Atatürk ve Diyanet

İsmet Hergünşen yazdı...

Atatürk ve Diyanet

Tahsilli, kültürlü, herkese güven veren din adamları hangi dinden olursa olsun bir hayranlığım vardır.

Ancak gelin görün ki; kapısına İngilizce ve Türkçe “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi” tabelası asılan Ayasofya Camii minberinin “Atatürk’e saldırı yeri” haline getirilmesi din adamlarımız adına oldukça düşündürücüdür.

Aziz hatırasına geçmişte de saldırılar vardı, bugün de var, gelecekte de olması muhtemel...

Atatürk’ü unutanlar ve unutturma gayretinde bulunanlar çıkabilir, ilke ve devrimlerini içine sindiremeyenler olabilir, kapanan bir tarih sayfası sayanlar görülebilir.

Vefatının üzerinden 83 yıl geçmiş Atatürk’ü, okunan bir ayet veya bir hadise sübliminal mesajlar yerleştirerek eleştirmek, bir aczin bir yetersizliğin göstergesidir. Hele ki, bu yer Tanrı’nın bir mabediyse de üzüntü vericidir.

Her an hatırlanmalıdır ki; Atatürk sadece bir tarih değildir.

Bir ülkü, bir ruh, aklın ve bilimin rehberi, bir ışık, ulusa kimlik ve benlik kazandırması, bir sistem ve zihniyet aşılanmasıdır.

Bir vatandır.

“Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla yola çıkan “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyebilen sağlam karakterli, sabırlı bir inancın, karşısına çıkan bütün engelleri yerle bir eden adamın hikayesidir.

1918’de yıkılan Osmanlı Devleti’nin topraklarının işgal edilerek bir ulusun esaretinin başladığı süreç sonunda 1919’dan 1938’e kadar vermiş olduğu mücadelede neler yoktu ki?

“Geldikleri gibi giderler” dediği andan itibaren Samsun’a çıkış, “İrade-i Milliye’nin hakim kılındığı” Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleri...

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” zemininde Ankara’da açılan Birinci Meclis ve “Misaki Milli”nin kabul edilmesi.

İç isyanlar, savaşlar, suikastler, ölüm, kan, ateş!..

Sabrın ve inananların simgesi, heyecan ve cesaret verici, bugün bile mazlum toplumlara emperyalizmi reddeden anlayışı getiren “Türk İstiklal Harbi”...

Askeri açıdan dünyaya kattığı “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır” taktiksel hamleden “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz ileri” emrini verdiği zaferler dizisi...

İnönü, Sakarya, Dumlupınar Başkomutanlık Meydan muharebeleri vardır.

Verilen bu mücadelede; Fransızı, İngilizi, İtalyanı, Yunanlısı ve bunların yurt içi ve yurt dışı işbirlikçileri.

Artık vatan kurtulmuş ve 1923’de Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Bitti mi?                            

Laik bir yaşam zemininde, kadın başta olmak üzere insan odaklı hukuk ve eğitim-öğretim alanında yapılmış devrimler...

Tarumar olmuş bir ülkenin imarı, köye ve köylüye yatırımlar, fabrikalar, demir yolları, halkevleri, okullar, hastaneler, Türk tarih ve dil kurumları ile üniversiteler, sanat, spor yerleşkeleri...

Dostluk ve saldırmazlık anlaşmaları, Hatay’ın anavatana katılması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi...

Pek tabii ki en önemlisi de!...

Hem de tapusu “Lozan Barış Andlaşması, ile birlikte Türk Gençliğine birinci vazife olarak verdiği, “Türk istiklalini, Türkiye Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek” düşüncesidir.

Kısacık ömrüne, yaptıklarını “Yurtta barış, dünyada barış” temeline sığdıran Atatürk; ne bir hayalperest, ne bir doğma ve ne de bir ideolog, bilakis pratik fikirlerini doğru zaman ve yerde kullanmış olan bir devlet adamıydı.

Peki biz ne yapıyoruz?

Dünya tarihinde sadece bir asker olarak değil, yok olmuş bir ülkenin kurtarıcısı, bir ulusun doğuşunun ve Türk tarihinin en büyük siması olarak yer alan Atatürk’ü, Tanrı’nın evinde eleştirme hadsizliğini gösterebiliyoruz.

KİME VE NE İÇİN YA DA NEYE KARŞILIK?

İlk Meclisin açılış günü, Meclis binası önünde çekilmiş olan fotoğrafı, kurucusu olduğu Diyanet İşleri mensupları dikkatle incelemelidirler.

Meclis üyeleriyle birlikte, son derece inançlı ve imanlı ve de gösterişsiz bir duruşla vakur bir eda ile dua eden Atatürk.

Gözlerinden okunan ve yaptıkları ile söylemlerinden anlaşılıyor ki, “Allah’a ulusu, vatanı, meclisi ve ordusu için niyaz ediyordur.”

Bende inanıyorum ki; içerden ve dışardan ülkemize, banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve kurucu değerlerine saldırıların her geçen gün arttığı bir dönemde “Allah Atatürk’ün duasını ve vicdan sahibi yurttaşların gayretini boşa çıkarmayacaktır.”

Sağduyulu, vefalı ve değerbilir Türk halkının beklentisi; Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’i dosdoğru ve insanların anlayacağı şekilde anlatan bu yüzyılın din adamlarının yetiştirilmesidir.

“Eşsiz Kahraman Atatürk! Vatan Sana Minnettardır.”