1. Haberler
  2. Analiz
  3. Deliler koğuşu ‘berbat Süleyman’

Deliler koğuşu ‘berbat Süleyman’

featured

Serkan Arslan yazdı…

Şimdi kılıksızım, fakat
Borçlarımı ödedikten sonra
İhtimal bir kat da yeni esvabım olacak
Ve ihtimal sen
Yine beni sevmeyeceksin…Bir Garip VELİ

Damdaki Deli, Gökyüzündeki Unutkan, Yeryüzündekiler Umursamaz…
Dışarıda akıp giden, içerde durağan bir yalnızlık var. Yalnızlık ne güneşle nede ateşle bu karanlıktan kurtulamıyor. İnsan biraz da bir Orhan Veli şiiri gibi yaşıyor. Bazen duvardaki yalnızlığıma bakıyorum. Neden aynaya bakmadığımı sorarsanız eğer, insan aynada kendini başkasının gözünden görüyor ve ben başkaları tarafından nasıl göründüğümü hiç umursamıyorum. İnsan kendine nasıl bakar? Bilmiyorum. Belki de kendimden korkum bu ve bunu öğrenmek istiyorum. Tek bildiğim bu çam kokulu korunun pembe boyalı duvarları içerisinde Bir garip veliyim, kendi çukurunu arayan…

Bütün hastane ağız birliği yapmış gibi sessizliğini koruyor ve Süveyda ’nın gelişini bekliyor. Muhittin hiç aralık vermeden çalışmaya devam ediyordu. Kısa bir selamlaşmanın ardından yanımdan geçerken sanki hiç tanışmamışız gibi davranmasına bir anlam veremedim. Ringde gardını almış bir boksör gibi bekliyor pembe köşk Tımarhanesi…

Hastanenin ön duvarından bahçeye doğru yayılan siren sesi tehlikeli bir durum olduğunu bildiriyor. Bütün çalışanlar görev yerlerine diye yapılan duyurudan sonra Başhekim Şinasi hastalardan birinin kayıp olduğunu hepimize bildirip derhal bulunması için acele etmemizi emretti. Karış karış aranan odalardan sonra hastanenin çatısında alaycı tavırlarıyla gezinen deliyi ikna etmek hiç kolay olmayacaktı. Damdaki deliyi aşağı indirmek için yukarı çıkan heyetin içine Başhekim Şinasi’nin talimatıyla dahil edildim. Heyet ile çatıya çıktığımızda Berbat Süleyman bizi bekliyordu. Hoş geldiniz efendiler diye seslenip oturmamızı istedi.

Canım sıkılıyor be doktor. Beni buraya neden getirdiniz? Ben mutluydum o sokağın virane köşesinde. Biraz soğuk oluyordu kaldırımlar ama içim sıcaktı. Şimdi bu temiz kıyafetler sıcak yatak, mis kokulu yemekler içinde esaret altındayım. Ulan gökyüzüne hasret deli mi olur? Uyuyamıyorum yıldızları saymadan. Yağmur yağmıyor bu odalarda. Saçları mı nasıl yıkarım? Bensiz gökyüzü ne haldedir? Beni alıştığım o ‘tek başıma yeterim’ hissinden, bu kalabalık yalnızlığın içine getirdiniz. Ben hayaller kurar, gerçekten kaçardım. Yağmurlarımı, yıldızlarımı, iki liramı elimden aldınız. Beni bırakım doktor bey, ruhumun iyileşmeye değil kaldırım taşlarına, ay ışığının aydınlattığı gecelere ihtiyacı var. Elemsiz gidiyorum. Beni bırakın. Beni özgür bırakın. Beni yalnız bırakın….
Doktor ve yanındakiler gel Süleyman anlaşalım dediler. İki liranın onu mutlu edeceğini düşünerek paranın benim tarafımdan ona verilmesini istediler. Yanına yanaştım gözlerimdeki yaşlar beni derinden yaraladı. Kendimi bir idam mangasının baş celladı gibi hissettim. Neyse ki onu çatıdan indirmeyi başardık. Hastanenin içine girdiğimizde sigarası hala ağzındaydı. Doktor bey bırakın kalsın dedi. Berbat Süleyman biraz mahcup çokça hüzün dolu adımlarla odaya girmeden bana kaygı dolu gözleriyle bakıyordu.
Bir isteğin mi var mı Süleyman Bey?

