Fatih Altaylı'nın övündüğü haberi Habertürk yayından kaldırıp özür dilemiş

Zamanında FETÖ'ye övgüler dizen liberal ve yandaş gazeteciler birbirine girdi. Hepsi birbirinin hatalarını yüzüne vuruyor. Hepsi zamanında FETÖ'ye karşı durduklarını iddia etse de ortaya çıkan arşiv haberleri gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Fatih Altaylı, Habertürk'ü FETÖ'yü savunmakla suçlayan Hilal Kaplan'a çok sert göndermede bulundu. Altaylı'nın paylaştığı 2009 tarihinden kalma manşet haberinin ise o dönem yayından kaldırıldığı ortaya çıktı. Medya mensupları FETÖ'cülere karşı işbirlikçi yanlarını birbirinin yüzüne vururken Türkiye'nin nasıl 15 Temmuz darbe girişimine sürüklendiği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Fatih Altaylı'nın övündüğü haberi Habertürk yayından kaldırıp özür dilemiş

VERYANSIN TV

HaberTürk TV’de Hülya Hökenek’in sunduğu programda isminin geçmesi üzerine yayına bağlanan Hilal Kaplan hem televizyon kanalını hem de bazı isimleri FETÖ’cü imasıyla suçlamıştı.

Kaplan, Habertürk'ün Zaman Gazetesi'nden sonra FETÖ'nün en güçlü medya yapılanması haline geldiğini iddia etmişti.

Kaplan şunları söyledi:

"Habertürk Yayın Koordinatörü Oğuz Usluer, Habertürk Genel Yayın Koordinatörü Abdullah Kılıç, Haber Müdürü Cuma Ulus, Adil Öksüz'ü evinde saklayıp kaçmasına yardımcı olduğu gerekçesi ile tutuklanan Habertür Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdal Şen. Bunların hepsi bilinen gerçekler."

Hilal Kaplan'a en sert cevap ise HaberTürk gazetesi kurucularından ve televizyon program yapımcısı Fatih Altaylı’dan geldi.

Altaylı sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “En güçlü zamanında biz bu manşetleri atarken Taraf ta FETÖ kıçı yalayanlarla muhatap olmayacağız elbette” ifadelerini kullandı.

Fatih Altayı'dan Hilal Kaplan'a çok sert sözler... Kaplan'dan yanıt gecikmedi

Fatih Altaylı daha sonra bu mesajını sildi.

Fatih Altaylı'nın paylaşıp sildiği 20 Mart 2009 tarihli manşet haberinde "F tipi astsubayın fişleme itirafları" haberi yer alıyordu.

Fatih Altaylı haberin linki yerine ekran görüntüsü paylaştı.

Çünkü haberin yayınlandıktan kısa süre sonra FETÖ'cülerin zaman gazetesi üstünden Habertürk'ü tehdit ettiği ve gazetenin haber kaldırdığı ortaya çıktı.

Zaman gazetesi haberinde Habertürk’ü suçluyor: “Habertürk’te operasyonel haberler başladı: İşkence altında alınan ifadeleri yayınladı” diyordu.

Bunun üzerine Habertürk adeta FETÖ'den özür diledi.

Bu haberden iki hafta sonra Habertürk'te çıkan "Medyada editoryal hastalıklar" başlıklı imzasız yazıda şu ifadeler yer alıyordu: 

"Örneğin alın elinize herhangi bir merkez olma iddiasındaki büyük gazeteyi, kişiler ve oluşumlarla ilgili olarak kullanılan kavramlara ve sıfatlara bakın. "E tipi", "F tipi", "Yandaş", "Ergenekoncu", "Bölücü", "Liboş", "İrticacı", "İşbirlikçi", "Cumhuriyet karşıtı" vs. gibi sayısız sıfatlara bolca tanık olacağınız muhakkak. Bu sıfatların o gazetenin stratejik bir tercihinin sonucu mu kullanıldığı, yoksa kullanan kişinin özensizliğini ya da angajmanını çalıştığı kuruma empoze etmeye mi çalıştığı çoğu kez anlaşılamaz bile. Çünkü yukarıda da ifade edildiği gibi; kavramların aslında stratejik bakışı ifade ettiği stratejik bakışın ise ancak stratejik aklın ürünü olması gerektiğine dair bir bilinç medyada yeterince oluşmuş değil.  Bu görüntünün bir sağlıksızlık işareti de olduğu açık."

