1. Haberler
  2. Analiz
  3. ‘Deliler koğuşu’ aşk

‘Deliler koğuşu’ aşk

featured

Serkan Arslan yazdı…

İleri karakol nöbetinde günler nasıl geçer…

Beyaz duvarların ağaçlarla yeşillendirildiği, yer yer renkli boyalarla gelişi güzel boyanan oturma alanlarıyla göz alan bu büyük labirentin avlusunda hasta bakıcılar hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Bazıları pazartesiden bazıları çarşambadan yana tavır aldılar. Ama çoğunluğun kabul ettiği bir gerçek vardı. Pazar haksızdı. Bu garip tartışmanın konusu onlara göre hastane bana göre ‘Ayrılıkhaneye’ yeni gelen genç çocuktu. Adını henüz bilmediğim ama yüzünün her zerresini ezberlediğim bu genç, ağır bir melankolinin pençesinde kabullenemediği bir ayrılığın travmasını atlatamamışa benziyordu. Hep başımıza gelen kötü olayların bir travmaya sebep olduğunu düşünürdüm. Ama onun başına gelen bu hadiseden sonra fikrim değişti. Travmalarımız sadece kötü olaylardan değil, gelmesini beklediğimiz güzel mutlu günlerin artık gerçekleşme ümidini kaybetmemizden ortaya çıkıyormuş.

Dün odasına gidip ilaçlarını vereceğim anda kapının aralığından konuşmalarına ben de şahit oldum. Karşısında duran kimse yoktu. Ama bir kalabalığa hitap eder gibi ses tonu incelip kalınlaşıyor. Bazen kızıyor bazen bir acıma duygusuyla sözlerine devam ediyordu. Ama hep gözlerinin takip ettiği boşluğu ikna etmeye çalışıyordu.

Sessizce bir adım geri çekilip konuşmasının bitmesini bekledim. Neler anlatacağı merakımı cezbetmişti. Önce başını en soldaki duvarın köşesine çevirdi. Gözleri avcının elinden kurtulmuş yılgın geyiği andırıyordu. Sözlerine başlamadan önce derin bir nefes aldı.

Efendiler hoş geldiniz…

Bir düşman hattının en uzak cephesinden, sıcak bir hat içine sürgün edildim. Bugüne kadar kalbimle verdiğim mücadele taktir edilmeli. İnsanlardan uzakta ve kendi köşesinde emekliliğini doldurmuş bir subay edasıyla son cesaret madalyamı almayı planlıyorum. Açın kapıları, adımlarımı saydım, ilerleyeceğim. Koğuş kalk. Ekselansları ve eşeği geldi. Uygun adım nizama girin. Sağ baştan saysın hatıralarım. Pazartesi burada, Salı burada, Çarşamba burada, Perşembe burada, Cuma burada, Pazar… Pazar… Pazar nerede?

  • Pazar gelmedi ekselansları. Kayıp olduğunu düşünmüyoruz. Mutluluklarını toplamış. Sanırım bizi terk etti.

Herkes sakin olsun. Buralarda bir yerde olmalı. Şimdilik onu yok sayalım. Belki de Tanrı’yla olan durumunu düzeltmeye gitmiştir. Sen nasılsın Pazartesi, saklandığın yerden çık artık.

Seni görüyorum Pazartesi. Sana öğretilenlerle, senin öğrendiklerin arasındaki uçurumu fark ettiğinden itibaren yüzündeki tebessümü görüyorum.

Salı’nın her zaman ‘Doğru olanı yapmalıyım’ telaşını, Çarşamba’nın “Sevdiklerine daha merhametli olmalıyım” çabasını görüyorum. Perşembe’nin ‘Çözümü olmayan sorunlarım var’ başlıklı yaşamında hala bir umudum var ama tükeniyorum çığlığını duyabiliyorum. Cuma’nın yalnızlığını Tanrı’yla konuşarak gidermeye çalıştığını hissediyorum. Ben mi! Ben Cumartesi’yim. Bütün hayallerin başladığı o boş ama bol düşünceli gün benim. İçimde bir yerlerde Pazar gününü arıyorum. Tanrı’nın hepimiz için bir planı varsa bırakalım bütün yöntemlerini üzerimizde denesin. Yeniden öğrenir, yanlışlarımızı görür, sevilir, umut eder ve yine Tanrı’ya dönüp beni yaratarak ne demek istediğini sorarız. İnsan da bu değil midir? Önce alışır sonra sıkılır, isyan eder en sonunda da kendine yeni bir Tanrı seçer. Etrafına bir bak herkes olduğu yerden şikâyet ediyor. Dünyanın en kötü hissine kapılmış onlarca insanın içindeyiz. Çünkü o his kendini ait olmadığın yerde hissetmektir. Peki bu ne kadar doğru Pazartesi?

