ABD’nin ‘Enerji güvenliği’ politikasının gelecek durağı: Balkanlar

featured

Emre Köksal yazdı

Son yıllarda, dönem dönem, Kosova ile Sırbistan arasındaki gerilimler birkaç gün ya da haftalığına gündemi meşgul eder. Özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı resmen işgal ettiği Şubat 2022’den bu yana, Kosova-Sırbistan geriliminin de dozajı gözle görülür ölçüde artmış durumda.

Eski Yugoslavya topraklarının parçalanması süreci, Kosova’nın NATO ve AB desteğiyle 2008 yılında Sırbistan’dan tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmesiyle tamamlanmıştı. Bugün Kosova’nın bağımsızlığı 100’ü aşkın ülke tarafından tanınıyor olsa da Kosova halen BM üyesi bir ülke değil ve başta Rusya olmak üzere birtakım BM üyesi ülkelerce hukuki olarak(de jure) Sırbistan’ın bir parçası olarak görülüyor.

Kosova İçişleri Bakanlığı’nın, 2016 yılında Sırbistan ve Kosova arasında imzalanmış olan serbest trafik dolaşımı anlaşmasının süresinin Eylül 2021 itibariyle dolduğu ve bundan böyle Kosova trafiğinde yer alacak araçların Kosova plakalı olması gerektiği yönündeki açıklamasıyla başlayan “plaka krizi”, Kosova’yı Sırbistan’ın bir parçası sayan Kosova Sırpları’nın protestoları neticesinde tırmandı ve bu yıl içerisinde birkaç kez askeri çatışmaların eşiğinden dönüldü. “Plaka”nın bir egemenlik sembolü olduğu göz önünde bulundurulursa, üzerinde uzlaşılamayan esas soru şu: “Kosova bağımsız bir devlet mi yani AB’nin nüfuz alanı içerisinde mi yoksa fiilen(de facto) bağımsızlaştırılmış olsa da halen Sırbistan’ın parçası mı yani Rusya’nın nüfuz alanı içerisinde mi?” AB ve Rusya arasındaki nüfuz alanı çekişmesinin Ukrayna’daki savaşın da müsebbibi olduğu düşünüldüğünde, içerisinden geçilen süreç bir plakaya indirgenemeyecek ölçüde ciddi ve çok boyutludur.

Avrupa Birliği’nin, Angela Merkel ile özdeşleşen, “Rusya ile dostluk” politikasının enerji akışkanlığı noktasında kıtanın ABD’den bağımsızlaşabilme ihtimalini doğurması dahi, ABD’nin küresel hegemonyası için büyük bir tehditti. 2006 ve 2009 yıllarında Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan gerilimler nedeniyle Avrupa’ya gaz akışının kesilmesinin tekrar etmesini istemeyen Almanya, Rusya ile “Kuzey Akımı” projesini başlatmış ve Baltık Denizi’nde politik gerilimlerle sabote edilemeyecek bir boru hattı inşa etmişti. “Türk Akımı” boru hattıyla eşgüdümlü çalışacak bu hat sayesinde Rusya, Avrupa’ya Ukrayna ve Polonya gibi NATO tesirinin ve “istikrarsızlık riski”nin yüksek olduğu ülkelere bel bağlamaksızın gaz aktarabilecekken, Almanya da bir enerji merkezi haline gelecekti.

ABD, 2019 yılında iki boru hattı projesini yürüten şirketleri de kapsayan bir yaptırım paketi açıkladı. Gerekçe olarak, özellikle Kuzey Akımı 2 boru hattının AB’nin enerji güvenliği açısından büyük bir risk olduğu ve bu hattın Rusya tarafından “tehdit ve siyasi baskı aracı” olarak kullanılabileceği endişesi belirtildi. Dönemin Almanya hükümeti ise yaptırımların “Avrupa’da alınan özerk kararlara müdahale” olduğunu ifade etti.

Merkel’in 2021 yılında görevden ayrılmasıyla beraber kışkırtılan Ukrayna-Rusya savaşının ardından Kuzey Akımı projesini yürüten şirketlerin birer birer iflas başvurusunda bulunması ve nihayetinde bu yılın Kasım ayında boru hatlarının fiziksel sabotajla patlatılmasıyla ilgili proje bitirilmiş durumda. Türk Akımı projesi ise halen gündemde.

Ekim 2022’de Putin “Avrupa ile doğrudan çalışmanın artık çok zor” olduğunu belirterek, Türkiye’de çok hızlı bir biçimde bir gaz merkezi kurulabileceği önerisini tekrarladı ve ekledi, “Birçok Avrupa ülkesinin Türkiye üzerinden Rus gazını almak isteyeceğini düşünüyorum.”

Hal böyleyken; ABD’nin istikrarsızlaştırmak isteyeceği yeni coğrafya, hiç kuşkusuz, Balkanlar olacaktır ve bölge üzerine kurulmuş olduğu politik “dengesiz denge” dolayısıyla istikrarsızlığa sürüklenmeye son derece müsaittir.

Yugoslavya’nın parçalanmasının ardından kurulan yeni Balkan devletleri, etkin ve dini temelde çok derin ayrılıklar üzerine bina edilmişlerdir ve neredeyse tamamının azınlık sorunları mevcuttur. Dolayısıyla Kosova ile Sırbistan üzerinden kışkırtılacak bir çatışma mevzu olduğunda, Arnavutluk’un bunun dışında kalması beklenemez. 1,8 milyon Arnavut’un yaşadığı Kosova, hem “Büyük Arnavutluk” hayali içerisinde hem de “Büyük Sırbistan” hayali içerisinde önemli bir yer tutar. Olası bir istikrarsızlık ve çatışmada, Dayton Barış Antlaşması üzerine inşa edilmiş zayıf bir Boşnak-Hırvat-Sırp konfederasyonu olan Bosna-Hersek’in ise bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Ayrıca Makedonya’nın dörtte birini oluşturan Arnavut nüfus, bu ülkeyi de çatışmanın içerisine çekebilir. Tüm bunlara ek olarak, Yunanistan-Makedonya ve Yunanistan-Türkiye arasındaki sınır sorunları da dikkatlerden kaçırılmamalıdır.

Gidişat ve tarih, Balkanların bir kez daha istikrarsızlığa sürüklenerek asimetrik harbin sahası yapılmaya çalışılacağını gösteriyor. Bu olası çatışmalar, yalnızca Avrupa Birliği’ni enerji ve güvenlik açısından ABD’ye bağımlı kılma amacı değil, Rusya ile Türkiye’nin işbirliğini sona erdirmek amacı da güdecektir.

ABD’nin ‘Enerji güvenliği’ politikasının gelecek durağı: Balkanlar

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!