Mustafa Özgür Sancar yazdı…
BATI’NIN DOĞU’YA TAHAKKÜM ARACI
Oryantalizm ya da Şarkîyatçılık, 19. yüzyıldan başlayarak Doğu-Batı ilişkisinde bir egemenlik aracı olarak üretilmiş, 20. yüzyılda bilgi-iktidar bağlantısına evrilerek, Batı’nın Doğu üzerindeki tahakküm amacının ideolojik çerçevesini oluşturmuştur.
Oryantalistlere göre medeniyetin merkezi Batı’dır. Doğu vahşi, kültür ve medeniyetten uzak bir dünyadır. Sadece masal ve söylencelerle Batılı sanatçılarının fantastik dünyasına hizmet eder. Bundan gayrı, bir anlamı olamaz; çünkü kötü ve geri kalmıştır, bu hâliyle Batı’nın mutlak boyunduruğuna muhtaçtır. Batı gelişmenin, doğu geriliğin merkezidir. Oryantalizmin ideoloğu olanlar genel olarak büyük Asya ve tüm doğuyu, özelde ise Ortadoğu’yu hedef alırlar.
“Batı, aklı ve rasyonel düşünme yeteneği sayesinde insanlığın en ileri aşamasını temsil etmektedir. Aklını kullanma yeteneğinden ve tarihten yoksun, tarihin dışında yaşayan Doğu’nun kendi başına bu gelişmeleri gerçekleştirmesi mümkün değildir.” -Edward Said (1978)
MEDENİYETİN MERKEZİ DOĞU
Bu türden bir kötüleştirme, Doğu’nun Batılılar tarafından sömürülmesi düşüncesine meşruiyet kazandırıyor. 20. yüzyılın eseri emperyalizm, ideolojik planda böyle bir “meşruiyet” anlayışı üzerinden kendini haklılaştırmaya çalışır. Abd’nin Irak, sonrasında Suriye işgalini ve pek çok yerdeki saldırganlığını, “biz demokrasi ve insan hakları ihraç ediyoruz” yalanıyla açıklıyor olması, bu gerçeğin en yalın tezahürüdür.
Oysa kültür ve medeniyetin merkezi Doğu’dur. Mısır, Sümer, Mezopotamya ve Anadolu uygarlığın merkezini oluşturur.
Göçebe ve çoban toplulukları olarak aşağılamaya çalıştıkları Türkler, sayısız boyları ile Sibirya’dan Çin Denizi’ne, Anadolu ve Fars coğrafyasından Afrika ve orta Avrupa’ya kadar yayılarak devletler kurmuşlar, bunları imparatorluk aşamasına ulaştırarak tarihin ilerici kuvveti hâline gelmiştir. Kıpçaklar başta olmak üzere pek çok Türk boyu ilkel komünal topluluklar kurarak yerleşik hayatın özgün örneklerini sundular. Türk boylarında kadına büyük değer verildi; Türk kadını boy ve devlet yönetimde söz sahibi oldu. Oysa Antik Yunan başta olmak üzere, Batılı kavimlerde kadın ikinci sınıf bir varlık olarak kabul edildi. Çocuk yapmak ve ev işleriyle ilgilenmekten gayri önemleri yoktu.
Mitolojinin, tıbbın, devletleşmenin, yazı ve ticaretin merkezi doğudur. Atatürk bu nedenle Türk tarihinin araştırılmasına büyük önem verdi. Anadolu’daki Türk varlığının 1071 Malazgirt zaferinden çok daha önceye dayandığına inandı. Hiçbir zaman Batılılaşma taraftarı olmadı. Muasır medeniyet tanımlamasıyla Türk modernitesine işaret etti. Bu tavrıyla her türden oryantalist anlayışın karşısında durdu.
BATICI AYDIN TİPİ VE DEVRİMCİ AYDIN
Türkiye’de aydın olarak tanımlanan zümre içerisinde baskın bir oryantalizmin etkisi gözüküyor. Bunlar, Batıcılığı ilericilik olarak kabul ediyorlar. Batı onlara göre ulaşılması gereken ideal medeniyet ölçüsü.
