3000’lerde bir yıl

Bilin Neyaptı yazdı...

3000’lerde bir yıl

Gezegen: Dünya...

Geçen milenyumda peşpeşe gelen salgınlar ve göçlerin yarattığı kaos sonucu 2000’lerin başındakinin onda birine inen “insan” nüfusu, kendini bir ceviz kabuğu gibi sert bir koruma altına almış inatçı tek bir bölge dışında, artık tek devlet yönetimine sığınmış durumda; adı MUGA. Sözcüğün çok karşılığı var: mesela, İngilizce’de bir çeşit Hint menşeli ipek böceği, ya da çoklu oyunun oynandığı alan, ya da sağır-dilsiz anlamlarına; İspanyolcada yumurtanın döllenmesi anlamlarına geliyor. Tüm bu tanımlarda derin anlamlar da bulunabilecekse de, aslında bu yeni düzenin mimarları olan ve klonlarının hala yönetimde olduğu halk arasında tahmin edilen ve ama asla tam olarak teyid edilemeyen iki geçen milenyum dahisinin soyadlarından esinlenilmiş: Musk ve Gates. Yerel diller hala konuşulsa da, resmi tek dil var, o da Imongilizce: imoji ve İngilizce karışımı basitleştirilmiş bir dil; insanlar hislerini ve taleplerini belirtirken zorlandıklarında, beyinlerine gönderdikleri sinyaller bunu imojiler olarak karşıya iletiyor.

Sınırların yok edilişi, pandemilerin yanı sıra ortaya çıkan yangınlar, seller ve depremlerle baş edemeyen, devletlerin uluslararası kuruluşlar önderliğinde taa 22’nci yüzyıl ortalarında yapılan bir anlaşmaya dayanıyor. Mars gezegeninde kurulan kolonilere gemilerle taşınıp korumaya alınan seçkinler, dünyanın içine düşürüldüğü bu felaketleri yaşamak zorunda kalmadan uzaktan seyredebilmişler.

Milenyumun ortalarına doğru, artık dünya doğasıyla, insanıyla iyice yorulup, yeni baştan bir düzene hazır hale gelince kolonilerin de dönme vakti gelmiş. Artık son derece geliştirilmiş robotların insandan ayırt edilmesi de mümkün olmadığından, MUGA’nın yönetici sınıfı olacak bu seçkinler sıklıkla yarattıkları robotlarla evlenir ve laboratuvarlarda bebek de yapar durumda. Evet, evlilik kurumu mevcut, ama her yıl hesaplanan huzur puanına göre sürmesine otomatik mahkeme sistemince karar verilen bir kurum. Robot-insan ayırımı yönetici sınıfında artık olmadığı gibi, miyadını doldurmuş Toplum 5.0’in türevleri olarak, aslında bu sınıfın tümüyle yapay zeka ürününe dönüştüğünü söylemek mümkün.

Genleri değiştirme temelli tasarlanan aşılar, bir pandemiye karşı koruyuculuğu artırırken diğerini tetiklediğinden artık yasaklanmış ve zaten artık pandemi de olmuyor. Dünya nüfusu artık stabil, yönetim hiçbir aileye 2’den fazla çocuk izni vermiyor, ama 1 ya da hiç çocuk sahibi olmayanlar karşılığı 4’e kadar bu hakkı elde etmek mümkün. Özgürlükler bununla da sınırlı değil; tüm MUGA halkı istediği uğraşla meşgul olabiliyor: müzik, şiir, resim, tiyatro, hatta felsefeyle. Hala tümüyle keşfedilmemiş ve kontrol dışı olan genlere sahip olağanüstü zekaya sahip çocuklarsa, bir an önce tespit edilerek yönetici okullarında eğitiliyor ve sürekli yeni buluşlar üretiyorlar. En kabiliyetlileri de yönetici sınıfına dahil olabiliyor ve bir robotla bile evlenebiliyor, ama geri kalan halk da hala yöneticilerin feyz ve keyif alabilmeleri, tabii kendilerini de meşgul kılan, his ve yapay olmayan düşünce üretimi için önemli.