  • İnsan olduğu yere dönüşmemeli, olduğu yeri dönüştürenler o mutluluğa ait olanlardır. İnsanoğlu her ne kadar yalnız kalmak istediğini söylese de araştırmalar izole edilmiş bir yaşamın insan sağlığı ve üzerinde kalıcı hasarlar bıraktığını gösteriyor. İstenilen yalnızlık bir tekillikten ziyade doğru kişiler ile beraber yalnız vakit geçirmekten geçiyor. Dünyanın en kötü hislerinden biri de kendini ait olmadığın yerde hissetmendir. İnsanlar kalabalıktan değil yanlış kalabalıklar içinde olmaktan yorulmuş gibi. Beynin Korteks kısmı kendini geliştirmek için her zaman bir arayış içinde çalışıyor. O zaman doğru soruyu sormakla başlayalım cevaplar kendini bulsun? İnsan olduğu yere dönüşmek yerine, içinde bulunduğu ortamı koordine edip adaptasyon sürecinden inovasyon sürecini yönetmeye muktedir midir? Siz sevdiğiniz için bir başkasının sizi sizin gibi sevmesini istiyorsunuz. O zaman ben de size sormak isterim. İyi de Pazartesi olarak benim bu koğuşta rolüm nedir?

Sen Pazartesi gününün neden bu kadar olasılık taşıdığını bize göstereceksin. Rolünün kıymetini bil otur aşağıya. Beni iyi dinle… Acı nedir ilk oradan başlayacağız. Dün gece yine ona okunmayacak birkaç satır yazdım. Şiirler, masallar, efsaneler hepsinde adı geçiyor. Bir gülüş insanın ruhunu ancak bu kadar bilimsel tepkimeye sokabilir. Ama yokluğundan üryan kalan düşlerim bütün kelimeleri siliyor hafızamdan. Dinle beni, aklımda kalanları sana anlatmam gerekiyor.

‘Sahnedeki repliğini ezberlemeye çalışan bir aktör gibi her sözünü hafızamdan binlerce kez geçirdim. Belki bu oyunu beğenmedin sen. Belki de hiç izlemek gelmedi içinden. Ama bir hayat geçti önünden, arkadan, sağından, solundan, içinden. Öylece kapattın mı pencereni, hiç olmamış gibi yastığına sarılıp uyudun mu? Sabahleyin o umursamaz gözlerinle güneşi mi aradın? En azından günün ilk sigarasında aklına gelseydim. Saçını tararken tarağına takılan teller kadar ölü mu kabul ettin ruhumu?’…Ya sen Pazartesi, ben bu acılar içinde kendimi bu odaya kitlerken hiçbir şey olmamış gibi delirmeye devam mı ettin?

  • Siz de haklısınız ama eksiksiniz ekselansları. Hani sevmek yokluğundan başlamaktı. Şimdi ruhunuzun iklimine uymadı diye mi bu sitem. Size onu ilk ben getirdim. Güzel bir Pazartesi günüydü. Ve sizin için gökyüzünde gölgeler yarattım. Bir ağacın yapraklarından oturaklar yaptım. Beni bu yalnızlığın başlangıcı olarak göremezsiniz.

İklim mi dedin Pazartesi? İklim mi? Bu bir iklim kararması, güneş tutulması ya da bir tufan değil Pazartesi. Oradan bakılınca ne görüyorsun bilmiyorum ama biri dünyanın merkezini değiştirdi. Ve bu hiç hesapta yoktu. Hesabını yapamadığın şeyler senin için ne ifade ediyor Pazartesi?

  • Bilmem bu sizin rüyanız, siz anlatın.

Peki seni uğurlamadan önce anlatayım. Bunun bir metresi, bir ağırlığı bir yüz ölçümü varsa gel, ölçüp biçelim. Sonra da tartıp satalım.

