Batı yakasında değişen bir şey yok

İsmet Hergünşen yazdı...

Batı yakasında değişen bir şey yok

Bir eğitim nazırımızın söylemiş olduğu lafı evirirsek, sanırım Batı dünyasının hislerine bir noktada tercüman oluruz.

“Şu Türkler olmasaydı, dünyayı ne güzel idare ederdik”!..

Türkiye; bir taraftan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kongresi’nde, diğer taraftan da 10-11 Aralık 2020 tarihlerinde yapılacak Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesinde.

Dost (!) ve müttefik (!) diyebileceğimiz ülkelerin, ülkemiz aleyhine yaptıkları her hamle konunun taraflarınca ya anlaşılmamasından ya da kendi cenahlarında çizmiş oldukları Türkiye profilinin değiştiği algısından kaynaklanmaktadır.

İster S 400’lerin tedarik edilmesi, isterse Doğu Akdeniz’de hak ve menfaatlerimizin korunmasına yönelik gayretler olsun, her ikisinin de ortak noktası ülkemizin bekası, refahı ve geleceğine yönelik atılan adımların bir sonucudur.

Türkiye’nin S 400’lere yönelmesinin temel nedeni, müttefik ülkelerin kayıtsız kalmasının yanı sıra, konunun aciliyetine ve harekat ihtiyacına istinaden bir zorunluluktan kaynaklanmıştır.

ABD’nin patriot talebimize onay vermediği ve Yunanistan ile sonradan NATO’ya katılan Bulgaristan ve Slovakya gibi ülkelerin S-300’lere sahip olduğu dikkate alındığında, ABD Kongresi’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücade Etme Yasası (CAATSA)’na Türkiye’yi de dahil etmesi Türk-Amerikan ilişkilerini dinamitleyecek niteliktedir. 

Kaldı ki; NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü ve ittifakın güney kanadının en kilit ülkesi konumunda olan Türkiye’nin aldığı karar sayesinde, stratejik hava savunmasındaki zaafiyet bir savunma silahı olan S 400’ler sayesinde nispeten giderilmiş olacaktır.

ABD’nin güvenliğine tehdit olarak değerlendirilen İran, Rusya ve Kuzey Kore ile birlikte, NATO içinde müttefik olduğu Türkiye’yi aynı kategoriye koyarak yaptırım sürecine dahil etmeye çalışan ön yargılı ve sığ bakış açısına sahip olan kongre üyelerine söylenecek söz ise, pes doğrusu.

Öte yandan, mazisinde Batılı devletleri piyon olarak gören Yunanistan’ın şimdiki yol arkadaşı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile birlikte, Türk-Yunan sorunları çerçevesinde AB’den bir yaptırım kararı aldırması durumunda, herkes tarafından bilinmelidir ki, Türkiye açısından bir kıyamet koparmayacaktır.

Ha keza; Türkiye’nin manevra sahasını genişleteceğinin ötesinde elini daha da güçlendirerek, bağımsız kararlar almasına olanak tanıyacaktır.

AB üyesi bir çok ülkenin de, Türkiye aleyhine çıkması muhtemel olumsuz ve de yaptırım içeren kararlara ortak olmayarak, uymayacakları da ayan beyan ortadır.

Ayrıca; Doğu Akdeniz’de ayrıştırma tedbirlerine yönelik teknik detayların belirlenmesi için NATO Karargahı’nda yapılması planlanan son görüşmeye Yunanistan heyetinin katılmaması ise Yunanistan’ın NATO askeri kanadına dönmesine izin veren Türkiye’nin, ne denli  tarihi hata yaptığını bir kez daha gözler önüne sermesi açısından oldukça önemlidir.

ABD ve AB’nin alacağı tek yanlı ve hatalı kararlar, Batı dünyasının iki yüzlü davranışını bir kez daha Türk kamuouyuna göstereceği gibi Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’mızın dizesinde vaz ettiği “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” benzetmesinin doğruluğunu tekrar gözler önüne serecektir.

Emperyalizm çelişkiler içinde.

1914’te vardı, 1918’de de vardı.

Bu çelişkilerin yarattığı dinamikler 1919’da tersine döndü.

Bundan yüzyıl önce sahada başka aktörler vardı. Şimdilerde AB, ABD ve diğerleri.

Batı’nın, Türkiye’nin geleceğine yönelik oynadığı oyunlar bitmeycek gibi.

Türkiye hegenomik güçlerin sömürgeci saldırılarına ve ihanetlerine karşı tarihin her döneminde dimdik ayakta kalmaya çalışmıştır.

ABD Kongresi ve AB’den hangi kararlar çıkarsa çıksın, Türkiye’nin Jeopolitik ve jeostratejik önemi, ulus devlet anlayışı çerçevesinde bir istikrar ve güven kalesi gibi sağlam durmasını gerektirmektedir.

hergunsencan@hotmail.com