HABERİ YAPAN MUHABİRİN BAŞINA NE GELDİ?

Gazeteci Toygun Atilla, Fatih Altaylı'nın 2009'daki manşetlerini paylaşması üzerine o haberi yapan muhabirin başına gelenleri hatırlattı.

Atilla, "Habertürk’teki geçmişteki FETÖ oluşumunu aşağıdaki haberle savunan dostlar, haberi yazan gazeteci Sibel Hürtaş’ın bu haberi yazdıktan sonra başına gelenleri kaleme almasını unutuyorlar sanırım." dedi.

Sibel Hürtaş ise yazısında "Hem dosya savcısının hem de dosyayı yazan gazetecilerin başına gelmeyen kalmadı" diyordu.

İşte Hürtaş'ın o habere ilişkin Artı Gerçek sitesindeki köşesinden aktardıkları:

'FETÖ VE HABERTÜRK'

Bugün tüm AKP milletvekilleri, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunuyor.

Konu, İlker Başbuğ’un bir mülakatta, FETÖ’nün siyasi ayağı sorusuna, 2009’da Meclis’e sunulan bir kanun teklifini anımsatarak verdiği yanıt. O teklif, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasının önüne geçiyordu. Ama konu bu teknik mevzuat değil. 11 yıl sonra Türkiye’nin darbe girişimiyle birlikte yüzleşmesine neden olan asıl konu, bu teklifi Meclis gündemine getiren Kayseri’deki bir flash bellek.

Alelade, küçük bir flaş bellekten bahsediyorum.

Ama tanımının böyle basit olduğuna bakmayın, 11 yıl önce Kayseri’de bulunan ve dökümlerini gözlerimle gördüğüm o flash bellek, bana göre Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en önemli kırılmanın sembolüdür.

Nasıl mı?

Bahsi geçen flash bellek, 2009 yılının Mart ayında Kayseri Hava Meydan Komutanlığı’nda bir astsubayın üzerinde bulundu.

Olay üzerine Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığı hemen bir soruşturma başlattı. Dönemin Askeri Savcısı Ahmet Zeki Üçok, Kayseri’ye gitti. Ortada, asker ve sivillerden oluşan gizli bir yapılanma olduğu öne sürülüyordu.

Üç asker hakkında soruşturma başlatıldı ama adı geçen 5 sivil kişiye ulaşılamadı. Soruşturmayı yürüten Savcı Üçok, asker kişilerden Astsubay Ali Balta’nın ifadesini aldı. Balta, ifadesinde, Işık evlerinde yetiştiğini, Askeriye’ye girdikten sonra “ev abilerinin” kendisini sürekli yönlendirdiğini söylüyordu. Üzerinde bulunan flash diskte de fişlemeler ve sahte emirler yer alıyordu.

Astsubay Ali Balta, ifadesinde, sözünü ettiği “abilerin” Askeriye’dekileri tek tek fişlediğini söylüyordu. Aleviler’e ilişkin bir liste vardı örneğin. Listeler exel dosyasında tutuluyordu ve her birinin ismi vardı. Mesela “kelebek” isimli dosyada eşcinseller, başka bir dosyada şans oyunu oynayan askerler tek tek fişlenmişti.