Zülfi Livaneli’nin Narin cinayetiyle yaptığı bir paylaşım bunu etraflıca örnekliyor. Livaneli sosyal medya paylaşımında ”Narin Norveç’te doğsa güzel bir hayatı olabilirdi” diyor. Yağmacı Vikinglerin ülkesi Norveç, genel itibariyle İsveç ve Danimarka’nın da yer aldığı İskandinavya, belli bir ekonomik refah seviyesine ulaşmış olabilir, ancak intihar ve suç oranı, sapkın cinayetler konusunda dosyası epey yüklü… Yani huzur ve güvenliğin hâkim olduğu bir düş ülkesi değil. Ayrıca medeniyetin beşiği olarak kabul edilen Batı’da, Abd başta olmak üzere hemen hemen her gün okul cinayetleri, uyuşturucu ve yasa dışı işlere bağlı pek çok suç işleniyor. Daha önemlisi, orada daha fazla, burada daha az şeklinde bir suç karşılaştırması yapmak sorunu doğru algılayamamak anlamına gelir. Bu türden yorumları, İslamcılıktan dönüp, sonra Akp medyasında yer sahibi olmak için tekrar İslamcılığa dönen yarı cahil tipler yapar. Livaneli bunların düz mantıkla üretilmiş argümanlar üzerinden kendisini eleştirmesine izin vermemeliydi. Fakat ne yazık ki Türkiye’de aydın olarak tanımlanan pek çok kişinin bilincinde 19. yüzyıl oryantalizminin kalıntısı var. Dünyaya Batı’dan bakmak gibi bir araza sahipler, oysa ileri gördükleri Batı kapitalizm altında çürüyen, yozlaşan toplumlara sahip. Dünyanın ağırlık merkezi Doğu’ya kayıyor. Üstelik Türkiye’deki ortaçağ kalıntısı feodal ilişkileri, Batıcı bir anlayışla çözemezsiniz. Batı bir astlık üstlük ilişkisi üzerinden geri kalmış Doğu, bizim egemenliğimizi kabul etmeli, medeniyeti onlara hakimiyetimizi kabul ettirerek götürebiliriz diyor. Oysa ödevi, gerçeği görmek ve korkmadan söylemek olan Aydın, herşeyden önce ağalık, derebeylik, şeyh, aşiret sorunun Devrimle çözülecek bir mesele olduğunu görür. Türkiye bunun için bir Millî Demokratik Devrim geleneğine sahip. Batı bize devrim ve aydınlanma getirmez; 1. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşananlarla sabit, Batı sömürü ve bağımlılık dayatır. Oryantalizm Batı’nın sömürücü anlayışının tarihsel derinliğini oluşturur.
ORTAÇAĞ KALINTILARI ANCAK MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİMLE ORTADAN KALDIRILABİLİR
Narin cinayeti, tek başına polisiye bir olay değil, bir devrim meselesidir. Canavarca işlenen bu cinayetin arkasında ortaçağ artığı karmaşık ilişkiler var. Bu bir Feodal cinayet.
Türk Millî Demokratik Devrimi tamamlanırsa, ancak bölge insanını kul hâline getiren ağalık-derebeylik düzeni ortadan kaldırılır. İnsanlar hakkını hukukunu savunan özgür yurttaşlar hâline gelir.
NORVEÇLİ KIZ İMGESİ İLE GÜNEYDOĞU ANADOLU GERÇEĞİNİ ANLAYAMAZSINIZ
Batı güzellemesi yaparak rafine bir aydın olunmuyor ya da seküler bir yaşam pratiğine sahip olmakla ilerici sayılmıyorsunuz. Aydın ve ilerici olmanın ön koşulu ülke ve dünya gerçeğini görmekten geçer. Norveç fiyortlarında dalgalı saçlarını rüzgarın mutlu edici esintisine bırakan kız imgesi, bize Güneydoğu Anadolu gerçeği ile ilgili fikir vermez. Fakirliği, geri kalmışlığı, toprak reformlarıyla ilgili tarihsel sorunu hiç bir Batıcı hayal ve imgeyle çözemezsiniz. Bu ülke bizim ve ancak ülke gerçeğinde çözüm ürettiğiniz sürece aydın vasfının içini doldurabilirsiniz.
Zülfi Livaneli’nin eleştiriye açık bir tutum sergilediğini düşünüyorum. Bence şarkıları ve Türk-Yunan dostluğuna olan katkısıyla hatırda kalmalı.
Ulusal Demokratik Devrim gereksinimi ve emperyalizm olgusu kapsamında üstünde durulması gereken konuya vurgu yapan yazınız, yararlı hepimiz için, selam ve saygılar.
Bu şahıs Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük zarar vermiş, Kemalizm’e çok büyük zarar vermiş, adını anmaktan, başlıktaki sakil fotoğrafına bakmaktan iğrendiğim birisi. İkiyüzlülüğün, olmadığı kişi gibi görünmenin abidesi.
Hayret ki dağlarda pkk “gerillası” olarak savaşsa daha iyi bir hayatı olabilirdi dememiş. Gerçi mevcut kaybı ve üzüntüsü budur.
Bu gibileri aydın zannetmediğimizde adam oluruz!