Bu aşk olamaz. Bu hasret olamaz. Bu çaresizlik olamaz. Bu kimsesizlik olamaz. Onun bu yaptığı Havva Adem’e yapmadı. Şimdi sen git. Bana Salı’yı yolla. Safları sıklaştırın Tanrı’yla konuşacağız. Şeytanı kapı arasından baktırmayalım. Hoş geldiniz sayın Salı. Şimdi sen söyle nasıl yapalım? Hangi doğruyu önümüze koyalım da bu kararsızlıktan kurtulalım.  Sen ki günlerden onunla aynı gökyüzüne bakıp, rüyalar kurduğumuz ilk günsün.

  • Doğru olanı yapmak zorunda mısınız ekselansları? Sizin bu doğru dediğiniz nasıl bir kabulleniştir? Önce buna karar verin.

Ben doğru ya da yanlış diye bir seçimde bulunmadım ki Salı, sadece yıldızlara baktım. Hepsi bu kadar karanlık bir anımda gökyüzüne bakıp yıldızları saymaktan başka bir düşüncem yoktu. Sonra onu gördük. Büyük iri ve ışıl ışıldı…

  • Onu görmek için bütün aydınlıklardan vazgeçmek bir yanlış. Ama bütün bu sahte ışıkları kabullenmek, sırf başkaları öyle istediği için böyle yaşamak ne kadar doğru? Yanılıyorsunuz ekselansları, onu sevmek için değil de onu görünce seveceğinizi düşünerek karar vermeye çalışıyorsunuz.

Peki, haklı olduğunu varsayarak, ne öneriyorsun sevgili Salı?

  • Varmaktan vazgeçin ekselansları, yürümeye devam edin. Yolu sevin. Görüyorum ki geri dönmek gibi bir niyetiniz yok. Ama yürümekten ziyade varmak istiyor gibisiniz. Bir düşünün bu varış sizin içinizdeki ateşe nasıl bir har olacak. Yoksa kül olmaktan mı korkuyorsunuz?

Canımı yakıyorsun sevgili Salı…

  • Gerçekler ekselansları, sadece gerçekler acının içinden geçebilir. Geri kalan her ne varsa harlı ve kolay kül olup yok olacak. Üzgünüm….

Çarşamba…Sevgili Çarşamba tam ortasında kaldığımız bir durumun içindeyiz. Ve senden başka kimse yardımcı olamayacak gibi duruyor. Bana, sende bolca olan bir şey vermeni istiyorum. Bu benim acımı hafifletecek.  Belki birazcık da uykusuz gözlerimi dinlendirmeme yardımcı olacak.  Sen onun bana gülümseyerek geldiği ilk günsün.

  • Sizi dinliyorum ekselansları, ne istiyorsunuz?

Merhametine ihtiyacım var. Sadece merhametinden biraz istiyorum.

  • Bunu ne için istiyorsunuz ekselansları?

İçimde yıldızlardan düşmüş bir çocuk var. Elleri ve dizleri yara içinde kalmış. Benim bu çocuğun yaralarını merhametinle sarmam gerekiyor. Yoksa üzülecek, ağlayacak çocuk. Düşerken bütün umutları bulutlara takılmış bu çocuğun. Bir daha gökyüzüne bakması için ona bu yaraların geçeceğini öğretmem gerekiyor.

  • Üzgünüm ekselansları size yardımcı olamam. Hiçbir sevgili, sevginin merhameti içinde acınmayı hak etmez. Merhamet sevgiyi öldürür. Birine merhamet gösteriyorsanız onu görmezden gelmek için, bir daha size bir sorun çıkarmasın diye gösterirsiniz. Sizin yaşadığınız duygunun merhameti olmaz. İçinizdeki çocuğa söyleyin merhamet sevdaya dahil değildir. İzninizle çekilmek istiyorum ekselansları. Git başımdan Çarşamba.

Perşembe…

Ah Perşembe çivi çiviyi nasıl söküyor bilmiyorum ama senden çareler aramaya değil senden acılar almaya gelsem olur mu? hani sevgi paylaşılınca anlamını kazanıyor diyorlar. O zaman acılar da paylaşılınca belki bir anlamın iz düşümünü barındırır içinde ne dersin?