Halk, temel besin, barınma, ulaşım ve eğlence giderlerini karşıladıkları bir kredi sistemine bağlı olarak yaşıyor. Ülkedeki (yani ‘hemen hemen’ tüm dünya üzerindeki) her şey sadece yönetici sınıfına ait, ama az kalan nüfus ve inanılmaz boyutta artmış olan verimlilikle krediler de neredeyse sonsuz. Çevreye ve yönetici sınıfına zarar vermek krediyi büyük ölçüde kısıtladığından kimse de buna yeltenmiyor. Artık savaşlar da hiç olmuyor, çünkü kontrol sistemleriyle içinde her türlü potansiyel kargaşanın da yok edildiği MUGA’nın küçük yönetici sınıfı, tüm kaynaklarına hakim. MUGA halkı her akşam yüzyılların geleneği haline gelmiş pudra şekeri saatiyle topyekûn öyle mutlu bir hayat sürüyor ki keyiflerine diyecek yok.

Tüm bu gelişmelerden dünyanın bir bölgesi muaf: geçmiş milenyumda yaklaşık 20 yıl süren ıstırap verici bir anti-devrim süreci yaşayan, büyük bir imparatorluğu üzerine yükselmiş bir küçük Cumhuriyet: Türkiye. Kanal İstanbul’un açılışından sonra onun batısını da tümden şimdi MUGA olan güçlere kaptırıp da halkın nihayet aklı başına gelince, Mavi Vatanını pandemi, sel ve depremlere ve hatta robot savaşçılara rağmen koruyabilen bu küçük ülke, Mars’tan geri döndüklerinde MUGA yöneticilerini o kadar bıktırmış ki, sonunda burayı eski milenyumu temsil eden küçük bir turizm bölgesi olarak kabul etmişler.

Sadece MUGA yöneticilerinin ciddi miktarlarda doğal kaynak karşılığı ve ancak kısa süreliğine ziyaret edebildikleri bu ülke bambaşkaymış: anti-robot dedektörleriyle (bir çeşit vize) sadece insan ırkının ülkeye girmesine izin veriliyor; kendi kendine her tür üretimi, büyük zaiyatlardan geri kalan az ve öz, mutlu nüfusla gerçekleştirmekte imiş. Robotları sadece insanların yapmak istemedikleri işler için ve yapay zekayı sadece kısıtlı bir ölçüde kullanarak geliştirdikleri, refah ve mutluluk içinde, köylerinde mutlu hayvanların otladığı, her türlü sebze ve meyvenin doğal tohumlarla yetiştiği, sanayinin, eğitimin ve tüm üretimin zevkle yapılıp toplumca paylaşıldığı, yönetici olarak her işin ve kaynak dağıtımının başına hep en iyi, en akıllı ve tecrübeli insanların gelip, her 10 yılda mutlaka değiştikleri, tercih edilen işe göre en yüksek gelirle en düşük gelir arasında iki kattan fazla fark olmayan, kendi kendine işleyen çarkları olan bir ülkeymiş burası.

Yani MUGA’nın aksine burada hiç sınıf yokmuş, insanlar 10 yıl yöneticilik sonrası bir 10 yıl felsefe yapabilmekten çok mutluluk duyar, hatta, ilgilenen tüm vatandaşların liyakat ve vatanseverlik ölçümü için geliştirilen otomatik seçim sistemi sonrası tekrar bir kuruma yönetici bile olabilirlermiş... ama bu endermiş, çünkü sistem öyle düzenli, eğitim sistemi o derece eşitlikçiymiş ki, yönetici görevi o kadar da cazip değilmiş. MUGA’nın yöneticileri de ara ara buraya gelip nostalji yaşarlar, ama programlandıkları biçimde tatil sonrası tekrar kendi hayatlarına kafalarında asla unutamadıkları mutlu anılarla geri dönerlermiş. Özenirlermiş özenmesine ama, bir türlü de öyle bir düzene nasıl geri dönülebileceğini yapay robotlarla bile tasarlayamazlarmış.