Flash bellekte yer alanlar bununla sınırlı değildi. Ali Balta, “abiler”in flash disk içinde bazı belgeler getirdiğini, kendisinin de Askeriye’nin özel yazılım sistemine bu belgeleri sokarak bazı sahte emirleri dolaşıma yaydığını belirtiyordu. Böylece dönemin Kayseri Hava Komutanı Rıdvan Ulugüler adına sahte emirler yayınlıyorlardı. Bu emirler, Ulugüler’in askerleri bazı mekânlara gitmesini yasakladığı ve benzeri yönündeydi.

 
Bu flash bellek ile birlikte ortaya çıkan ifadeler, FETÖ’nün TSK’ye sızma girişimlerinin en önemli somut deliliydi.

Ben bu sırada Habertürk Gazetesi Ankara Bürosunda yargı muhabirliği yapıyordum. Kayseri’deki o dosyaya ulaşmıştım. Haberi yazdım ve geçtim…

Ertesi gün Habertürk Gazetesi, bu dosyayı “F Tipi Astsubayın Fişleme İtirafları” başlığıyla manşet yaptı.

Buraya kadar her şey rutininde ilerliyordu.

Ama bundan sonrası malum…

Hem dosya savcısının hem de dosyayı yazan gazetecilerin başına gelmeyen kalmadı!

Haber, Habertürk Gazetesi’nde manşetti, ama sabahın erken saatlerinde internet sitesinden silindi. Daha sonra o haberin yerine, dönemin Habertürk İcra Kurulu Başkanının imzasıyla “özür” yayımlandı.

Haber doğruydu,

Yayınladığımız için özür diliyorduk!

Çünkü gazete, piyasaya çıkar çıkmaz Zaman Gazetesi internet sitesinde manşetten Habertürk’ü ve şahsımı hedef almıştı. Ve şu ifadelere yer vermişti:

“Habertürk’te operasyonel haberler başladı.

Haber etiğini dilinden düşürmeyen gazetenin Sibel Hürtaş imzalı haberinde sızdırma savcılık ifadeleri yer aldı. Ki bu ifadelerin işkence altında ve sanığın asit kuyularıyla korkutularak alındığı avukatlarınca geçen hafta yapılan basın toplantısında dile getirilmişti.”

Zaman Gazetesi’nin bu bombardımanı ve karalama kampanyası tam hız sürdü. Sonra ilginç bir şekilde Zaman Gazetesi’nin Ankara Bürosunda görev yapan AKP Muhabiri Erdal Şen hooop Habertürk Gazetesi’ne Haber Müdürü olarak atandı. Şen’in Zaman ve benzeri gazetelerdeki ekipleri de peyderpey bu büroya getirildi.

 
Ankara gazetecileri Erdal Şen’i, Erdoğan’ın Etlik’teki evinin alt katında oturan gazeteci olarak bilirler. Daha doğrusu Şen, kendini böyle tanıtırdı. Ama Erdal Şen’i bu hikâyenin asli unsuru yapan en önemli özelliği, FETÖ’nün “Hava Kuvvetleri imamı” olan Adil Öksüz’ün bacanağı olması.

Böylece Hava Kuvvetleri’nde ortaya çıkan FETÖ skandalını yazan Habertürk’ün başına, Hava Kuvvetleri’nin imamı Adil Öksüz’ün bacanağı getirilmiş oldu!

Haberde imzası olan ben, haberi okuyan haber müdürleri, yardımcıları da aynı süreçte, teker teker ya işlerinden atıldı ya da çeşitli mobbing sistemleriyle işlerinden edildi.

Yıllarca, Kayseri’ye yönelik fikri takibi sürdürmeye çalıştım ama her seferinde engellendim. Zaman ve Vakit Gazeteleri tarafından şahsıma yönelen karalama kampanyaları, sosyal medyadan yönelen linç kampanyası ve uzun yıllara yayılan işsizlik süreciyle karşı karşıya bırakıldım.

Peki ya Savcı Üçok’un başına ne geldi?

