Davutoğlu’nun Suriye ile ilgili açıklamalarını nasıl yorumlamak gerek?

Ahmet Müfit yazdı

Davutoğlu’nun Suriye ile ilgili açıklamalarını nasıl yorumlamak gerek?

Eski Başbakan, "Suriye Fatihi” Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz hafta içerisinde başta Suriye konusu olmak üzere çeşitli yayın kuruluşlarına, başbakan olduğu günlerdeki “iddialı” konuşmalarını hatırlatır şekilde “iddialı” röportajlar verdi. Aslını inkar etmeyerek, “Jakoben Kemalist” diye tanımladığı kurucu iradeyi, tekrar uyanma riski olan bir tehlike olarak nitelemekten geri kalamadı. Bu konuda konuşma hakkını, Davutoğlu’nun partisiyle birlikte ittifak yapmaya hazırlanan, Atatürk’ün kurmuş olduğu partinin günümüzdeki yöneticilerine bırakıp devam edelim.

Benim bu yazıda üzerinde duracağım konu, Davutoğlu’nun gerçeği eğip büken, son tahlilde emperyalizmin bölgeye ve ülkemize ilişkin taleplerini olumlayan tüm sözlerine yanıt vermek değil. Ne kendi sinirlerimi, ne de sizlerin sabrını zorlamaya niyetim yok.

Dikkat çekmek istediğim konu, Kürdistan Bölge Yönetimi olarak da anılan Peşmerge yönetiminin kontrolündeki yayın organı Rudaw'ın, “Kürtlerin Rojava'da, Suriye Kürdistanı'nda otonomi, özerklik ya da federasyon taleplerini nasıl karşılıyorsunuz? Destekliyor musunuz, karşı mısınız?" sorusuna verdiği yanıt yani “Suriye'nin bütün tarafları Kürtler, Türkmenler, Araplar, Sünniler, Nusayriler oturarak Suriye'nin geleceğini kendileri tayin etmelidir.” diyerek, Suriye’de Irak’takine benzer şekilde bir federalizme olumlu bakacağını söylemiş olması.

Davutoğlu, laf olsun babından, toprak bütünlüğüne saygılı olunması gereğinden bahsediyor olsa da, Suriye halkını “özgür yurttaşlar” değil, etnik ve dini kimlikleriyle/aidiyetleriyle tanımlanan kullar, Suriye devletini ise özgür yurttaşların oluşturduğu bir ulus değil, etnik ve dini kimlikleriyle tanımlanan kulları temsil ettiği varsayılan cemaatlerin/kabilelerin birlikteliği olarak gördüğü anlaşılıyor. Yurttaşı devre dışı bırakarak, etnik ve dini liderliklere temsil yetkisi vererek, milleti kabilelerin/cemaatlerin birlikteliği olarak tanımlayan bu çarpık anlayışın çözüm için önerdiği yol da, cemaatlerin/kabilelerin yani etnik ve dini yapıların biraya gelip temsil ettikleri varsayılan cemaat/kabile üyeleri adına ülkenin geleceğine karar vermesi oluyor doğal olarak.

Davutoğlu’nun sözlerini, yaşamı, varlığı işgalcinin, teröristin ya da kabilenin/cemaatin iradesine bağımlı hale getirilmiş sıradan insanların, “özgürce seçme hakkının olabileceğini iddia eden/varsayan, demokrasi kavramını özgür bireyler üzerinden değil, işgalcilerin, terörist örgütlerin, etnik ve dini liderlerin iradesi üzerinden tanımlayan, çarpıtılmış bir demokrasi anlayışının ifadesi olarak tanımlamak da mümkün.

Davutoğlu’nun, emperyalizmin fiili müdahalesi sonrası etnik ve dini kimlikler esaslı olarak Irak’ta gerçekleştirilen parçalanmayı, yukarıda belirttiğim gibi çarpıtılmış bir “demokrasi” kavramıyla olumlayarak, Suriye için çözüm olarak öneriyor olmasını esas önemli kılan şey ise Suriye ile ilgiliymiş gibi gösterilmeye/sunulmaya çalışılan bu sözlerin, gerçekte doğrudan bizim ülkemizi de ilgilendiriyor olması.

Bu önerinin, emperyalizmin, PKK terörüne çözüm olarak uzun yıllardır bize önerdiği şeyle olan benzerliğini hatırlamakta da sanırım yarar var.

Sonuç olarak, Davutoğlu, Suriye için “demokratik çözüm” olarak önerdiği yöntemin yani Suriye’de üniter devletten vazgeçilip, federatif bir yapıya geçilmesi önerisinin, madem çok demokrat bir yöntem denilerek yarın bizim ülkemizde de uygulanmasının istenileceğini, Suriye’den sonra sıranın bize geleceğini ya bilmiyor ya da bunda bir mahsur görmüyor.

Davutoğlu’nun partisinin eti ne butu ne deyip geçmek, bu söylemi ciddiye almamak mümkünse de, partisinin Millet ya da Demokrasi İttifakı adı altında oluşturulan/oluşturulacak muhalefet bloğunun bir parçası olacağının kesin görüldüğü dikkate alındığında durum ciddileşiyor.

Durumu ciddileştiren bir diğer konu, özellikle 2000’lerin başından itibaren, dünyayla bütünleşme, demokratikleşme denilerek gerçekleştirilen mevzuat değişikleriyle, ekonomik ve siyasi bağımlılığı kurumsallaştıran/ipotek eden ”büyük dönüşüm” yani para satıcıları ve arkasındaki güçlerin ulus devlet yönetimlerini etkileme/yönlendirme gücündeki artış. Hele ki, kurucu değerlerin korunup yaşatılması için kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin dahi yabancı sermaye güzellemeleri yaparak, bağımsız ekonomi iddiasından vazgeçtiği, Irak Kürt Yönetimini ziyaret edip, Irak’ta, ABD” insiyatifi” ile gerçekleştirilen Federatif değişimi selamladığı bir ortamda.