1. Haberler
  2. Kültür - Sanat
  3. Deliler koğuşu ‘kıyam’

Deliler koğuşu ‘kıyam’

featured

Serkan Arslan yazdı…

Süveyda’nın bana verdiği ve yazarının ben olduğumu söylediği o kitaptan bir anı hatırladığımı düşünüyorum. Artık yavaş yavaş o kitabın yazarının ben olduğuma ikna olmaya başladım. Ama bu yetmez ikna edilmiş olmam yalancı bir inancı filizlendirir. Bunu istemiyorum. Kendi hatıralarına ikna edilmiş biri olmaktansa bu tımarhanede ömür boyu yaşamayı tercih ederim.

Odamdaki ışık yeterince kuvvetli, kahvaltı saati geldi. Yemekhaneye indiğimde delilerin sessizce sırasını beklediğini gördüm. Ne garip deliler sırasını bekliyor. Bana kalırsa insanın en büyük düşmanı akıldır. Bütün gri mutsuzluklar orada toplanır. Oysa insan bütün duygularıyla yaşama sevinci olandır. Bak işte burada da buldu bizi o duygusuz akıllı geçinen ahmak. Ben böyle düşünürken bir deli sıraya aldırış etmeden ilerleyip kahvaltısını almak isteyince ufak bir tartışma çıktı. Sıradakiler kendi aralarında homurdanmaya başladı. Bu deli değil olsa olsa aptal bir adamdır diyorlar. Çok geçmeden görevliler bu adamın deli değil bir aptal olduğunu düşünmüş olacak ki kolundan tutup adamı dışarı çıkardılar. Neyse beladan uzak durmalıyım. Yoksa kendimi Süveyda’nın yerine demir parmaklı bir odada bulacağım. Kahvaltımı yaparken hemşirelerden birisi yanıma geldi ve Süveydanın beni odasında beklediğini söyledi. Ona ne anlatacağımı ya da ne cevap vereceğimi bilmiyorum. Eskiye dair hatırladığım tek şey karanlık bir yüz ve içerisine gizlenmiş bir kadının gidişine ait kesik kesik hatıralar. Ama yine onunla konuşmak içimde bir zaferin ayak seslerini çınlatıyor. Çarşı pazar karışıyor. İnsanlar ellerine çaylarını alıp balkona koşuyor. Esnaf işi gücü bırakıp dükkânın önüne çıkıyor. Okullarda teneffüs zili çalmadan öğrenciler pencerelere koşuyor. Kafamın içinde davul çalıyor. Sakin bir pazar akşamını pazartesi telaşı sarıyor. Erkenden başlıyor tütün sarısı öksürükler. Yürüyorum, avuçlarım terliyor. Tutuyorum, dizlerim titriyor. Yuvasını kaybetmiş bir kuş gibi kanat çırpıyorum. Üzerimde beyaz bir gömlekle yağmur sonrası toprak kokusunda o sisli, o karanlık dağı tırmanıyorum. Dün onu pencereden gördüğüm anda kıblesi yerini bulmuş bir dini yeniden içimde hissediyorum.

‘Bir günaha sahip olabilmenin ilk şartı inanmak son şartı inkardır.’

Hemşire ile merdivenleri çıkarken aklım kırımızı şerit çekilmiş olay mahalli gibi durmamı ve bakmamı söylüyor. Hemşire durumu fark etmiş olacak ki biraz dinlenmemi istiyor. Başımın üstünde duran pencereyi açtığında bedenime sarılan rüzgârı hissediyorum. Kanıtları toplamak için vaktim var. Şüpheli ve maktulün kim olduğunu arıyorum. Yine o kadını görüyorum. Karanlık bir dağın gölgesi gibi sadece gözleri var. Nasıl olurda yüzünü hatırlayamam diye şahlanıyor gövdem. İşte yeni bir hatıra daha aklın süzgecinden geçiyor. Bir oda görüyorum. Odanın içinde sırt sırta vermiş bir kadın ve erkek. Televizyon açık, siyah beyaz bir film oynuyor. Duvarda asılı tablolar var. Bir tanesi diğerlerine göre daha belirgin. Bir mabedin içerisinde namaz kılan adamlar var. Ama namaz kılanların hepsinin yönü farklı. Kimi kuzeye eğilmiş, bir öteki batıya doğrulmuş. En arka sırada olan selamını soldan veriyor. Elleri semaya doğrulmuş bir çocuk başını yere eğmiş, gözleri kapalı bir halde duruyor. Minbere doğru yürüyen saçları uzun, kanatları ak pak bir kadın var. Arkasına bakıp gülümsüyor.

‘Evi Kâbe olanın kıblesi olmaz’

Yeniden odanın içinde oturan kadın ile erkeğe bakıyorum. Sırt sırta vermişler. Birbirlerine ne kadarda güveniyorlar. Yönleri farklı ama birbirlerinden eminler. Bu anı bana ait olduğuna göre erkek olan yüzünü dönsün bana. Kendimi görmek istiyorum. Aklım benliğimi kaybetmiş olsa da vakur duruşlu bir komutan gibi adamın yüzünü gösteriyor bana. Kadını görmek istiyorum. Yüzünü bana dönmesini bekliyorum. Ama olmuyor. Giderek uzaklaşıyor gördüklerim. Dilimde şair lekesi, ağır kanamalı küfürler ederek pencereden dışarı bağırıyorum.

Ve ben, ben şairim kendi şiirine kıyam olan…

Bir zeytin ağacı gölgesi, Bir kuş, bir bulut
Uzandım boylu boyunca toprağıma
Durun diyorum, barış benim kavgamdır
Alnıma gökyüzünü nakşediyorum
İlk günahım değil, Tanrıyı arıyorum
Kıblesi kendinden bir ev yapıyorum
İşte ben umudu bayındır kılıyorum
Yeniden değil, olduğum yerden başlıyorum
İçimdeki çocuk taşlar diziyor
Kendi Kâbe’min duvarlarına

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!