Mustafa Köse
Mustafa Köse
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Seferber olabilir miyiz?

Seferber olabilir miyiz?

featured

Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…

Seferberlik denilince çoğu insanın aklına ilk olarak şu soru gelir: “Kaç yaşına kadar askere çağrılırız?”

Oysa asıl soru şu olmalıdır: “Çağrıldığımızda gerçekten hazır olacak mıyız?”

Bir ülkenin seferberlik kabiliyeti yalnızca kanun maddeleriyle, yaş sınırlarıyla, nüfus sayısıyla veya e-Devlet’te görünen sefer görev emirleriyle ölçülmez. Seferberlik; eğitimli insan, hazır teşkilat, denenmiş sistem ve milletin ordusuyla kurduğu güçlü bağdır.

7179 sayılı Askeralma Kanunu ile Seferberlik ve Savaş Hâli Yönetmeliği çerçevesinde seferberlik hâlinde rütbeli personel için statüsüne ve rütbesine göre 60 yaşına, yükümlü erbaş ve erler için ise 41 yaşına kadar sefer görev emri düzenlenebilmektedir.

Peki, bu ölçütlere göre Türk Silahlı Kuvvetleri ne derece seferber olabilir?

Daha açık soralım: Bugün olası bir savaş veya büyük çaplı kriz durumunda silah altına çağıracağımız geniş yükümlü kitlenin ne kadarı gerçek muharebe şartlarına yakın bir eğitimden geçmiştir? Ne kadarı mevziyi, araziyi, geceyi, soğuğu, açlığı, korkuyu kontrol edebilmeyi, emre itaati ve silah arkadaşlığını gerçek anlamda tanımaktadır?
Hiç arzu etmeyiz. Ancak böyle bir ihtiyaç doğduğunda seferber edilecek yükümlü personelin büyük çoğunluğunun gerçek muharebe şartlarına yakın bir eğitimden ve yeterli askerî tecrübeden geçmediğini kabul etmek zorundayız. Bunun nedenlerini soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekir.

YÜKÜMLÜ PERSONELİN MUHARİP GÖREVLERDEN UZAKLAŞMASI

Türk Silahlı Kuvvetleri, özellikle 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren önemli bir dönüşüm sürecine girdi. Ekim 2007’de yaşanan Dağlıca Karakol baskınında 12 kahraman evladımızı şehit verdik, 16 personelimiz yaralandı, 8 personelimiz ise teröristler tarafından kaçırıldı. Bu olay toplumda büyük bir infiale yol açtı.
Ekim 2008’de Aktütün Karakol baskınında 15 personelimizin şehit olması ve 20 personelimizin yaralanması bu infiali daha da derinleştirdi. Kamuoyunda “yükümlü erler yeterince eğitilmeden mi bölgeye gönderiliyor?” sorusu daha yüksek sesle tartışılmaya başlandı.

Bu saldırıların ardından profesyonelleşme yönündeki adımlar hız kazandı. Uzman erbaş ve sözleşmeli er istihdamı artırıldı. Terörle mücadele harekâtında görev alan birliklerde yükümlü erbaş ve erlerin muharip görevlerde kullanılma oranı giderek azaltıldı; zamanla bu görevler büyük ölçüde profesyonel personele devredildi.
Bu dönüşümün elbette olumlu tarafları oldu. Profesyonelleşme belirli kadrolarda ihtisaslaşmayı artırdı. Erbaş ve er rotasyonundan kaynaklanan süreklilik sorunları kısmen azaldı. Belirli silah, sistem ve görevlerde tecrübe birikimi sağlandı.

Ancak madalyonun öteki yüzü de var.

Yükümlü personel muharip görevlerden uzaklaştıkça, askerlik hizmetiyle kazanılması beklenen muhariplik niteliği ve tecrübesi de zayıfladı. Bir başka ifadeyle, geniş yükümlü kitlesi askerlik yaptı; fakat bu askerlik hizmeti seferberlik hâlinde ihtiyaç duyulacak gerçek muharip kabiliyete dönüşmekte yetersiz kaldı.