Üzülüyorum çocuk. İçimde bir vicdan cumhuriyeti kurdum, dışarıda riyakâr bir saltanata karşı iyi insan olmaya çalışıyor.

Berbat Süleyman’ı Yatağına yatırınca hemşireler sakinleştiricisini yaptı. Derin bir uykuya daldı. Ne garip ona Berbat lakabını buraya ilk geldiğinde dış görünüşüne bakıp, beyaz önlüklü riyakârlar takmıştı. Süleyman’a gülümseyip, ona acıdılar. O riyakârlar ki onun temiz kalbine bakmak yerine üstündeki kıyafetlere bakıp ona Berbat lakabını uygun gördüler. Berbat Süleyman kimdi? Yaşadığı mahallenin çok sevilen evsizlerinden biriydi. Buraya nerden ve nasıl geldiğini bilen yoktu. Esnaf onu öyle sahiplenmişti ki, bazı soğuk gecelerde onu dükkanlarında yatırırdı. Kimsenin evine gitmez iki liradan fazla parasını almaz, hediye kabul etmez, ona acımayan herkes ile iyi geçinirdi. İki lira belki 3 lira olmuş olabilir malum sigaraya zam geldi. Bir bayram günü mahallede kimseyi bulamayınca komşu mahallenin bakkalından sigara alıp kaçmış. Cezaya ehliyeti olmayınca onu bu tımarhaneye getirmişler. Konuyu öğrenen mahalleliler ellerinden geleni yaptılar ancak onu buradan çıkarmayı başaramadılar. Yaklaşık bir yıldır burada kalıyor. Yani onun değimiyle esir tutuluyor.

Ertesi gün işe geldiğimde Berbat Süleyman’ın kaçtığı haberini aldım. Hemşirelerin yaptığı sakinleştiricinin etkisi geçip kendine gelince gecenin şahidi olmaz deyip, nöbetçi çalışanların uykuya daldığı anı beklemiş. Sonrası hiçbir özel beceri gerektirmeyecek kadar basit olmuş. Bahçeden dışarı acılan kapının kilidini açmış ve elini kolunu sallayarak kaçmış. Polisler kaçış şeklini ve güzergahını araştırıyordu. Gideceği hiç kimse olmadığı için berbat Süleyman her an her yerde olabilirdi. Bana kalırsa yıldızları görebileceği çatılar ilk aranması gereken yerlerin başında geliyordu. Havaların iyice soğuduğu, güneşin sadece ışık rolünü oynadığı ayaz geceler yaşıyorduk. Hastaneden mahallesine gitmesi çok zor ihtimaldi. Günlerce sonuçsuz kalan aramaların ardından bugün acı haberi geldi. Başhekim Şinasi gayet laubali bir tavırla Berbat Süleyman’ın donmuş bedeninin dün gece yağan kar ile bir binanın köhne duvar dibinde bulunduğunu söyledi. Hiçbir ölüm bu kadar sıradan olmamalıydı. En azından bu kadar önemsiz ilan edilmemeli. Giderken yatağına bıraktığı veda notu aklıma geldi.

İnsanın ruhu karanlık bir çukur. Biri gelir onu o kuyudan kurtarır. İnsan ışığı görür. Geldiği karanlığı unutur. Yürür, yoluna devam eder. Çıktığı çukuru unutur. En son, an gelir O iyiliği yapanı o karanlık kuyuda unutur… Hoşça kal Süleyman Bey…

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!