Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Fidan burada, gündem olan Kaan açıklamasına ilişkin, “Savunma sanayinde bizim yerlileşmemizi ve millileşmemizi mümkün kılan emeği görmeyen ve buna saygısızlık eden de bir tartışma alanı ortaya çıktı. Bunu ben açıkçası şiddetle reddediyorum ve kınıyorum.” dedi.
Bakan Fidan şunları söyledi:
“Şimdi, dezenformasyon niye yapılır? Bu artık temel propaganda kitaplarında yer alan bir husus. Yani istihbarattayken de bununla çok şey yapardık. Aslında dezenformasyon, manipülasyon, kara propaganda ve özellikle Türkiye’deki siyasi mücadelenin bir ayağı olarak fitne çıkarma konuları hep var olan bir konu. Ben konunun önemine binaen esas itibarıyla bu alanları çok fazla şey yapmıyorum, önemsemiyorum. Bunlar kendi bulundukları seviyede ve durumda gitsinler. Aslında Türkiye’nin milli güvenliği meselesi inanılmaz derece, bunların çok üstünde bir konu. Biz o konuyu orada bırakıp bu dezenformasyon ve kara propaganda üzerinden üretilen suni tartışma alanlarına gidersek, çünkü kimsenin gerçekle alakası yok burada. Onu kullanarak üretmek istediği bir propaganda anlayışı var.
‘ŞİDDETLE REDDEDİYORUM VE KINIYORUM’
Ha burada, bu propagandaya ben önemsemiyorum dedim ama bir konusuna özellikle altını çizmek istiyorum burada. O da yani kendisi önemli olduğu için değil, ona muhatap aktörleri… Burada özellikle savunma sanayinde bizim yerlileşmemizi ve millileşmemizi mümkün kılan emeği görmeyen ve buna saygısızlık eden de bir tartışma alanı ortaya çıktı. Bunu ben açıkçası şiddetle reddediyorum ve kınıyorum. Yani burada binlerce mühendisin, o kadar yıldır yani ben birinci elden tanığım, Milli İstihbarat Teşkilatından itibaren, ortaya koyduğu çok ciddi çalışmalar var. Aselsan’da, TAI’de, Roketsan’da, Havelsan’da, Baykar’da, BMC’de, adını sayamadığım o kadar çok firma var. Yani bunların hepsinin ortaya koyduğu, yıllardır bir mücadele var. Bakın, %20’den %80’e gelmiş bir yerlilik oranı var. Bu küçümsenecek bir şey değil.

Biz bunu yaparken bir şey daha yaptık. Bizim ürünlerimizi niye insanlar alıyorlar? Yani biz Milli İstihbarat Teşkilatındayken bu ürünlerin hemen hemen %60’ını, %70’ini kullanmak durumunda kaldık. İHA’ları kullandık, SİHA’ları kullandık, mühimmatları kullandık, elektronik harp cihazlarını kullandık, piyade tüfeklerini kullandık. Silahlı Kuvvetlerimiz, bizimle beraber, girdiği harekâtta füzeleri kullandı, biz istihbaratı verdik. Müşterek harekâta girdik, kendimiz harekât yaptık. Suriye’de savaştık, Irak’ta savaştık, başka adını söyleyemeyeceğim bir ton ülkeye gittik, oralarda savaştık. Hâlâ daha operasyonların içerisindeyiz. Buradan aldığımız bütün verileri biz her zaman için kendi mühendislerimizle, firmalarımızla paylaşarak buraya geldik.
Yani ben bunun hem kullanıcısıyım hem ilerletilmesine katkıda bulunan, bir avuç yıllardır, yani son 20 yıldır, kesintisiz bu konularla uğraşıyoruz. Şimdi burada savunma sanayinin ben birinci elden tanığı olarak ne kadar fedakârlık varken, bazılarının buradaki yerlilik ve millilik çabalarını açıkçası eleştiriyor olmalarını şey yapıyorum.
‘DİPLOMATİK TEDBİRLERİ ÖNDEN ALMAK GEREKİYOR’
Diğer taraftan şunu da söylemek gerekiyor. Yani ben bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanıyım. Benim bakan olduktan sonra önüme aldığım ödev çizelgesinde bir husus var. Arkadaşlara dedim ki, yani diplomasiyle yoluyla ilerletilmesi gereken alanlar var. Yani Filistin meselesinde, bölgesel güvenlik çatısının oluşturulması, çatışmaların çözümü, yeni pazarların bulunması, yeni enerji alanlarına gidilmesi, daha onlarca konu var. Bunlardan önemlilerinden biri de Türkiye’nin görünür ve görünmez kuşatılma alanlarıdır. Görünür kuşatılma alanları Türkiye’nin aleyhine oluşturulan ittifak alanlarıdır. Akdeniz, Doğu Akdeniz’de oluşturulmaya çalışılan ittifak alanları var, bunları görürüz, bunlara diplomatik tedbir geliştiririz. Belli konularda diplomatik tedbir geliştirilmezseniz konu askerinize havale edilir, güvenlik organlarına havale edilir, daha fazla şey olur. Yani alabileceğiniz diplomatik tedbirleri önden almanız gerekiyor.
