24 Nisan öncesinde soykırım iftirasına yanıtlar

Gürbüz Evren yazdı...

24 Nisan öncesinde soykırım iftirasına yanıtlar

Ermeni komiteciler, 1915-1920 döneminde, aralarında Erzurum’un da bulunduğu 6 doğu vilayetinde yaptıkları katliamlarda yüz binlerce savunmasız sivili öldürmüştür.

Erzurum-Horasan'da, anneannem ile dedemin aileleri ve akrabalarından yaklaşık 500 kişinin bir kısmı samanlıkta yakılarak diğer bölümü de Sarıkamış yolundaki Süngütaşı Deresi içinde balta, bıçakla kesilerek ya da kurşunlanarak katledilmiştir.

Bu olaylar, Osmanlı arşiv belgelerinde ölü sayısı, ad, yer vb. bilgileri içerek şekilde kayıtlıdır.

Sülalemdeki bu kayıplara rağmen acılarımı, kayıplarımı asla başka acılarla ve kayıplarla yarıştırmadım.

Yaklaşık 30 yıldır üzerinde çalıştığım bu konuda, duygusal davranmayıp, hep objektif olmaya, arşiv belgeleri ve doğru bilgiler üzerinden hareket etmeye özen gösterdim.

Ermenistan'da, sözde Ermeni soykırımına 'Meds Yeghern' yani 'Büyük Felaket' denir.

Eski Amerikan Başkanları Obama ve Trump, her 24 Nisan'da, Büyük Felaket dediler.

Bunun üzerine ülkemizde "Aman sevinelim, soykırım demediler" havasını yaratıldı.

Oysa 'Meds Yeghern' soykırımdan daha ağır bir tanımlamadır.

Şimdi sıra Amerikan Başkanı Biden ve yardımcısı Kamala Harris'in yapacağı açıklamaya geldi.

Bu da Türkiye'de, Biden ve Harris ya soykırım derse korkusuna yol açtı.

Amerikalılar, Avrupalılar yani emperyalistlerin bu konuda ne dediğine ve diyeceğine o kadar büyük önem atfedildi ki, Türkiye'nin kaderi sanki bunların ağzından çıkacaklara bağlıymış gibi bir psikolojinin içine itildik.

Yabancı arşivlerde çalışmış, belgeler üzerinden hareket etmiş, yurt dışında sayısız panele, sempozyuma, konferansa konuşmacı olarak katılmış, konuya ilişkin yüzlerce makale ve 3 kitap yayınlamış biri olarak söylüyorum, Ermeni soykırımı denilen şey koca bir yalandır ve emperyalizmin oyuncağıdır.

Öncelikle dilimize psikolojik bir harekatla yerleştirdikleri soykırım kelimesi yerine kullanılması gereken doğru ifadenin "1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları" olduğunu belirtelim.

Ardından da 24 Nisan konusunu açıklığa kavuşturalım.

Birinci Dünya Savaşı'nda, Mart 1915'de Rus askerleri Van'a girdiğinde, onların yanında savaşan Ermenilerin, Türklere ve diğer Müslüman unsurlara yönelik katliamları en üst düzeye ulaşmıştı.

Bunun üzerine Osmanlı yönetimi, Ermenilerin önde gelenleriyle İstanbul'da bir toplantı yapmış, isyana ve katliamlara son verilmesini istemişti.

Ancak katliamlar devam edince 24 Nisan 1915'de İstanbul'daki Ermeni Devrim Komitesi kapatıldı.

Ermeni komitelerinin önde gelenlerinden 235 kişi de tutuklanarak, Ankara'ya, Ayaş'a ve Çankırı'ya sürgüne gönderildi.

Bunlardan 7’si yabancı uyruklu olduğu için serbest bırakıldı.

Sürgünlerden kısmı affedilerek, ikamet etmeleri için İzmit, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Bursa’ya yerleştirildi.

Bir bölüm Ermeni komiteci de Tehcir bölgesi olan Zor’a gönderildi.  

Vartabet Komidas adlı müzisyenin ise sağlık sorunu olduğu için tedavi olmak üzere Viyana’ya gitmesine izin verildi.

İşte 24 Nisan'da olan budur.

Ama Ermeniler 24 Nisan'ı soykırımın başlangıcı diye dünyaya kabul ettirdiler.

Şimdi gelelim Tehcir kararına.

Soykırım iddiasındaki çevrelere göre, Osmanlı'nın 27 Mayıs 1915 tarihinde aldığı Tehcir yani Zorunlu Göç ve İskân kararı kapsamında 1,5 milyon Ermeni öldürülmüştür.

O zaman soralım; 1897-1903 yılları arasında 'Osmanlı İstatistik Umumi İdaresi Müdürü'nün Mığırdıç Sınabyan isimli bir Ermeni olduğunu biliyor muydunuz?

Sınabyan döneminde yapılan nüfus sayımlarında Ermeni nüfusu, 1897 yılında 1 milyon 42 bin 374 ve 1903 yılında başlanıp 1906 yılında tamamlanan sayıma göre de 1 milyon 50 bin 513'tür.