Soruşturmayı yapan Savcı Zeki Üçok, Zaman ve benzeri gazetelerin inanılmaz bir karalama kampanyasının hedefi oldu. Soruşturmaya konu üç astsubayın ifadesini, hipnozla aldığı iddia edildi. Üçok hakkında işkence yaptığı gerekçesiyle dava açıldı, tutuklandı. Görevinden oldu.

Kayseri’de askerler yönünden başlayan soruşturma dosyası, böylece daha başlamadan bitirildi.

Daha sonra Hava Kuvvetleri’nin Adil Öksüz’den önceki imamı Bahadır Köroğlu’nun Bylock yazışmalarında, Adi Öksüz’ün bu davayla ilgili olarak görevlendirildiğini gösteren belgeler ortaya çıktı. (Soruşturma Savcısı Ahmet Zeki Üçok, yargılandığı işkence davasında, o belgelerin dosyaya girmesini sağladı.)

Kayseri’de olaya karışan, söz konusu flash disk’i hazırlayıp askerlere vermekle suçlanan, astsubayların “abileri” olarak anılan sivillere ne oldu? Onlar da İlker Başbuğ’un bahsettiği TBMM’deki yasa değişikliğiyle, askeri mahkemede yargılanmaktan kurtuldu.

***

Öyle sanıyorum, tüm bunları yaşayanların haklılığı 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra ortaya çıktı.

Ama tabi bu haklılığı herkes kendine göre yonttu!

Nasıl mı?

Darbe girişiminin ardından Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, “FETÖ’nün TSK’ye sızmasını ilk haber yapan medya organı biziz” diye bir röportaj verdi. Bunları söylerken, Habertürk Gazetesi Ankara Bürosu’nun kurulduğu günden bu yana çalışan muhabir ve haber müdürlerinin teker teker işten atılmasına neden olan ve internet sitesinden haberi apar topar sildikleri “F Tipi Astsubayın Fişleme İfadeleri” manşeti vardı…

O zaman kendisine kişisel olarak, “O manşeti yazan muhabirleri neden işten attınız” sorusuna ise yanıt vermedi!

İnanılmaz bir algı çalışması değil mi?

Bu haberi yazdığım için o gün beni hedef gösteren Vakit Gazetesi, ismini Akit Gazetesi ve Televizyonu yaptıktan sonra, benimle ilgili bu kez “FETÖ’cü” diye yayın yapmaya çalıştılar. Bu karalama kampanyasına, zamanında köşesinde FETÖ’ye şiir yazan Hilal Kaplan da Yeni Şafak Gazetesi’nden katıldı.

Nasıl olduysa, hepsi FETÖ karşıtlığı yapmak için bize FETÖ’cü demeyi uygun buldu!

Bir korku filmini andıran korkunç algı hikâyesinin lokal sonuçları böyle…

Peki ya genel sonuçları?

Yıllar sonra işkence davasından beraat eden ve hakkındaki hipnoz kumpasını Adil Öksüz'ün yaptığı ortaya çıkan Savcı Ahmet Zeki Üçok’a kulak verelim:

"O gün Kayseri’nin izi sürülseydi, 15 Temmuz yaşanmazdı."

Aslında Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ da bundan fazlasını söylemiyor. O gün Kayseri’deki ilk emarede, biz bunu durdurabilseydik, tüm bunlar yaşanmazdı diyor. Ve açıkça şunu söylüyor:

“Bizi o gün gerek yasal değişikliklerle, gerek bu kumpaslarla kim durdurduysa, sorumlu odur!”

İşte İlker Başbuğ’un bahsini ettiği Kayseri’de bir astsubayın üzerinde bulunan flash diskin 15 Temmuz 2016’ya ulaşan darbe girişimi hikâyesi böyle…

Kayseri olmasaydı darbe girişimi olur muydu olmaz mıydı farklı bir tartışma konusu.

Neticede bu sadece, alelade, küçük mekanik bir cihazın hikâyesi…

Asıl soru ise bu cihazı kimin yıllarca cebinde gezdirdiği?