Helengillerden İrini

Özsevi Eröz yazdı...

Helengillerden İrini

ÖZSEVİ ERÖZ

Dün, Avrupa Birliği Akdeniz Deniz Kuvvetleri’nin IRINI Operasyonu adı altında yardım malzemesi taşıyan gemimize izinsiz olarak çıkarak uluslararası hukuk kurallarına aykırı bir şekilde arama yapması ‘Devlet Korsancılığı’ tanımını tekrar gündeme getirdi. Tanımın hatıra getirdiklerini başka bir yazı konusu olacağını not ederek yazıma ‘İrini’ adı üzerinden başlamak istiyorum.

Operasyonun Kurmay Başkanlığını Yunanistan Deniz Kuvvetlerinin ve Komodor Mikropoulos’un yapması sebebiyle İrini adı konulmuş olabileceği akıllara gelse de İrini / İrene/ Eirene; ‘Barış’ anlamında kullandıklarını söyledikleri (www.operationirini.eu) bir Yunan tanrıçasının adı. Ancak göze çarpan bir detay, İrini / Eirene’in Roma mitolojisindeki adının ‘Pax’ olması. ‘Pax Romana’ ve ‘Pax Americana’ da kullanıldığı şekliyle Pax: “Nedeni ne olursa olsun bir devlet toprakları içinde ya da bir devletin sayesinde bölgesel ya da global çapta göreceli bir barış ve huzur ortamı ortaya çıkmasını ifade eder ki; bu barış genelde büyük savaşların etkisinde ortaya çıkar.”

Bu açıdan bakıldığında karşımızda; gemimize ani bir istihbarat ya da refleksle çıkan, barışı koruma amaçlı bir hareket yerine, konulan isme kadar planını yapmış, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden ayrı bir ‘Pax Europa’ iddiasının olduğudur.

Europa yani Avrupa adının hikâyesi de Yunan Mitolojisi’ne dayanmakta… Tanrı Zeus (Roma Mitolojisi’nde Jüpiter), Lübnan- Tyre Kralı Agenon’un kızı Europa’ya âşık olur. Beyaz bir boğa kılığına bürünerek onun yanına gelir. Europa, boğa kılığındaki Zeus’un üzerine biner ve denizi geçerek Girit Adası’na giderler, 3 çocuk sahibi olurlar: Minos Uygarlığı’nın kurucusu Kral Minos, Girit ve Ege Adaları’nın Kralı Rhadamanthus ve Likya Kralı Sarpedon.

Europa’nın babası Agenon ise kardeşlerini bulmaları için peşinden 3 oğlunu gönderir. Bunlardan biri olan Kiliks aramaktan yorularak ismini kendi adından alan Kilikya’ya (Anadolu’da Alanya’dan başlayarak Kinet Höyük, İskenderun’da son bulan; kuzeyden Toros Dağları ile çevrili alanı kapsayan antik bölge) yerleşir. Bir diğeri Phoenix- Finiks, daha fazla ilerlemek istemeyerek sonraları kendi adıyla anılacak olan Fenike (bknz. Fenike şehirleri listesi) topraklarına yerleşir. Üçüncü oğul Kadmos ise yolculuğunun sonunda bir ejderha ile dövüşerek Thebai (Doğu Yunanistan’da antik şehir devleti) şehrini kurar.

Her ne kadar “Bunlar sadece mittir, uydurmadır” diyecek olsak bile; “Mitoloji örtük/saklı tarihtir.” ( M. Bigin Saydam, Psikomitoloji, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Sayı:71, s:51) “Geçmişin ürünü ve anlatıcısı olan mitler geleceğin de uyarıcısı/ muştucusu ve öğreticisidir.” “ Mitin başlıca işlevi, bütün eylemsel kurguların ve bütün anlamlı insan davranışlarının (…) örnek oluşturacak modellerini ortaya koymaktır. (a.g.e., s.58)

Avrupa’da Helenseverliğe gelecek olursak, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıfladığı ve Yunanistan Bağımsızlık Savaşı zamanında tüm Avrupa’da ‘Zalim Tiran’, ‘Barbar, eğitimsiz, yoz Türkler’ imajları altında doruğa ulaşan Helenseverlik, elbette Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Devrimleri ile dondurucuya kaldırılmıştı. Ancak antik tabakların dondurucudan çıkartılarak ısıtılıp masaya tekrar konduğu görülüyor.

‘Bağımsızlığın’ kabul edildiği 1821’den 1975’e kadar 11 askeri darbe, 8 darbe girişimi, 1.800.000 kişilik nüfus mübadili, Alman ve İtalyan işgali, iki de iç savaş yaşayan ve günümüzde yaklaşık 350 milyar euro borcu bulunan Yunanistan, maalesef Ege Denizi’nde yıllardır sürdürdüğü saldırgan politikasını Doğu Akdeniz rüzgârının etkisiyle arkasına eski yeni müttefikler alarak genişletmeye çalışıyor.

O zaman biz de Eskişehirli Ezop’tan bir masal ile yazımıza son verelim:

“Sansar, bula bula girecek yer diye bir demirci dükkânını bulmuş. Karnı da açmış. Orada gördüğü bir törpüyü yiyecek sanıp başlamış yalamaya. Törpünün dişleri sansarın dilini perişan etmiş, kan içinde komuş. Sansar hiç aldırmamış: ‘Hih, aman!’ demiş, ‘ Koca demirin kanını ne güzel akıtıyorum. Aferin sansar sana!” ( Aisopos-Ezop Masalları, Bilgi Yayınevi, 1966)