‘BENİM GÖREVİM BU YAPTIRIMLARI KALDIRMAK’
Bir de Türkiye’ye yapılan açık ve örtülü kısıtlamalar ve yaptırımlar var, diplomatik olarak giderilmesi gereken. Şimdi arkadaşlara dedim ki ben: “Türkiye’ye yönelik açık ve kapalı savunma alanında ne yaptırımlarımız var? Savunma Sanayii Başkanlığımızın bize verdiği ne listeler ve hangi ülkeler var? Kilit firmalarımızın ürettiği kilit ürünlerin kısıtlamada olduğu nereler var? Hava Kuvvetlerimizin kullandığı hangi mühimmatlarda sıkıntılar var? Deniz Kuvvetlerimizin kullandığı hangisinde var?” gibi birçok şey var yani, böyle. Bunlarda şöyle bir husus var: Bir, yerlileştirme devam ederken, cari olarak kullanılması gerekenleri de ve Silahlı Kuvvetlerin, Savunma Sanayinin bizden talep ettiği hususların da kaldırılması gerekiyor. 2 yıldır çalışıyoruz. Yani Kanada’dan kaldırdıklarımız var, Hollanda’yı kaldırdık, Norveç’i kaldırdık, Belçika’yı kaldırdık, Almanya’daki konular büyük ölçüde kalktı. Amerika’dakilerin bir kısmı kalktı, bir kısmı duruyor.
Şimdi bu benim görevim, bu yaptırımları kaldırmak. İlgili kurumlarımızdan böyle bir talep geldiği sürece bu yaptırımların kaldırılmasıyla alakalı, ben bunu kaldırılmakla yükümlüyüm. Ha ben bunu kaldırmaya uğraşırken karşı taraf herhangi bir sebepten dolayı bana mantıklı bir izah getiremezse ve konuyu ilerletemezsek benim milli güvenliğim bunu başka yerden almayı gerektirir. Ve bu muhatabın bunu bilmesi lazım. Bak ben senden bunu almak istiyorum fakat sen bunu vermezsen benim başka alternatiflerim de olacak. Buradan başta açık ve şeffaf koyalım. Bu yüksek devlet konularıdır. Şimdi bu tartışmayı buradan alıp başka bir alana taşımak gerçekten garip, garip.”
ABD’DE DEMİŞTİ?
BM 80. Genel Kurulu kapsamında New York’ta olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkevi’nde şu açıklamaları yapmıştı:
“İkili ilişkilere dayalı konularda sorunların çözülmesi yönünde sayın Trump’ın irade koyduğunu gördük. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu konuda büyük bir ikna kabiliyeti var. 2019’daki olan olaylardan sonra ortaya çıkan CAATSA. CAATSA konusu bizim için aslında şöyle büyük bir sıkıntı. İki NATO müttefiki ülke arasında birbirlerinden bir şey almayı engelleyen bir yasal kısıtlamanın olması yani sistemik olarak büyük bir problem. Şundan dolayı şu anda diyelim F-35 vesaire işte almayı beklediğimiz işte KAAN’ın (Milli Muharip Uçağı) motorları var şu anda bekliyor mecliste, Amerikan kongresinde. Onların lisansı durmuş durumda. Yani onların lisansının hayata geçip, motorların gelmesi lazım ki KAAN’ların üretimi başlayabilsin.
‘MÜTTEFİKLİK RUHUNA YAKIŞMIYOR’
Aslında sistemik olarak bizim Amerika’yla olan ilişkimizde sınırlamaların olması bizi ister istemez daha farklı araçlar içerisine itecek, uluslararası hareket sistemine. Kendi yeteneklerimizi zaten geliştiriyoruz, onda bir problem yok ama hiçbir ülke kendi geliştirdiği yeteneğiyle kendi kendine yeterli olmuyor. Muhakkak hem bir ittifak kültürü, daha gelişmiş bir silah, daha gelişmiş bir şeyi alma ihtiyacımız oluyor. Veya bizden alınıyor, biz satıyoruz. Şimdi burada, daha geçen gün bir toplantıdaydım, orada da Amerikalılar, yani Banka’nın ürettiği teknolojinin Amerika içinde bir üretim alanı olabileceği, Amerika’nın da Türkiye’deki bu gelişmiş teknolojiden istifade edebileceği konusunda talepleri var, olaylar var. Yani bu konu aslında tek taraflı olmuyor. Artık Türkiye’nin de geliştirdiği yeteneklerden sonra iki taraflı gidiyor. Amerikan pazarından ünvan satabiliyor, silah satabiliyor. Her zaman bunun algısı tek taraflı gibi, aldığımız daha fazla ödeme yapıyoruz bu konuda. Yani bu müttefiklik ruhuna, stratejik ortaklık ruhuna yakışmıyor. Onun için CAATSA’nın aradan çıkması meselesi var. Bu konuda iki tarafta da irade var.”