Sınabyan sayımlar sırasında özellikle Ermeni nüfusun gerçek sayısını bulmaya çalışmıştır.

En son 1914 yılında yapılan nüfus sayımında ise Ermeni nüfusu 1 milyon 299 bin 007'ye ulaşmıştır.

Şimdi soralım, bu rakamların içinden 1,5 milyon ölü nasıl çıkar?

Tekrar edersek, 27 Mayıs 1915 tarihinde, adına "Tehcir" denilen karar alınmış, özellikle Doğu Anadolu'daki 490 bin Ortodoks Ermeni, İmparatorluğun güneydeki eyaletlerine zorunlu göçe tabi tutulmuştu.

Aşağıda paylaşacağım bilgiler ışığında Tehcir'in soykırım olup olmadığına siz karar verin.

10 Haziran 1915 tarihli İçişleri Bakanlığı talimatnamesi, Tehcir'e tabi tutulan Ermenilere, gidecekleri yerlerde arazi ve ev verilmesini, iş yapacaklara sermaye ve araç gereç sağlanmasını, tarıma uygun bölgelere yerleştirilmesini, uygun kasaba ve köy yoksa yeni köylerin, çiftliklerin kurulmasını istemektedir.

Tehcir sırasındaki masrafların karşılanması için 250 milyon kuruşa ulaşan bir bütçe ayrılmıştır.

Kafilelerin ihtiyaçlarının karşılanması, her bir kişi için 2 para ile 10 para arasında değişen günlük harçlık verilmesi de bu bütçe sayesinde olmuştur.

Paranın yetmediği görüldüğünde ise Adana, Konya, Ankara, Eskişehir, İzmit, Urfa, Maraş, Halep gibi vilayet ve sancakların yönetimlerine ek ödenekler gönderilmiştir.

Şimdi soralım, soykırım yapılacak insanlara ev, arazi, sermaye, araç-gereç verilir mi? Bunca ödenek ayrılır mı? Günlük harçlık verilir mi?

Devam edelim, Osmanlı İçişleri Bakanlığı, haziran ayından itibaren, yani Tehcir kararından 1 ay sonra birçok vilayetin valisine gönderdiği telgraflarda, zorunlu göçe tabi tutulan Ermenileri yol boyunca koruyamayan, eşkıya baskınlarına, soyulmalarına, öldürülmelerine engel olamayan ve kötü davranan yetkililer hakkında işlem yapılmasını, askeri mahkemelere sevk edilmelerini emretmiştir.

1916 yılının sonbahar aylarına kadar mahkemeye çıkarılan Osmanlı memur ve subayları ile bazı sivillere cezalar verilmiştir.

Mahkemeler, 67 kişiye idam, 524 kişiye hapis, 68 kişiye de para ve sürgün cezası vermiştir.

Şimdi soralım, katledilecek insanlar için yüzlerce devlet görevlisi mahkemeye çıkarılıp idama, hapse ya da sürgüne mahkûm edilir mi? Nasıl bir soykırımdır bu?

10 Haziran 1915 tarihli İçişleri Bakanlığı talimatnamesinin bir başka özelliği ise Ermenilerin, ayrıldıkları yerlerde bıraktıkları malları koruma altına almasıdır.

Buna göre, Ermenilerin geride bıraktıkları tüm varlıkları, mühürlenerek kayıt altına alınıp korunacaktır.

Ambarlarda, tarlalarda, evlerde kalan ürünleri, yiyecekleri açık artırma ile satılarak parası sahipleri adına kaydedilecektir.

Bu işleri Taşınmaz Mallar Komisyonu yapacaktır.

Kayıtların örnekleri vilayet ve sancak yönetimlerinin yanı sıra kiliselerde de tutulacaktır.

Şimdi soralım, öldürülecek insanların taşınmazları, malları, ürünleri kayıt altına alınıp korunur mu? Nasıl bir soykırımdır bu?

18 Aralık 1918 tarihinde, Osmanlı Hükümeti, Ermeniler için Geri Dönüş Kararnamesi çıkarmıştır.

Buna göre Ermenilere evleri, arazileri geri verilecek, kilise, okul, yetimhane vb. yerlerdeki eşyaları teslim edilecek, içine göçmen yerleşmiş evlerin tasfiyesi gerçekleştirilecektir.

Şimdi soralım, katledilecek insanlar için geri dönüş ve mal varlıklarının iadesi amacıyla kararname çıkarılır mı? Böyle soykırım olur mu?

Yurt dışında katıldığım etkinliklerde bu son örneği verdiğimde, bir açığımı bulmuşçasına heyecanlanan soykırım iddiacıları, "Savaşı kaybetmiş Osmanlı yöneticilerinin, Tehcir'den 3,5 yıl sonra aldığı Ermenilerin geri dönüşü kararı inandırıcı bir kanıt değil. Zaten Ermeniler, müttefikler sayesinde dönecekti" diyerek beni sıkıştırdıklarını sanırlar.

Bu sözlere de yanıtım hazırdır.

