Havuca razı mı olduk? Ekonomik bağımsızlık nasıl sağlanacak?

Ahmet Müfit yazdı

Havuca razı mı olduk? Ekonomik bağımsızlık nasıl sağlanacak?

Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel, video konferans yöntemiyle yapılan Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi sonrasında, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile birlikte düzenledikleri basın toplantısında, Nisan ayında Türkiye'yi ziyaret etmek üzere Türk yetkililerle görüştüklerini açıkladı.

Geçtiğimiz aylarda, Türkiye ile ilişkileri "havuçla mı, sopayla mı" denklemiyle açıklayan, Türkiye’yi havuç ya da sopa ile terbiye edilecek bir eşek yerine koyan Michel; Türkiye ile ilişkileri geliştirmeyi ümit ettiklerini belirterek, "Aynı zamanda bizim için Türkiye'nin olumlu ve ılımlı tutumunu devam ettirmesi önem taşıyor. Diyalogun verimli olmasını umuyoruz." derken, Merkel Hükümetlerinde uzun süre bakanlık da yapmış olan von der Leyen, geçtiğimiz hafta içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile video konferans görüşmesi yaptıklarını hatırlatarak, Aralık'taki AB zirvesinden bu yana bazı AB ülkeleriyle ilişkiler dahil, Türkiye'nin daha yapıcı bir tutum sergilediğini söyledi.

Bu yazının konusu, daha üç ay önce, ulusal çıkarları için özellikle Doğu Akdeniz’e yönelik politikaları uyguluyor olması nedeniyle en üst düzeyde tehdit ve azarlamaların hedefi haline getirilen Türkiye Cumhuriyeti, ne oldu da ziyaret edilmesi gereken değerli bir ülke ve müttefik oluverdi. Ya da, Angela Merkel’in, Akdeniz’in doğusundaki gerginliğin giderilmesinden dolayı Türkiye’ye “müteşekkir” olmalar gerektiğini söylemesini nasıl anlamlandırmamız gerekiyor.

AB yöneticileri ve Merkel’deki bu tutum değişikliğinin, Makron’la yeniden kurulan “dostluğun” nedeninin, Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki arama çalışmalarının fiilen sonlandırılması olduğu herkesin malumu.

Esas soru ise Türkiye’nin tavır değişikliğinin nedeninin ne olduğu. Yanıtın 1980’li yılların başında itibaren uygulanan ekonomi politikalarıyla, ülkenin yabancı para girişine muhtaç bırakılmış olmasının sonucu olduğunu, ekonomiyi bırakın büyütmek, yalnızca döndürmek için dahi yurtdışından para girişine/borca muhtaç hale getirilmiş bir ülkede, bunun bedelinin siyaseten ödenmesinin isteneceğini de hepimiz biliyoruz aslında. Hal böyle olunca da, “Türkiye havuca razı mı oldu” diye sormadan edemiyor insan.

Ne demek istediğimi daha net anlatabilmek için, gelin, 8 Kasım 2020’den bu yana yani Berat Albayrak’ın sosyal medya yoluyla istifası ile başlayan süreçte, parasal göstergelerde yaşanan değişimi alınan faiz artırımı karalarının, TL’nin değeri, Ülke Risk Primi (CDS) ve Hazinenin borçlanma faizinde neden olduğu değişimi, hızlı bir şekilde hatırlayalım.

 

2 Kasım 2021

19 Kasım 2021

24 Aralık 2020

19 Mart 2021

26 Mart 2021

Döviz Sepeti/TL

9,1167

8,2626

8,4176

7,9067

8,8457

Faiz (MB politika), (%)

10,25

15,00

17,00

19,00

19.00

Faiz (2 yıllık tahvil), (%)

15,11

13,82

14,85

16,37

19,28

Ülke Risk Pirimi (CDS)

538,642

405,980

331,020

326,220

446,850

Tablo, Merkez Bankası ve Worldgovernmentbonds isimli internet sitesi verilerinden yararlanarak düzenlenmiştir.

Yukarıda sizlerle paylaştığım tablo, Berat Albayrak’ın ayrılışı sonrasında hızla düşen Risk Priminin, Ağbal yönetimindeki Merkez Bankası tarafından yapılan faiz artırımları sonucu nasıl gerilediğini, Ağbal’ın görevden alınması sonrasında ise nasıl yeniden yükseldiğini net olarak ortaya koyuyor.

Bu noktada çoğumuzun bildiği ancak yine de hatırlatmamız gereken şey, Ülke Risk Piriminin yükselmesinin, borçlanma ihtiyacı olan, ya da mevcut borçlarını, yeni borçlar alarak döndürmek zorunda bulunan devlet ya da özel sektörün daha yüksek faiz ödeyerek borçlanacağı anlamına geldiği.