Burada dikkat çekilmesi gereken bir başka mesele daha var. Vatan savunmasının fiilî yükünün giderek daha dar bir profesyonel askerî zümrenin omuzlarına bırakılması ayrıca sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir husus. Çünkü profesyonel asker de bu milletin evladı. Onun canı, herhangi bir yükümlünün canından daha az kıymetli değil.

Vatan savunması yükünün toplumun geniş kesimlerinden uzaklaşıp belirli bir askerî zümrenin üzerinde yoğunlaşması, uzun vadede millet-ordu bağını da zayıflatmaya başladı. Eskiden her sokaktan bir evladımız askerde olur, toplumun kalbi ordusuyla birlikte atardı. Bugün ise askerlik hizmeti, toplumun geniş kesimleri için giderek daha kısa, daha sınırlı ve daha sembolik bir tecrübeye dönüşmüş durumda.

Bu husus, seferberlik kabiliyeti açısından mutlaka sorgulanması gereken bir durumdur.

EĞİTİMDEN BEKLENEN HASILA NEDİR?

Dağlıca ve Aktütün gibi ağır saldırılardan sonra Silahlı Kuvvetlerde şark (sıralı hizmet garnizonu) görevine atanan personelin önemli bir kısmı, sınıfına ve görevine bakılmaksızın Eğirdir Dağ Komando Okulu ile Isparta İç Güvenlik Tatbikat ve Eğitim Merkezinde ilave eğitimlere tabi tutulmaya başlandı.

Kâğıt üzerinde bakıldığında bu doğru bir tedbir olabilir. Çünkü zor arazi ve terörle mücadele şartlarında görev yapacak personelin ilave eğitim alması yerinde bir karardır. Ne var ki kadrosu ve sınıfı muharip görevle doğrudan ilgili olmayan, masa başı görevlerde kullanılacak personelin dahi bu eğitimlere tefrik edilmesi ayrıca tartışılması gereken bir husustur.

Bu noktada ikinci bir sorun daha ortaya çıktı. Temel ve ihtisas komando kursları ile iç güvenlik kursu vermek üzere teşkil edilmiş okul ve eğitim merkezleri, zaman içinde kapasitelerinin çok üzerinde personeli eğitmek zorunda kaldı. Eğitim alan personel sayısı arttıkça, eğitimden beklenen hasılanın aynı seviyede korunması güçleşti.

Askerî eğitimde esas olan kurs açmanın ötesinde, verilen eğitimin kişide kalıcı davranışa dönüşmesidir. Silah kullanmak, arazide hareket etmek, gece intikali yapmak, birlik hâlinde reaksiyon göstermek, ateş altında emri yerine getirmek, açlığa, uykusuzluğa ve zorluklara dayanmak yalnızca teorik bilgilerle kazandırılamaz. Bunlar zaman, tekrar, disiplin ve gerçekçi eğitim ister.

Kurs sayısını artırmak, eğitim kalitesini kendiliğinden artırmaz. Bazen tam tersine, kapasitenin üzerinde yüklenen eğitim merkezlerinde kalite düşer, eğitim şekle dönüşür, personel belge alır ama beklenen niteliği kazanamayabilir.

Bugün seferberlik meselesini konuşurken asıl bakmamız gereken yer burasıdır: Elimizde kaç kişi olduğu değil, o insanların ne kadarının gerçekten eğitilmiş olduğudur.

ALTI AY YETERLİ Mİ?

Türkiye’de askerlik süresi yıllar içinde kısaltılmıştır. 1963’te 24 ay olan yükümlü erbaş ve er askerlik hizmeti, 1970’te 20 aya, 1984/1985 döneminde 18 aya, 1992’de 15 aya indirilmiş; 1995’te yeniden 18 aya çıkarılmış, 2003’te tekrar 15 aya, 2014’te 12 aya ve 2019 yılında yürürlüğe giren yeni Askeralma Kanunu ile 6 aya düşürülmüştür.

