'Bir ayağınız KKTC'de bir ayağınız Rum devletinde devam edemezsiniz'

Sabahattin İsmail yazdı

'Bir ayağınız KKTC'de bir ayağınız Rum devletinde devam edemezsiniz'

Annan Planı sonrasında, KKTC’ye verdiği sözleri çiğneyen  AB, ambargo ve izolasyonları kaldırmadı.

Bunun yerine gözümüzü boyamak, KKTC’nin tanınmasını önlemek ve bizi “Kıbrıs Cumhuriyeti” adlı Rum devleti ile kendisine bağlı tutmak için 3 tüzük gündeme getirdi:

1- DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ

Doğrudan Ticaret Tüzüğü, AB ülkeleri ile direk ticaret yapmamızı sağlayacaktı. Ne ki Rum yönetimi ile Yunanistan buna şiddetle itiraz edince, bize verdiği sözleri pervasızca çiğnemekten çekinmeyen AB tüzüğü rafa kaldırdı.

2- MALİ YARDIM TÜZÜĞÜ

AB, Kıbrıs Türklerini, adanın tek meşru devleti olarak gördüğü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vatandaşı kabul ettiği için, ikinci tüzük olan Mali Yardım Tüzüğü’nün nasıl uygulanacağını ise, bizimle değil Rum yönetimi ile müzakere etti. KKTC’yi muhatap kabul etmedi.

Rum yönetimi, Mali yardım tüzüğünün uygulanmasını birçok şarta bağladı. Buna göre Kıbrıs Türklerine 5 yıl için verilmesi öngörülen 350 milyon Euro (yılda 70 milyon Euro)  şu kriterlere göre verilecekti:

1- Yardımlar proje bazında verilecek. Müracaatlar KKTC üzerinden yapılmayacak, doğrudan Güney’deki AB temsilciliğine yapılacak…

2- Desteklenecek projeler Kıbrıs’ın yeniden birleşmesine, iki toplumun da yararlanmasına ve yakınlaşmasına yönelik olacak

3- Desteklenecek projelerde KKTC muhatap alınmayacak, sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin onayı alınacak

4- Desteklenecek projeler 1974 öncesi Rumlara ait olan mülkler üzerinde olmayacak

Bu açıkça KKTC’yi yok sayan, Rum hegemonyasını ve Rum devletinin bizi de temsil ettiğini dayatan, bizi Rum vesayeti-hegemonyası altına sokan, KKTC tapularını gayrı meşru sayan alçakça bir aşağılamaydı…

O günlerde reddedilmesi için büyük bir mücadele verdik. Ne ki dönemin federasyoncu Cumhurbaşkanı Talat ve CTP-DP hükümeti bu dayatmayı kabul etti.

O günden bugüne, AB yardımlar bu koşullar çerçevesinde veriliyor, KKTC dışlanıyor. Örneğin AB, “sivil toplum örgütlerini desteklemek için” federasyoncu örgütlere, medyaya, Türkiye-KKTC karşıtı iki toplumlu örgütlere milyonlarca dolar veriyor, devletin kime ne kadar, niçin para verildiğinden, bu paranın nereye harcandığından haberi bile olmuyor.. Bu paralarla KKTC-Türkiye karşıtı, 5. KOL faaliyetleri destekleniyor, adam devşiriliyor, KKTC’nin altı oyuluyor

Projelerle ilgili yapılan toplantılarda KKTC bayrak ve sembollerinin bulunmasına itiraz ediyorlar…Projeler sadece eski Türk mülkleri üzerinde olmak kaydıyla desteklendiğinden çok yetersiz kalıyor…

3- YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ

Üçüncü tüzük olan Yeşil Hat Tüzüğü ise KKTC’den Güney’e ürün satılmasını düzenliyor. KKTC’yi tümüyle dışlayan bu tüzüğe göre muhatap KKTC alınmıyor. 1963 öncesi kurulduğu ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kaydolduğu için”  Ticaret Odası muhatap alınıyor…Bir başka deyişle bizi temsil eden yapı KKTC değil, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ne kayıtlı Ticaret Odası oluyor…Güney’e mal satmak isteyenler Ticaret Odası’na müracaat ediyor, oradan Kuzey’de üretildiğine yani  yerel üretim olduğuna dair belge alıyor, o belgelerle Güney’e mal satabiliyor. Satılacak ürünlerin tohumundan tarlada yetişmesine kadar AB memurları gelip denetliyor, onay belgesi veriyor vb…

Bütün bu aşamaların hiçbirinde KKTC devleti ve hükümeti muhatap alınmıyor, Güney’e kayıtlı Ticaret Odası muhatap alınıyor….

Federasyoncu Mehmetali Talat-CTP iktidarından beri kurulan bu Rum-AB vesayeti devam ediyor. Eroğlu-UBP iktidarı da bu rezilliği değiştirmedi .

Akıncı-4’lü koalisyon döneminde aynı vesayet düzeni devam etti…

İKİ TOPLUMLU KOMİTELER

KKTC’yi dışlayan, federasyon hedefli  aynı vesayet düzeni hayatımızın başka alanlarına da yayıldı.

2008 yılında İKİ TOPLUMLU KOMİTELER KURULMASI konusunda  anlaşan Talat-Hristofyas, KKTC Devletini dışlayan bu komitelerin amacının “FEDERAL BİR ÇÖZÜM İÇİN İKİ TOPLUMUN  YAKINLAŞMASINI, BİRBİRİNE GÜVEN DUYMASINI VE İNSANCIL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ SAĞLAMAK” olarak belirledi..

Akıncı döneminde sayıları artan ve FEDERASYON hedefi doğrultusunda çok daha faal duruma getirilen bu komiteler, Rum ve Türk üyelerin katılımıyla oluşuyor. Bir Türk, bir de Rum eş başkanları bulunuyor. Güneyde Rum Devlet Başkanlığına, Kuzeyde ise Cumhurbaşkanlığına bağlı çalışıyorlar..Ortak toplantılar yapıyorlar…

Sn. Tatar, Cumhurbaşkanlığı’ndaki bu komitelerin koordinatörlüğüne ise Başbakan Ersan Saner’in kız kardeşi Tülen Saner’i atadı. Kendisi de önceki gün bu komitelerin eş başkanlarını toplayarak, görevlerine aynı şekilde devam etmelerini istedi..

12 tane olan bu  Komitelerin isimleri şöyle:

1- İki Toplumlu Sağlık Komitesi,

2- İki Toplumlu Kültürel Miras Komitesi,

3-  İki Toplumlu Eğitim Komitesi

4- İki Toplumlu Çevre Komitesi

5- İki Toplumlu Ekonomi-Ticaret Komitesi

6- İki Toplumlu Geçiş Kapıları Komitesi

7- İki Toplumlu İnsancıl Konular Komitesi

8- İki Toplumlu Kriz Yönetimi Komitesi

9- İki Toplumlu Kültür Komitesi

10- İki Toplumlu Suç ve Suça İlişkin Konular Komitesi

11- İki Toplumlu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi

12- İki Toplumlu Yayıncılık, İletişim, Frekans Komitesi

Çok açık olarak görüldüğü gibi, kurulması amaçlanan FEDERASYONDA ORTAK DEVLETTEKİ BAKANLIKLARIN karşılıkları olacak şekilde, minyatür federal hükümet şimdiden kurulmuş…

Peki KKTC Devleti nerde?

YOK.

Hrisatofyas-Talat, Anastasiadis-Akıncı, federasyon kurmayı hedefledikleri için bu şekilde Rum-Türk karma komiteler kurabilir, kurdular da…

Ne ki artık federasyon dönemi geride kaldı…

Halk, seçimde, federasyoncu Akıncı’yı torun bakmaya göndererek,  BİRİSİ KKTC OLACAK OLAN İKİ EŞİT-EGEMEN DEVLETE DAYALI BİR ANLAŞMA istediğini tüm Dünyaya ilan etti.

