Acil görev Cumhur ve Millet İttifakları dışında 'Üçüncü Seçeneği' Türkiye’nin önüne koymaktır!

Milli Demokratik Devrim Hareketi Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Bedri Gültekin yazdı...

Acil görev Cumhur ve Millet İttifakları dışında 'Üçüncü Seçeneği' Türkiye’nin önüne koymaktır!

Veryansın Tv'de “Milli Muhalefet Sorunu” tartışma dizisi sürüyor.
3 soru yönelttik:
1- Türkiye’de “milli muhalefet” sorunu var mıdır? Varsa “milli muhalefet” nasıl ve hangi ilkeler üzerine inşa edilir?
2- Milli muhalefetin öncelikli gündemleri ve mücadele konuları neler olmalıdır?
3- İktidar da muhalefet de yeni anayasa istiyor. Peki Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mı? Varsa nasıl bir anayasa olmalı? Eğer yoksa iktidarın yeni anayasayla hedefi nedir, muhalefetin hedefi nedir?

Milli Demokratik Devrim Hareketi Yürütme Kurulu Başkanı Mehmet Bedri Gültekin yazdı:

1.  Türkiye’nin bugün fiilen “Cumhur İttifakı” ve “Millet İttifakı” seçeneklerine mahkum edilmek istendiği koşullarda “Üçüncü Seçeneği” oluşturacak bir “milli devrimci muhalefete” olan ihtiyaç açıktır. Çünkü ne Cumhur İttifakı ne de Millet İttifakı, Türkiye’nin en acil sorunlarını çözebilecek bir programa ve duruşa sahip değillerdir.

Cumhur İttifakı, dış politikada attığı adımlarla bugün Türkiye’yi dış ilişkilerinde yalnızlaştırmış ve “güvenilmez ülke” konumuna düşürmüştür. “ABD’ye karşı Rusya’yı, Rusya’ya karşı ABD’yi kullanmak” şeklinde özetleyebileceğimiz politikanın gerçek hayatta bir zemini, karşılığı yoktur. Sonuç, Türkiye’nin; Suriye’de, Doğu Akdeniz’de ve Ege’de en hayati çıkarlarının ihlal edilmesini seyretmesi olmaktadır.

Ekonomide Türk Lirasının Dolar-Euro karşısında içine düştüğü durum, ağırlaşan dış borçlar, borcu yeni ve daha ağır koşullardaki yeni borçlarla çevirme politikasıyla yolun sonuna gelinmiştir. AKP; para politikalarıyla, ulusal kaynakları yandaşlara peşkeş çekme tutumuyla, israfçı tavrıyla ekonomide milli bir duruşun karşısındadır.

İktidar Partisi’nin, ülke kaynaklarını geleceğin inşa edilmesine değil, geçmişin, Ortaçağ’ın ihya edilmesine harcaması da Cumhur ittifakının, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarına karşı konumlandığını gösteren bir başka kanıttır.

Bütün bunların karşısında Millet ittifakının ortaya koyduğu ciddi bir programı bulunmamaktadır. Tam tersine ABD ve Avrupa’ya “Biz sizinle AKP’den daha iyi işbirliği yaparız” şeklinde özetleyebileceğimiz tavrı, Millet İttifakının bir alternatif olamayacağının en büyük kanıtıdır. Bir eli AKP’nin dışladığı en Amerikancı kesimlerde, bir eli ABD’nin “karagücünün” yasal partisinde olan bir muhalefet, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu milli muhalefet olamaz.

Öte yandan Dünya’da ve Türkiye’de yaşanan gelişmeler, büyük bir değişimi ve bu değişimi gerçekleştirecek olan milli devrimci bir muhalefeti bir zorunluluk olarak önümüze getirmektedir. Bunun için koşullar, hiçbir zaman olmadığı kadar olgun hale gelmiştir.

Milli devrimci muhalefet içinde yer alacak olan potansiyel bileşenlerin, ülkenin yaşadığı büyük tecrübelerden gerekli dersleri çıkararak, bugün böyle bir birleşik muhalefete olan ihtiyaçtan bahsetmeleri ve bu yönde hareket etmeye başlamaları da kaydedilmesi gereken önemli bir başka olumlu gerçekliktir.

2.  2023 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri, sunduğu olanaklar ve yaşanmakta olan gelişmelerle birlikte düşünüldüğünde, Türkiye için ihtiyaç duyulan çözümün kapısını aralayacak bir tarihi fırsata dönüştürülebilir.

