Serkan Arslan yazdı…
Süveyda üç gündür kimseyle konuşmuyor. Odasına giren doktorlar kısa bir süre içerde kalıyor sonrada telaşlı bir şekilde dışarı çıkıyorlar. Kapının önünde kısa bir konuşma yapıp Başhekim Şinasi’ye bilgi vermek için odanın önünden ayrılıyorlar. Fısıltılardan duydum kadarıyla ağır ama geçici bir atak dönemi geçiriyor. Son konuşmamızdan sonra ondan çekinmeye başladım. İçindeki karanlık beni fazlasıyla zorluyor. Geceleri bazı sesler duyuyorum. Süveyda’nın kendiyle konuştuğunu düşünüyorum. Bazen bol kahkahalı bazen de ağlamaklı konuşmalar. Bir şeyler anlatıyor. Bir şeyler dinliyor. Kime kızıyor bilmiyorum ama kendini fazlasıyla suçlu hissediyor. Genelde onunla konuştuğumuz günlerin gecelerinde daha çok sesi yükseliyor. Dün gece nöbetçiydim. Kapısına kulağımı dayadım. Yapmamam gerekiyordu ama yaptım. Şimdi bir ajan gibi onun gizeminin peşine düştüğümü kabul ediyorum.
Aklımda kalan konuşmaları not defterine yazdım.
-Beni insanlara zalim ve kötü olarak anlatmaya devam edebilirsin. Ama lütfen bu hikâyenin yaratıcısından söz etmeyi unutma…
Bu sözleri duyar duymaz yerimden fırlayıp Süveyda’nın odasına koştum. Odada hiç kimse yoktu. Süveyda yatağında dizlerini göğsüne kadar çekmiş bekliyordu. Sessizce kapıyı kapatıp onu yalnız bırakacakken sadece benim duyacağım bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
-Sen de geceleri uykusu olmayanlardan mısın yoksa? Ne garip ben geceleri uyuyamadığım için buraya getirildim. Sen ise benim yan odamda uykusuzluğun mesaisini dolduruyorsun. Sence de hepimiz hayallerimizin kurbanı değil miyiz? İnsan neyle yaşar biliyorum. Peki insan ne olmadan yaşayamaz? Zaman, sevgi, hayaller… Çokça sıralanmış bir dizi mecburiyetten elimizde ne kaldı? ‘Biliyor musun Ahmed buraya gelmeden önce okuduğum bir yazar kendini şöyle ifade ediyordu. Yazdıklarımla öyle bir bağ kurdum ki gerçek hayatın bir illüzyondan ibaret olduğunu düşünmeye başladım. Öyle ki yazmadığım günlerde kendimi kolera ya da verem olmuşçasına nefessiz, bitkin ve yorgun hissediyordum.
Bu sözlerin üstüne sustu, ben de sustum. Odadaki soluk ışığın verdiği Rum meyhanesi tadında bir keder oluştu. Vaktimin çok olmadığını biliyorum. Birazdan diğer bakıcılardan biri odaya girip neden odada bu kadar uzun kaldığımı merak edecek. Süveyda bu sefer gözlerimin içine bakıyordu. Benden bir çare bekler gibi gözlerimin tam içine kıpırdamadan bakıyordu.
-Bunu bana sormanız enteresan Süveyda Hanım. Ben bir garip veliyim. Adı Ahmed olan… Ama izin verirseniz size bir sorum olacak. Harabe kelimesi sizin için ne ifade eder Süveyda Hanım?
-Kimin yıktığına bağlı.
-Siz yıkmışsanız?
-Öyleyse Bu bir hediye…. Eğer kendim yıkmışsam ve halen yaşıyorsam. Onun altında kalmamak için bütün mutsuzluk olasılıklarına rağmen bunu basarmışım demektir. İnsan hayatına sadik değil adil olmalıdır.
-Burada olduğunuza göre adil değil sadık kalarak enkaz altında kalmışsınız.
Bu sözlerimin üstüne yüzündeki dalgın ifade yerini kızgın bakışlara bıraktı. Odadan kovulmam an meselesiydi ama öyle olmadı. Odanın aralık kapsından sızan lambanın ışığını gördü. Beni kovmak yerine sözlerine devam etti.
-Bir gün caddede yürürken etraf bir anda karanlığa büründü. Bir hayli saat geçti. Hiç araba geçmiyordu. Biraz durdum. Kısa süreli bir panik ile etrafımda bir ışık aradım. Ama yoktu. Evlerin pencerelerinden bir mum bile ışıldamıyordu. O an bir şey fark ettim.
-Neyi fark ettiniz?
-Gökyüzünü… Ben hayatımda hiç bu kadar bir arada, birbirinden bu kadar ayrı, birbirine bu kadar karmaşık ama birlikte bir o kadarda ışık demetini görmedim. Şehrin ışıkları gökyüzünü gizliyor. Sanırım yıldızları görmek için başımızdaki çatının üstümüze yıkılması gerekiyor.
Yerinden kalktı ipekten sabahlığını narince beline dolayıp pencerenin kenarına yanaştı. Kediler ve ay şehrin çatısında geziniyordu.
Beklenmedik bir kahkaha atıp, “Kediler ve ay ışığı yıldızları kıskandırır vaziyetteler. Ne romantik bir aksam bu öyle değil mi? Ahmed bey için bundan daha iyi bir gece olamaz.”
Ne demek istediğini anlamadım ama neden diye sormak da gelmedi içimden. Kedilerin bu romantik akşamını bozmak istemedim. Kendisine bir isteği olursa seslenmesini söyledim. İyi geceler dileyerek kapıyı çekerken günlerce kafamı karıştıran o sözler döküldü dudaklarından.
-Yazmaya devam edin Ahmed Bey, yaşamak kolay iş…
Kaleminize sağlık üstadım
Kalemine sağlık..
Çok güzel…
Ahmed Süheydanın karanlığına mı gömülecek? Yoksa onu aydınlığa mi çağıracak? Ortada bir yerde mi buluşurlar yoksa? Merakla bekliyor ve takip ediyoruz