Tatar’a, kara kaşı, kara gözü için değil, bunun için oy verdi…

KKTC’nin TANINMASI İÇİN YOLA ÇIKACAĞI SÖZÜNÜ VERDİĞİ İÇİN OY VERDİ.

Dolayısı ile Tatar’ın,  Hrisatofyas-Talat, Anastasiadis-Akıncı’nın federasyon politikalarını sürdürme hak ve yetkisi yoktur…Bu, Halk iradesine saygı duymamak, Halk iradesini çiğnemek olur. Halka yalan söylemek, halkı aldatmak olur…

Hem ANLAŞMALI AYRILIĞI VE EŞİT EGEMENLİĞE DAYALI İKİ DEVLETLİ BİR ANLAŞMA’yı savunduğunu iddia edeceksin, hem de FEDERASYON İÇİN OLUŞTURULAN İKİ TOPLUMLU (RUM-TÜRK üyeler) KOMİTELER’i devrede tutacaksın, KKTC devletini dışlayacaksın….Bu asla kabul edilemez.

KKTC’nin tanınmasını ve iki devletli çözümü savunmak bu mu?

Bu durumda sizi kim ciddiye alır?

DEVLETTEN DEVLETE İLİŞKİ ŞARTTIR

Eğer gerçekten federasyondan vazgeçilmişse, eğer seçimlerde ortaya çıkan Halk iradesine saygı duyuluyorsa, yapılması gereken Rum-Türklerden oluşan İKİ TOPLUMLU KOMİTELER üzerinden ilişki kurmak değil, DEVLETTEN DEVLETE İLİŞKİ KURMAKTIR. O nedenle bu komiteler dağıtılmalıdır.

Bu, bedeli ne olursa olsun AB Mali Yardım Tüzüğü ve Yeşil Hat Tüzüğü için de geçerlidir…

Artık federasyon savunulmadığına, KKTC’nin tanınması ve iki devletli anlaşma tezi savunulduğuna göre, bedeli ne olursa olsun, direk olarak KKTC Devletini muhatap almayan bu tüzükler reddedilmelidir…

AB, ya KKTC Devletini muhatap alacaktır, ya da yardımı reddedilecektir. Anavatan, AB’nin kendi aklına göre yandaşlarına dağıttığı paranın on mislini KKTC’ye her yıl vermektedir…AB’nin, Devletimizi dışlayan, bizi aşağılayan Rum vesayetli parasına ihtiyacımız yoktur..

Aynı şekilde Güneyle ticarette Ticaret Odası devreden çıkarılmalıdır. Devletten devlete ticaret yasalarımız işletilmelidir. Rum bunu reddederse, Güney’e satılan 500-600 bin dolarlık ürünü Anavatan kendisi alarak bu rezalete son vermelidir…

Bir kez daha Tatar’a ve UBP hükümetine sesleniyorum…

BU REZİLLİKLERE SON VERİN!

SEÇİMDE FEDERASYONU GÖMEN HALK İRADESİNE SAYGILI OLUN!

KKTC DEVLETİNİ DIŞLAYAN AB TÜZÜKLERİNİ REDDEDİN,  İKİ TOPLUMLU KOMİTELERİ DAĞITIN! KKTC’NİN TANINMASI İÇİN YOLA ÇIKIN!

HALKA VERDİĞİNİZ SÖZÜ TUTUN, FEDERASYONCU TALAT VE AKINCI’NIN YOLUNDAN GİTMEYE DERHAL SON VERİN!

HALK SİZİ BUNUN İÇİN SEÇMEDİ.

BİR AYAĞINIZ SÖZDE  “KIBRIS CUMHURİYETİ”NDE, BİR AYAĞINIZ KKTC’DE DEVAM EDEMEZSİNİZ, KKTC’Yİ TANITAMAZSINIZ, İKİ DEVLETLİ BİR ANLAŞMAYI GERÇEKLEŞTİREMEZSİNİZ; KİMSENİN SİZİ CİDDİYE ALMASINI SAĞLAYAMAZSINIZ!!