  • Güldürmeyin beni ekselansları. Sizin umutla aradığınız şey benim için ütopyadan kaçmış kör bir adam. Nereye gitsek, kiminle konuşsak karanlık. Size tavsiyem umudunuzdan kurtulun. Hayal ettiğiniz dünya Tanrı’nın sizin için planladığı bir kurmacadan farklı bir durum değil. Ya da Cuma’yı çağırın gelsin. Tanrı’nın sizi koruduğuna bir tek o inanıyor.
  • Cuma…Merhabalar ekselansları, nasıl oldu bilmiyorum ama Tanrı size bir mesaj iletmemi istedi. İyi şarkılar dinleyin, güzel içkiler için, bolca gülümseyin ve inanın diyor.

Tanrı’nın benim hakkımda sana bunları neden söylediği merak ettim. Onunla tekrar konuşursan benim için ona bir soru yönetir misin sevgili Cuma? Sen onu özlediğim ilk günsün.

  • Ne öğrenmek istersiniz ekselansları?

Yaşadığım bu durum ile bana ne öğretmeye çalıştığını sor ona Cuma. Benimle ilgili planlarında benden ne istediğini merak ediyorum. Bu bir savaşsa yenildim, bir yarışsa kaybettim, bir oyunsa üzüldüm. Sevgiyi yarattığı her ne varsa yitirdim. Şimdi yeniden sevmek istesem asırlar sürecek gibi duruyor.

  • Yanılıyorsunuz ekselansları, bunu size açık bir dille ifade edeyim. Siz bardak kırıldı diye su içmekten vazgeçtiğinizi söylüyorsunuz. Bir duygunun sebebini kaybetmiş olmanız sizin fıtratınızda ne gibi bir eksikliğe sebep olabilir hiç düşündünüz mü? Gürül gürül akan bir şelaleden geçiyorsunuz ve aradığınız tek şey içtiğiniz bir yudum su mu? Sevilmeyi düşünen sevgisini şartlandırır. Şartlar, çıkarlar, beklentiler, menfaat zebanileri ile sadece arzularınızı beslersiniz.

Bunları sen mi söylüyorsun Cuma yoksa Tanrın mı konuşuyor?

  • Bunları siz söylüyorsunuz ekselansları, bunları siz düşlüyorsunuz. Bu sizin düşünüz, sizin gerçeğiniz. Sizin sayenizde iki insan arasında muhteşem iki duygu kendini buldu. Güven kelimesi şapka çıkardı, saygı kelimesi önünü ilikledi. Aşkın en ihtişamlı geçit töreniydi bu. Siz onu öyle güzel istediniz ki sanki komşuya evde çay bitmiş, ‘Sende var mı?’ der gibi oldu. Belki de en güzeli böyle olmasıydı. Tanrı bunu anladı ve bütün olmazlara rağmen bu duanızı gördü.

Onun konuşmalarını dinlerken çıt bile çıkarmadım. Kapının hemen arkasından tüm masumiyetiyle yıkılmış bir adamın kendiyle olan barışma çabasına tüm çıplaklığıyla şahit olmuştum. İlaç saati diye seslenip içeri girdiğimde odadaki sessizlik ve derin bir yalnızlığın gelişini hissettim. Duvara dönmüş yüzü hafifçe eğildi. Sandalyesinden yavaşça dizlerini toparlayıp doğruldu. “Bugün nasılsın?” diye sorduğumda beni hiç duymuyor gibi yaparken bir anda gözlerimin içine baktı. Konuşmayı yeni öğrenmiş gibi zar zor kurduğu birkaç cümleyi sıraladı

             Güneşe çıkmak istiyorum. Güneşin üstünde oturmak istiyorum. Güneşe tutulmak istiyorum. Ben buruk bir Cumartesi’yim. Bütün acılarıyla yarınını arıyorum. Bütün yaşanmışlıklarıyla arkama yaslanıp önümü görmek istiyorum. Orhan Veli’nin Pazar akşamlarında kaybettiği kıymetini yeniden bulmak istiyorum. Günlerin isimlerinin anlamını yitirdiği uzun ve soluksuz kahkahalar atmak istiyorum. Hey orda mısın en Sevgili Pazar? Sevgili …

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. Kaleminize sağlık Serkan Bey, her zamanki gibi olağanüstü

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!