Merkezi idarenin durumunu görmek için bakılacak yer, 2021 - 2023 dönemine kapsayan Orta Vadeli Program ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu. Söz konusu dokümanlara bakıldığında, bu yıl için, 385 milyar TL’lik kısmı anapara, 162,2 milyar TL'lik kısmı ise faiz olmak üzere toplam 547,2 milyar TL’lik borç ödemesi söz konusu. Dolayısıyla da, söz konusu borçları ödeyebilmek ve yeni borçlanma ihtiyacını karşılayabilmek için 541,0 milyar TL’lik kısmı iç, 77,6 milyarlık kısmı ise dış kaynaklardan, toplam 618,6 milyar TL’lik bir borçlanmanın gerçekleştirilmesi planlanmış durumda. Bu miktarın yalnızca merkezi idareye ait olduğunu, yerel yönetimleri ve finans kuruluşları dahil özel sektörü kapsamadığını da hatırlatıp devam edelim.

Özel sektörün durumu daha da zor. Bloomberght. İsimli internet sitesinde yer alan, Mehmet Filoğlu imzalı, “Türk bankalarının 6,2 milyar dolarlık sınavı” başlıklı haberin konusu, yazının başlığından da anlaşıldığı gibi, bankaların önümüzdeki birkaç ay içerisinde yenilemesi gereken sendikasyon kredilerinin miktarı, hangi faiz yüküyle yani borçlanma maliyetiyle yenileyecekleriyle ilgili.

Mevcut borçları döndürme ve yeni borçlanma ihtiyacının bu denli arttığı bir ortamda, artan/artacak borçlanma maliyetlerinin hem kamu maliyesi hem de finans kuruluşları dahil özel sektör bütçelerinde neden olacağı artı delik hiç de küçümsenecek boyutta değil anlayacağınız.

Artan/artacak borçlanma maliyetleriyle -ilk başta vatandaşı doğrudan ilgilendirmediği düşünülse de-, daha da ağırlaşması beklenen faturanın son kertede kim tarafından ödeneceği -ödünç refahın dayanılmaz çekiciliğine kapılarak çok hızlı unutuyor olsak da- hepimizin malumu aslında. Faturanın işsizlik, fiyat artışı, sosyal harcamalarda ve ücretlerde gerileme, kamu mallarının batan geminin malları gibi satılması, ballı “yap-işlet-devret”lerle gelecekteki vergilerimizin dahi ipotek edilmesi olarak ödeneceğini de biliyoruz.

Şimdiye kadar işin ekonomik maliyetinden bahsettik. Gelelim işin, yazının başında da söylediğimiz siyasi boyutuna ya da “havuca razı mı olduk” sorusunun yanıtına.
 
Yanıt olarak, son 40 küsur yılda yapılan seçimler sonucunda, geçici olarak ülke yönetimini üstlenmiş olan siyasi iktidarların, çağın gereği olduğu söyleyerek ve bence Anayasayı çiğneyerek, Anayasaya göre millete ait olan egemenlik hakkının, parça parça küresel şirketlere ve ardındaki küresel siyasi güçlere aktarılması/devredilmesi, ulus devletin, ulusal olma niteliği aşındırılarak, sermayenin küresel güçlerinin hizmetkarı olarak yeniden yapılandırılması operasyonunun yeni ve bence en önemli aşamasına gelmiş durumda olduğumuzu söyleyebilirim.

Esas sorun ise halihazırda ne iktidar ne de muhalefet cephesinde, ülkemize yönelik bu gerçek olmayan havuçla tavşan yakalama oyununu bozmaya talip, ekonomik bağımsızlığı esas alan bir siyasi duruşun söz konusu olmaması.

____

https://www.bloomberght.com/ab-2277378

http://www.worldgovernmentbonds.com/cds-historical-data/turkey/5-years/

https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/609ef884-3b3c-4bc3-84fe-9254244c3490/odemelerdengesi.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-609ef884-3b3c-4bc3-84fe-9254244c3490-nww5sND

https://ms.hmb.gov.tr/uploads/2020/10/BGM_Ekim-Duyuru_2021_Finansman_Program%C4%B1-1.pdf

https://www.bddk.org.tr/BultenAylik

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ic-ve-dis-borc-iste-boyle-ode-ode-bitmiyor/609333

https://www.bloomberght.com/turk-bankalarinin-6-2-milyar-dolarlik-sinavi-2277353

https://odatv4.com/ekonomik-bagimliligin-ulastigi-nokta-bu-30112045.html