeni olduğunu basitçe anlamaktır.

Beynimiz, kontrol eksikliği hissettiğimizde aşırı endişeye eğilimlidir; tıpkı küresel pandemi ile hayatımızda ilk kez karşılaştığımızda olduğu gibi. Aslında bu şekilde kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olmaya çalışır.

Danışanlarıma da söylediğim gibi; siz sevdiğiniz kişinin ölümünü hayal etmekten “hastalıklı bir şekilde zevk” almıyorsunuz, sadece bu şekilde beyniniz geçici bir kontrol yanılsaması elde ediyor.

Endişelenme eylemine kendinizi kaptırmamayı kendinize hatırlatarak bu döngüyü kırmaya başlayın ve düşüncelerin sadece beyninizin size anlattığı hikâyeler olduğunu anlayın.

PEKİ BU DÖNGÜYÜ NASIL KIRABİLİRİZ?

Anahtar, düşüncelerin sadece hikâyeler olduğunu anlamaktır ve bazen hikâyelerden bile daha azıdırlar; beyninizin birbirine eklediği diyalog parçalarıdır. Bu parçaların gerçek, anlamlı veya yararlı bir şeyi temsil edip etmediğine karar vermekse size kalmış.

Bir şey deneyelim. Kendi kendinize düşünün, “Ben mor bir filim.” Elinizde varsa, şimdi bir aynaya bakın. “Ben mor bir filim” düşüncesi, bu inancınızı doğru kıldı mı? Bunu düşünmek bir şekilde ifadeyi anlamlı veya faydalı kıldı mı?

Şimdi, beyninizin size “Daha önce hiç geç kalmadı, bu yüzden bir araba kazası geçirmiş olmalı” veya “Bu onu son görüşüm olabilir” gibi anlattığı hikâyeleri düşünün. “Ben mor bir filim” diye düşünmekle tamamen eşdeğerdirler – doğru değiller, hiçbir anlam ifade etmiyorlar, eyleme geçirilemezler ve size yardımcı olmuyorlar.

Bu düşünceler bazen kafanıza geliyorsa sorun değil – bunu kontrol edemezsiniz. Ancak bu düşünceleri tekrar tekrar düşündükten sonra dahi bırakamıyor ve bu size acı veriyorsa kendinize sorun:

“Bu düşünceler şu anda sahip olduğum gerçeklere mi dayanıyor… Yoksa sadece düşünceler mi?”

İkinci adım, kendinizi şimdiki anda topraklamaktan geçer.

Tekrarlanan düşüncelerinizi durdurmak iyi ve güzel. Ama o anda, kendinize bu düşünceyi bırakmanızı söyledikten sonra, bunun yerine zihinsel alanınızı neyle dolduruyorsunuz?

Bahse girerim, aktif olarak başka bir şeyle meşgul olmadıkça, endişeli düşünceler tavşan deliğine kolayca geri dönüyorlar ve siz bu gerçeği önceki deneyimlerinizden zaten biliyorsunuz.

Dikkatinizi “burada ve şimdi”, “bedeninizde ve çevrenizde” olup bitenlere kaydırmaya çalışın. İlgi çekici bir aktivite ile kendinizi şu anda topraklayın. Biraz TV izleyebilir veya oyun oynayabilirsiniz, ya da daha iyisi dikkatinizi “burada ve şimdi” bedeninizde ve çevrenizde olup bitenlere kaydırarak görebildiğiniz, duyabildiğiniz, hissedebildiğiniz ve koklayabildiğiniz şeyleri adlandırabilirsiniz. Birkaç dakika nefesinizin ritmini takip edebilir, böylece farkındalık kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. Bu bir dahaki sefere en kötü senaryo düşünce sarmalından kurtulmanızı kolaylaştıracaktır.

Bugün bahsettiğim tüm stratejileri söylemek, elbette yapmaktan çok daha kolay.

Kişisel bakıma öncelik vermeyi zaten tüm uzmanlar salık veriyor, ancak kendimize gerçekten sabır ve nezaket göstermemiz gerektiğini de hatırlatmakta fayda var.

İster sevdiğiniz birini kaybetmek üzere olun, ister belirsiz bir prognozla başa çıkın, isterse sağlıklı bir yakınınızın ölümü korkusundan kurtulamıyor olun, derin, varoluşsal bir kaygı yaşadığınızı ya da bilinçdışı bir seçimle kendilik ve değer duygunuzu içinizde geliştirmek yerine, bağımlı olduğunuz başka bir kişiden almaya çalıştığınızı fark edebilmeniz önemli. Çünkü kendi benliğinize taşınmanız ve iki tarafın da bağımsız olmanıza izin verebilmeniz gerçek bir fark yaratacaktır.

Bir “Püf Noktası” ile bitireyim:

Ebeveyninin öleceğinden endişelenen korkmuş beş yaşındaki bir çocuk için ne yapabileceğimizi kendimize sormaktır.

Ebeveynini kaybetmek üzere olduğuna ilişkin bir kâbus gören 5 yaşındaki bir çocuğu yaklaşımımız ne olur? Çocuğa “kaygılanmamasını” veya “sadece mantıklı olmasını” söyler misiniz? Hayır.

Ona sarılır, endişelerinin ne kadar korkutucu olduğunu anladığınızı söyler ve ardından gerçek durumu anlamasına yardımcı olursunuz. Bazen bu, kâbusların, tıpkı endişeler gibi, beynin uydurduğu hikâyeler olduğunu hatırlatmayı içerebilir. Sonra kahvaltı yapmasına, okula hazırlanmasına ve yapmayı sevdiği şeyleri yapmaya devam etmesine yardım edersiniz.

Endişeler sizi bunaltmakla tehdit ettiğinde, kendinize de aynı şefkatle davranın, sabırlı ve nazik olun. Duygularınızı anlamak ve özgüveninizi yükseltmeyi öğrenmek için profesyonel desteğe almaktan da çekinmeyin. Sağlık ve güvenle kalın.                                                                        

Zihninizdeki en kötü senaryo: Ya ölürse, ya başına kötü bir şey gelirse?

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

1 Yorum

  1. 4 ay önce

    Yine sıkıcı, klişelerden oluşan bir psikoloji yazısı demiştim. Ancak öyle değilmiş. Örnekler, tesbitler çok başarılı ve gerçekten faydalı. Teşekkürler.

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!