Bugünkü sistemde bu sürenin yaklaşık bir ayı temel askerlik eğitimi, halk arasındaki tabirle acemi eğitimi olarak uygulanmaktadır. Kalan süre ise esas kıta hizmeti, yani halkın daha çok “usta birliği” olarak bildiği safhada geçirilmektedir.

Şimdi kendimize dürüstçe soralım: Altı aylık askerlik hizmetiyle bir yükümlüye temel askerlik nosyonu ne kadar kazandırılabilir?

Bir aylık temel eğitimle disiplin, silah bilgisi, yanaşık düzen, temel atış, iç hizmet, spor, nöbet, emniyet ve birlik yaşamı ancak sınırlı ölçüde öğretilebilir. Kalan beş aylık sürede ise personelin birlik ortamına alışması, görevi tanıması, komutanını ve arkadaşlarını öğrenmesi, birliğin işleyişine katkı sunması beklenir. Fakat tam verim alınmaya başlanacak dönemde terhis zamanı gelir.

Bu durum yalnızca birliklerin günlük hizmet verimliliğini etkilemez. Daha önemlisi, askerlik hizmetinin seferberlik için nitelikli yedek insan gücü yetiştirme fonksiyonunu zayıflatır.

Askerlik hizmeti “vatandaşlık görevinin yerine getirilmesi”nin yanı sıra devletin gelecekte ihtiyaç duyabileceği yedek askerî gücü hazırlama mekanizmasıdır. Bu mekanizma zayıflarsa, seferberlik sistemi de kâğıt üzerinde kalır.

Kısa süreli askerlik, ilk bakışta birey ve aileler için cazip görünebilir. Ancak stratejik akıl, meseleyi yalnızca bireysel kolaylık üzerinden değil, millî savunma ihtiyacı üzerinden değerlendirmek durumundadır.

BEDELLİ ASKERLİK

Bedelli askerlik uygulaması da seferberlik kabiliyeti bakımından ayrıca ele alınmalıdır.

Türkiye’de bedelli ve dövizle askerlik uygulamaları farklı dönemlerde, farklı gerekçelerle gündeme geldi. İlk olarak yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın mesleki haklarını korumaya yönelik dövizle askerlik uygulamaları yapıldı. Daha sonra ekonomik, sosyal ve askerlik sistemindeki yığılmaları azaltma gerekçeleriyle farklı dönemlerde bedelli askerlik imkânları tanındı.

1987, 1992, 1999, 2011, 2014 ve 2018 uygulamaları bu sürecin önemli dönemeçleridir. 2019 yılında ise yeniden düzenlenen Askeralma Kanunu ile bedelli askerlik 28 günlük temel eğitimle kalıcı hâle getirildi. Özellikle 2014 uygulamasında kışlaya hiç gitmeden askerlik yapmış sayılanlar ve 2018’den itibaren çok kısa süreli temel eğitimle bu yükümlülüğü tamamlayan geniş kitleler dikkate alındığında, meselenin seferberlik boyutu daha da önem kazanmaktadır. Burada mesele bireylerin bedelli askerlik hakkını kullanması değil, sistemin millî savunma ihtiyacı bakımından doğurduğu sonuçlardadır.

Seferberlik açısından bakıldığında mesele şudur: Kışlaya hiç gitmeden veya yalnızca birkaç haftalık temel eğitimle askerlik yapmış sayılan geniş bir kitlenin, olağanüstü bir durumda seferberlik görevini ne ölçüde yerine getirebileceği ciddi bir tartışma konusudur.

Seferberlik halinde bir askerden beklenen nitelikler yalnızca banka dekontuyla, birkaç haftalık sembolik eğitimle veya şekli bir yoklamayla kazanılamaz.

Bedelli askerlik uygulamalarıyla birlikte çok sayıda gencimiz asker ocağının dönüştürücü eğitiminden uzak kalmıştır. Daha önemlisi, ailelerin Türk Ordusu ile kurduğu bağ da zayıflamıştır. Oysa asker ocağı, bu milletin en önemli ortak hafıza alanlarından biridir.