Her şeyden önce zemin, bir devrimci dönüşüm açısından uygun hale gelmiştir. Mevcut sistemle ve sistem partileriyle gidilecek bir yer yoktur.

Devrimci dönüşümü isteyenler sadece kendisini sosyalist olarak tanımlayan örgütlenmeler ile sınırlı değildir. Toplumumuzun değişik kesimleri bu isteği değişik biçimlerde çeşitli vesilelerle ortaya koymaktadırlar.

Ve dünya koşulları da bir devrimci dönüşümü zorlamaktadır. Türkiye’nin, dünyanın yaşadığı bu büyük değişikliğin bir parçası olarak son otuz yılda nesnel olarak adım adım Atlantik’ten kopması ve Asya’ya yönelmesi bir “zorunluluk” olarak yaşanmaktadır. Ama esas olarak ekonomi ve güvenlik alanlarında yaşanan bu “zorunluluk”, henüz kendisine uygun siyasal karşılığı yaratamamıştır.

2023 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Milletvekili seçimleri yapılacaktır. Seçim yasasının siyasi partiler arasında ittifaka izin vermesi, yüzde yediye indirilse de hala çok yüksek olan seçim barajı ile birlikte düşünüldüğünde, var olan ittifaklar dışında kalan partilere çok fazla bir şans bırakmamaktadır. Seçmenin, “ehveni şer” tercihi ile karşı karşıya bırakılmış olduğu görülmesi gereken bir gerçekliktir.

Ama Cumhurbaşkanlığı seçimi böyle değildir.

Birinci olarak 100 bin imza toplayan her aday seçime katılabilmektedir.

İkincisi, geçen seçimde geçersiz oyları geçerli sayarak kıl payı seçilen Tayyip Erdoğan açısından bu sefer böyle bir çare de “kurtuluş” olmayacaktır. Seçimin ikinci tura kalması kaçınılmazdır. Onun için seçimin ilk turuna ne kadar çok aday katılırsa o kadar iyi olacaktır. Çok aday, seçime katılım oranının yüksek olması ve dolaysıyla herhangi bir adayın ilk turda seçilebilme olanağının ortadan kalkması anlamına gelecektir.

Bu da ilk turda seçmenin gönlündeki adaya oy vermesinin mümkün olması demektir. 

Kritik sorun ve ihtiyaç, “Türkiye İttifakı”nın oluşması ve bu ittifakın bir ortak aday ile seçime katılmasıdır.

“Türkiye İttifakı”, kendilerini “sosyalist” olarak tanımlayan oluşumların ittifakı olarak anlaşılmamalıdır.

Sosyalistler, bu ittifakın oluşmasında öncü rolü oynayabilir ve oynamalıdırlar da! Ama mevcut sistemden rahatsızlık duyan – umudunu kesmiş, geniş toplum kesimleri vardır. Kritik sorun, bu kesimleri de kucaklayan bir ittifak oluşturmaktır.

Bu ittifakın adayı seçime katılmak için gerekli olan 100 bin imzayı çok rahat toplayacaktır.

Ve böyle bir ittifakın oluşturulmuş olmasının yaratacağı sinerji, seçimin ilk turunda seçmenin gönlündeki adaya oy verebilmesinin rahatlığı, 2023 sonrasının Türkiye’si için umut kaynağı olabilecek bir sonucun alınmasını mümkün kılacaktır.

Önemli olan 2023 sonrasıdır. Şu anda bütün veriler, Cumhur İttifakı’nın bu seçimleri kaybedeceğini gösteriyor. 

Bir eli PKK’da, bir eli FETÖ ile AKP’nin 2015 öncesi iktidarı döneminde Türkiye’ye ve halka karşı işlenen suçların sorumlusu olan Gül, Davutoğlu ve Babacan ekibinde olan, iktidar olma hayalini, çöken Atlantik sistemine daha sıkı yapışmakta göre Millet İttifakı’nın çözüm olmayacağını söylemek kehanet değildir.

Dolaysıyla 2023 seçimleriyle birlikte Türkiye daha büyük bir arayış içine girecektir.

“Türkiye İttifakı” adayının anlamlı bir oy aldığı koşullarda ise bu arayışın adresi artık belli olacaktır.

