Türkiye’nin kapitalist üretim ilişkileri sistemini seçmesi, doğal olarak zamanla bu kapitalist sistemin ihtiyaçlarının bir “faktör” olarak güçlenmesine ve çoğu emperyalistleşmiş kapitalist ülkelerle giderek büyüyen bir orantısız ilişkiye girmesine neden olmuştur.
Devreye giren kapitalist sistemin ihtiyaçları önceleri belirsizdir ancak kapitalistleşme süreci bağımlılık ilişkisi içinde ilerledikçe, emperyalizm, hem bu ilişkiden doğan yeni sınıf ve katmanlar aracılığıyla hem de ortak kurumsal yapılar ve doğrudan yatırımlar aracılığıyla Türkiye’de içsel bir olgu haline gelmiştir
İşte burada darbeler/tasfiyelerde içsel dinamikler mi ağır basar, yoksa dışsal dinamikler mi sorusu yanıtını bulur:
Emperyalizmin içsel bir olgu olması, Türkiye’de emperyalizmin ilgisiz kalacağı hiçbir büyük çatışmanın, tasfiyenin olamayacağı anlamına gelir.

Yazı Sona Erdi!
Yüklenemedi, lütfen tekrar deneyiniz.
12 EYLÜL’ün ekonomi politiği: îmâlât sanayi işkolunun çalışanlarına borcu başta Kıdem Tazmînâtı olmak üzere emek-yanlısı yasalar sâyesinde o denli artmıştı ki, fabrikalara haciz-memurları mârifeti ile el koymak imkân dâhiline girmişti. Peki işçiler bu fabrikaları idâme ettirebilecekler miydi? Hayır! Sermâye mallarını, birkaç ay önce UZEL traktör fabrikasında vâkî olduğu gibi, haraç-mezat satacaklardı (orada çapulcular yağmalıyor). Fabrikalar kapanacaktı. O şeref (UZEL gibi lüzumsuz fabrikaları kapatma şerefi) bugün Sn.ERDOĞAN’a nasîp olmaktadır.