10 Haziran 1915 tarihli talimatname ile kısmen başlayan Zorunlu Göç, tüm vilayetlere ve sancaklara gönderilen emirle, 25 Kasım 1915'de geçici olarak durdurulmuştur.

15 Mart 1916'da ise tamamen durdurulmuştur.

Hatta zorunlu göç için yolda olan kafilelerin, o sırada bulundukları yerlerde iskân edilmeleri emri verilmiştir.

Soykırım iddiacılarının bilinmesini istemedikleri bir başka konu ise Zorunlu Göç uygulaması dışında tutulan Ermenilerdir.

İçişleri Bakanlığı'nın vilayetlere, sancaklara gönderdiği 9 Haziran 1915, 17 Haziran 1915, 26 Haziran 1915, 4 Temmuz 1915, 4 Ağustos 1915, 15 Ağustos 1915, 17 Ağustos 1915, 18 Eylül 1915, 23 Ekim 1915, 4 Kasım 1915, 13 Mart 1916, 30 Nisan 1916, 3 Mayıs 1916 tarihli telgraf, yazı ve diğer belgelerinde bu durum açıkça ortadadır.

Söz konusu belgelerde, Katolik ve Protestan mezhebinden Ermenilerin, devlet memuru olarak görev yapan Ermeniler ve ailelerinin, komitelerle ilişkisi olmayan Ermeni tüccarları ve ailelerinin, 5 bin civarında Ermeni askeri ailesinin, kimsesiz Ermeni çocukların, hasta, engelli ve bazı özel durumu olan Ermenilerin Tehcir kapsamı dışında tutulması emredilmiştir.

Ayrıca başta İzmir olmak üzere Batı Anadolu, Trakya ve hatta kısmen Orta Anadolu Ermenilerine neden kimse dokunmadı?

Şimdi soralım, yok edilmek istenen insanlar, farklı mezhepten, meslekten, özellikten diye ayrılıp, bu uygulamanın dışında tutulur mu? Bu nasıl bir soykırımdır?

Savaş şartlarında çıkarıldıkları yollarda kafileler daha iyi korunabilir miydi? başta olmak üzere daha birçok soru sorulabilir.

Ermeni kayıplarının çoğu zorunlu göç yolunda olmuştur.

Göç yollarında, soygun, saldırı, salgın hastalık gibi nedenlerle ölenlerin sayısı ise 200 bin olarak verilir.

Yeri gelmişken soralım, 1915'te dünyanın en büyük Ermeni nüfusunun yani 100 bin Ermeni'nin yaşadığı İstanbul'da neden tek bir Ermeni'nin burnu kanamamıştır?

Amerikan Ulusal Arşivlerinde yer alan İstanbul Ermeni Patrikhanesi'nin verilerine göre, 650 bin Ermeni geri dönmüştür. Üstelik bu sayı sadece 1919 yılını kapsamaktadır.

Soykırım yaygarası yapanlar, Ermeni komitelerinin katlettiği 500 binin üzerindeki Anadolu insanını ise yok sayarlar.

Çünkü bu insanların adı Türk'tür ve Türkler her koşulda suçludur, vahşidir, barbardır.

Dolayısıyla da Türkler her zaman haksızdır, ama karşılarındaki kim olursa olsun mazlumdur ve haklıdır. 

1915 yılında Anadolu'da yaşananların sorumlusu, Haçlı zihniyetini canlandırıp, Ermenileri sömürgeci çıkarları için kullanmaya çalışan büyük devletler, emperyalistlerdir.

Yarattıkları Türk-Ermeni çatışmasında başarılı olamadıklarında ise Ermenileri bırakıp kaçan emperyalistlerin, suçu bize yıkma, insanımızı soykırımcı gösterme politikalarını boşa çıkarmak hepimizin görevidir.

Birçok okuyucu, konuya ilişkin olayları belgeleri, kitapları, başka ülkelerde çıkarılan yasaları ve daha birçok ayrıntıyı atladığımızı sanarak, bunları hatırlatmak isteyecektir.

Talat Paşa'nın soykırımı emrettiği yalanını yaydıkları sahte telgrafları, İngilizlerin Malta'ya kurdukları mahkemenin Osmanlı önde gelenlerini soykırımdan mahkûm ettiği palavrasını, Teşkilatı Mahsusa'nın soykırımı organize ettiği uydurmasını, İngiliz Propaganda Bürosu'nun, Ermenilerin katledildiğine ilişkin düzmece olayları içeren Mavi Kitap ve daha birçok konuya yanıtı bu yazıda vermem elbette mümkün değil.

Bu bilgilerin tamamı kitaplarımda ve makalelerimde mevcuttur.

Bitirirken, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Şüphe etmemek gerekirdi ki, Ermeni katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildir" ifadeleriyle konuyu çok güzel özetlediğini hatırlatmak istedim.

CHP’de bir şekilde yer edinmiş, başta İstanbul il başkanı olmak üzere birçok kişinin bilge kişi havalarında sözde Ermeni soykırımını anmaları, kurucu Genel Başkan Atatürk’e yalancı demek, hakaret etmek değil midir?