Ve Türkiye’de hiçbir güç bu koşullarda yükselecek olan halkın mücadelesinin önünde duramaz ve Türkiye’nin çok kısa süre içinde yeniden bir seçime gitmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

Türkiye’nin bütün yurtsever devrimci öncülerinin önündeki görev bugün; bir araya gelme, “armudun sapı, üzümün çöpü” demeden temel ilkelerde anlaşma ve toplumun geniş kesimlerinin de etrafında gönül rahatlığı ile birleşebileceği bir ortak aday ile 2023 seçimlerine hazırlanmaktır.

Türkiye İttifakı’nın veya sizin deyişinizle “Milli Muhalefetin” programı şu şekilde özetlenebilir:

       a. Tam bağımsızlık. NATO’dan çıkılacak ve AB üyelik başvurusu geri çekilecektir.

Emperyalist ülkelerle yapılan ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ters bütün mali, siyasi ve askeri anlaşmalar geçersiz sayılacaktır. Anti-emperyalizm ya da “tam bağımsızlık” ilkesine bağlılık, ABD emperyalizminin bölgemizde ve ülkemizde uzantısı durumunda olan devlet ve örgütlere karşı tavır almayı zorunlu kılar. Bir yandan ABD emperyalizmine karşı olduğunu söylemek öte yandan ABD’nin “sahadaki kara gücü”yle yan yana olmak kabul edilemez.

       b.  Laik demokratik Türkiye. Cumhuriyet Devrimi Kanunları uygulanacaktır. “Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olamaz.”

  1. Parasız eğitim ve parasız sağlık. Bütün eğitim ve sağlık hizmetleri devlet eliyle ve parasız yapılacaktır.

  1. Cumhurbaşkanlığı sistemi kaldırılacaktır. Türkiye’nin 150 yılı aşan demokratikleşme mücadelesinin ortaya çıkardığı ve Türkiye gerçeklerine uygun olan sistem “Güçlendirilmiş Meclis Sistemi”dir. Beştepe’deki Saray, bilimsel araştırma çalışmalarında değerlendirilecek, Cumhurbaşkanlığı Çankaya’ya taşınacaktır

  1. Mülteci sorunu, Bölge ülkeleri ile birlikte hareket edilerek ve mültecilerin ülkelerine dönmesi koşulları yaratılarak çözülecektir. Şam ile el sıkışma ve her alanda birlikte hareket etme sorunu çözmenin anahtarıdır.

  1. Üretim seferberliği: “Nereden Buldun Yasası” uygulanacak, Milletin yağmalanan kaynakları, yeniden Milletin olacak ve böylece bir üretim seferberliği için gerekli kaynaklar yaratılacaktır. Lüks ithalat yasaklanacak, gümrük duvarlarıyla yerli üretici korunacaktır.

  1. Batı Asya Birliği. Türkiye; yükselen Asya uygarlığının bir parçasıdır. Aynı tarihi, aynı coğrafyayı, aynı kültürü, aynı kaderi paylaştığımız diğer Batı Asya ülkeleri ile ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda işbirliği yapılacak ve böylece Batı Asya Birliği, adım adım hayata geçirilecektir.

Elbette bu program da bir öneridir. Doğrusu, Türkiye siyasetinde yeni bir ittifaka ihtiyaç olunduğu görüşünde olan bütün devrimci ve yurtsever güçlerin bir araya gelerek üzerinde anlaşacakları asgari programı birlikte belirlemeleridir.

3. Türkiye’nin yeni bir  Anayasa’ya duyduğu ihtiyaç tartışmasızdır. Ama mevcut Meclis ve mevcut partiler bu anayasayı yapamazlar. Şu anda yürürlükte olan Anayasa bugün Mecliste olan Partilerin yaptığı bir Anayasa’dır. 1982 yılında askeri yönetim tarafından yapılan Anayasa sonraki 40 yıl içinde defalarca ve şu anda Meclis’te olan partiler tarafından değiştirildi ve gerçekte 1982 Anayasası ile hiçbir ilgisi kalmadı. Durum böyleyken sistem Partilerinin şimdi kendi yaptıkları Anayasa’dan şikâyet etmeleri tamamen aldatmacadır, gündemi değiştirme isteklerinin bir sonucudur ve esasen bunu yapabilme yetenekleri de, koşulları da yoktur.

Türkiye’nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı vardır ama bu Anayasa, Türkiye’nin bütün milli güçlerinin bir araya gelerek siyasete ağırlıklarını koyacakları gün yapılacaktır.