Bir zamanlar Türkiye’nin her mahallesinde asker yolu bekleyen aileler, her sokakta askerlik hatırası anlatan gençler, her evde kışladan gelen mektuplar vardı. Bugün bu bağın zayıflaması yalnızca nostaljik bir kayıp değildir; millî savunma kültürü ve dayanışma bakımından stratejik bir meseledir.

SEFERBERLİK SADECE İNSAN ODAKLI MI?

Seferberlik denildiğinde akla çoğu zaman yalnızca personel gelir. Oysa seferberlik; araç, gereç, tesis, ulaştırma, sağlık, haberleşme, lojistik, ikmal, bakım, onarım, sivil kaynakların askerî ihtiyaçlara göre planlanması ve ülke çapında topyekûn hazırlık gerektirir.

Bu hazırlıklar barış döneminde yapılan ciddi, sessiz ve uzun vadeli çalışmalardır. Savaş veya kriz kapıya dayandığında seferberlik hazırlığı yapılmaz; sadece önceden yapılan hazırlık yürürlüğe konulur.

Türkiye’de 2009 yılında yaşanan “Kozmik Oda” vakasından sonra Seferberlik Tetkik Kurulu ve buna bağlı teşkilatlar kamuoyunda yoğun biçimde tartışıldı. Sonraki yıllarda Seferberlik Bölge Başkanlıklarının önemli bir kısmının kapatıldığı basına yansıdı. Bu sürecin güvenlik, hukuk ve siyaset boyutları ayrıca tartışılabilir. Ancak askerî bakış açısından üzerinde durulması gereken husus şudur: Bir ülkenin topyekûn savunma hazırlığı, ülke çapında yaygın, güncel, denenmiş ve sürekli kontrol edilen bir seferberlik altyapısına ihtiyaç duyar.

Olası bir savaş, işgal, yaygın terör tehdidi veya büyük ölçekli güvenlik krizinde yalnızca cephedeki birlikler değil, milletin bütün imkânları devreye girer. Bu nedenle seferberlik sistemi; personel kaynağını, araç ve malzeme envanterini, kritik tesisleri, ulaştırma imkânlarını, sağlık kapasitesini, yerel direnç unsurlarını ve sivil-asker koordinasyonunu kapsayan canlı bir organizma gibi düşünülmelidir.

PROFESYONELLEŞME OLMALI; AMA NEREDE VE NE KADAR?

Buraya kadar yapılan değerlendirmeler, profesyonelleşmenin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmemeli. Aksine, modern ordularda profesyonel personel vazgeçilmezdir.

Tank şoförü, tank nişancısı, manga komutanı, komando unsur komutanı, keskin nişancı, makineli tüfek nişancısı, keşif personeli, özel ihtisas isteyen teknik kadrolar ve uzun süreli uzmanlık gerektiren görevler elbette profesyonel personelle desteklenmelidir. Bu kadrolarda süreklilik, tecrübe ve ihtisas esastır.

Ancak ordunun her görevini profesyonel personele yükleyen bir anlayış hem profesyonel personelde metal yorgunluğuna yol açar hem de yükümlü kaynağının askerî niteliğini zayıflatır. Uzun süreli görevler, sürekli operasyon baskısı, aileden uzaklık ve ağır sorumluluklar profesyonel personelin yıpranmasına neden olur. Nitekim son yıllarda sözleşme uzatmama, meslekten ayrılma ve başka alanlara yönelme eğilimlerinin arkasında bu yorgunluğun da payı vardır. Bu nedenle doğru model, profesyonel ordu ile yükümlü ordu arasında dengeli bir sistem kurmaktır.

İhtisas isteyen kritik kadrolar profesyonel personelle güçlendirilirken, uygun görevlerde yükümlü erbaş ve erler yeniden daha nitelikli biçimde sisteme dâhil edilmelidir. Böylece hem profesyonel personelin üzerindeki yük azalır hem de yükümlüler askerlik hizmeti süresince gerçek anlamda yetişerek seferberlik hâlinde kullanılabilecek nitelikli bir yedek insan gücüne dönüşür.

NE YAPMALI?

Öncelikle askerlik hizmeti, yalnızca “en kısa sürede tamamlanması gereken bir yükümlülük” olarak görülmekten çıkarılmalıdır. Askerlik, aynı zamanda milletin savunma refleksini diri tutan temel eğitim kurumudur.

Bu nedenle askerlik süresi yeniden ciddi biçimde ele alınmalıdır. Bana göre askerlik hizmeti en az 12 ay olmalı; ideal olarak 15 aylık bir model üzerinde çalışılmalıdır. Çünkü bir aylık temel eğitim ve birkaç aylık kıta hizmetiyle gerçek anlamda asker yetiştirmek mümkün değildir.

İkinci olarak profesyonelleşme dengelenmelidir. Her kadroyu profesyonel personelle doldurmak yerine, ihtisas isteyen görevlerle yükümlü personelin yapabileceği görevler ayrıştırılmalıdır.

Üçüncü olarak bedelli askerlik sistemi millî savunma ihtiyacı açısından yeniden değerlendirilmelidir. Bu uygulamanın seferberlik kabiliyeti üzerindeki etkilerini görmezden gelmek doğru değildir. Bedelli askerlik, yalnızca mali ve sosyal boyutuyla değil, yedek insan gücü niteliği bakımından da ele alınmalıdır.

Dördüncü olarak seferberlik teşkilatı, hazırlıkları ve planlamaları yeniden gözden geçirilmelidir. Seferberlik yalnızca personel çağırma işlemi değildir. Topyekûn savunma için ülkenin insan, araç, malzeme, tesis, lojistik ve yerel imkânlarının barış döneminden itibaren planlanması gerekir. Ayrıca sefer görev emri bulunan yükümlüler belirli aralıklarla kısa süreli tazeleme eğitimlerine ve seferberlik tatbikatlarına çağrılmalı; seferberlik sistemi yalnızca kayıt üzerinde değil, fiilen de denenmelidir.

Son olarak millet-ordu bağı yeniden güçlendirilmelidir. Bu bağ zayıfladığında yalnızca askerlik sistemi değil, milletin savunma bilinci de zayıflar. Unutulmamalıdır ki ordu, milletin içinden çıktığı ölçüde güçlüdür. Kışla ile mahalle, Mehmetçik ile aile, asker ocağı ile milletin vicdanı arasındaki bağ koparsa, seferberlik ruhu da zayıflar.

SON SÖZ

Sonuç olarak mesele, “Türkiye seferberlik ilan edebilir mi?” sorusundan ibaret değildir. Elbette devletin kanunları, kurumları ve asker alma sistemi vardır. Sefer görev emirleri düzenlenebilir, yükümlüler silah altına çağrılabilir, birlikler kadro ve kuruluşlarına göre takviye edilebilir.

Peki, silah altına çağırdığımız insan gücü, modern muharebe şartlarının gerektirdiği eğitim, disiplin, dayanıklılık ve birlik ruhuna ne ölçüde sahiptir?

Bugün yapılması gereken, askerliği angarya gibi değil, vatan savunmasının temel okulu olarak görmek; profesyonelleşmeyi doğru kadrolarla sınırlamak; zaman zaman yapılacak seferberlik tatbikatları ile yükümlü personeli yeniden nitelikli bir yedek güç hâline getirmek ve millet-ordu bağını güçlendirmektir.

Çünkü seferberlik yalnızca çağrıldığında gitmek değildir. Seferberlik; çağrılmadan önce hazırlanmak, hazırlanırken milletçe bütünleşmek ve gerektiğinde aynı bayrağın altında aynı kaderi paylaşmaya hazır bulunmaktır.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. Çevremizin ateş çemberi haline geldiği bu dönemde önemliden öte hayati bir konuya değinmişsiniz. Teşekkürler

  2. Emeğinize sağlık Komutanım🇹🇷❤️🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷❤️🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷❤️🇦🇿

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!