Hellim tescilinin, KKTC’ye vuracağı darbenin ekonomik ve siyasi boyutu

Sabahattin İsmail yazdı...

Hellim tescilinin, KKTC’ye vuracağı darbenin ekonomik ve siyasi boyutu
Hellim tescilinin, KKTC’ye vuracağı darbenin ekonomik ve siyasi boyutu

Hellimin tescili konusunun siyasi ve ekonomik olmak üzere iki boyutu vardır. Bugün siyasi boyutunu değerlendireceğim.

1- Hellimin tescili konusu AB ile tanımadığı KKTC arasında bir konu değil, AB ile tüm Kıbrıs’ın tek meşru devleti sayılan, anlaşmalar çiğnenerek AB üyesi yapılan işgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ” arasında bir konudur. Rum yönetimi bu konuya VATANDAŞI SAYDIĞI Kıbrıs Türklerini de dahil etmek ve ürettiğimiz hellim markasını KENDİ KONTROLLERİNE ALARAK BAĞIMSIZ ÜRETİM YAPMAMIZI ENGELLEMEK için AB ile bir komplo hazırlamıştır. Bu çerçevede Anastasiadis ile teslimiyetçi –federasyoncu Akıncı arasında 2015’te varılan bir mutabakat ile hellimin “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin bir markası olarak coğrafi tescili için girişim başlatmıştır… Sn. Tatar da, BÜYÜK BİR YANLIŞ YAPARAK, “KIBRIS CUMHURİYETİ” (Rumlar) “ İÇİNDEKİ TÜRK TOPLUMU LİDERİ” sıfatıyla, AB ile  Akıncı’nın bıraktığı yerden görüşmeyi sürdürerek, sonuçlandırmıştır. Teslimiyetçi-federasyoncu Akıncı da seçilmiş olsaydı, yapacağı bu tescil konusunu  sonuçlandırmak olacaktı. Nitekim Anastasidis, Akıncı, CTP ve bilumum federasyoncular kaç gündür zevkten dört köşe olmuş şekilde kutlama mesajları yayınlamaktadır…

2-Hellimin, “KIBRIS CUMHURİYETİ”nin coğrafi tescili için başvuruyu yapan, işgalci RUM YÖNETİMİDİR… AB bu süreçte hiçbir şekilde KKTC’yi muhatap almamıştır… Sayın Tatar ile KKTC CUMHURBAŞKANI sıfatıyla değil, Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki “TÜRK TOPLUMUNUN LİDERİ” sıfatıyla görüş alış-verişinde bulunulmuştur. Nihai görüşmeler  işgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ BAŞKANI ANASTASİADİS” ile yapılmış ve onunla  anlaşmaya varılmıştır… 

3-Dolayısıyla düne kadar egemen Kıbrıs Türk Halkının ve devletimiz KKTC’nin bir ürünü olan “Hellim”, bundan sonra KKTC’nin değil, işgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ”nin markası olmuştur… bundan sonra biz KKTC OLARAK hellim üretemeyeceğiz, hellim paketleri üzerine üretim yeri olarak “KKTC” yazamayacağız . 6000 tonluk ihracat yaptığımız ve 30 milyon dolar gelir elde ettiğimiz Orta Doğu ve Türkiye pazarına şimdiki gibi ihracat yapamayacağız ve bu dev pazarı Rumlara kaptıracağız… İşgalci “KIBRIS(Rum) CUMHURİYETİ”nin VATANDAŞLARI olarak, RUM DEVLETİNİN  VE AB’NİN İZNİYLE ve ONLARIN BELİRLEDİĞİ ŞARTLARDA üretim yapacağız… Bunun için de her aşamada onlar tarafından DENETLENECEĞİZ, bin bir uyduruk engelle sabote edileceğiz…   

4-KKTC olarak üyesi olmadığımız halde,  AB’ın belirlediği kriterlerde üretim yapıp yapmadığımızı belirlemek için, AB TARAFINDAN BELİRLENECEK ve  RUM YÖNETİMİNİN YETKİLENDİRECEĞİ bir şirketin göndereceği DENETİM ELEMANLARI (içinde Rum da olabilir) KKTC’NİN İZNİNE GEREK DUYMADAN, diledikleri zaman gelecekler, belirledikleri kriterler çerçevesinde, hayvan besleyicilerinin hayvan besleme, süt sağma  koşullarını inceleyecekler, hellim yapan fabrikaları kontrol edecekler ve hazırlayacakları raporları RUM YÖNETİMİ İLE AB’YE VERECEKLER… Denetimlerinden geçirmeyecekleri hayvancıların sütü alınmayacak, onay vermedikleri fabrikaların ürettiği hellimler RUM DEVLETİNE GEÇEMEYECEKTİR.. Herşey  AB DENETİM HEYETİ, RUM DEVLETİ VE AB’ın İNSAFINA-ONAYINA BAĞLI OLACAKTIR

5- KKTC’nin değil ama, İşgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN VATANDAŞI” sayılan Hayvan besleyicimiz ve hellim üreticimiz denetimden geçerse, ürettiği hellimi, “AB VE RUM DEVLETİNİN TANIDIĞI YASAL LİMANLAR OLMADIKLARI İÇİN” KKTC limanlarından ihraç edemeyecektir. Bu ürünlerini ancak RUM DEVLETİ İLE AB’IN YAPTIĞI, KKTC’Yİ DIŞLAYAN YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ” çerçevesinde Rum devletine gönderebilecektir… YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ’nü uygulayan ise KKTC DEVLETİ değil, 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kayıtlı olduğu ve bu kayıt yenilendiği için Kıbrıs Türk Ticaret Odası’dır…

6-Rum-AB Denetiminden geçebilen üretici, Rum devleti ve AB’ın Kuzey’de tek yasal merci kabul ettiği  Ticaret Odası’ndan alacağı belgelerle ürününü Güney’e geçirecektir… Eğer RUM DEVLETİ ENGEL ÇIKARMAZSA ve ürününü AB ülkelerine ihraç etme iznini  RUM DEVLETİNDEN ALABİLİRSE,  ANCAK RUM DEVLETİ LİMANLARINDAN İHRACAT YAPABİLECEKTİR… Rum Devleti tarafından her aşamada engellenecek, sabote edilecek , ihracatı engellenecek üreticilerimiz çaresiz kalacak ve sonunda, Rum tüccarlar için düşük maliyetle üretim yapan FASONCULAR durumuna düşürülecektir… Rum tüccar, insafına kalan Türk üreticiden, dayatmayla düşük fiyatla alacağı ürünü, yüksek fiyatla AB’ye ihraç edecektir…  Onlar zengin olacak, Türk üretici, Rum’un verdiği kadarıyla yetinen karın tokluğuna üretim yapan yoksul fasoncular ve Rum’un hizmetkarı olarak kalacaktır…

7-Görüldüğü gibi hellim tescili konusunun hiçbir aşamasında KKTC YOKTUR. KKTC DIŞLANMIŞTIR, MUHATAP ALINMAMIŞTIR, EGEMENLİĞİMİZ VE EŞİT EGEMEN DEVLET STATÜMÜZ  ÇİĞNENMİŞTİR. BUNDAN SONRA UYGULAMADA DA DIŞLANMAYA , MUHATAP ALINMAMAYA, EGEMENLİĞİMİZİN ÇİĞNENMESİNE DEVAM EDİLECEKTİR… Bu asla kabul edilemez… Bir yandan EGEMEN EŞİTLİK TEMELİNDE İKİ BAĞIMSIZ  DEVLETE DAYALI ANLAŞMA talep etmek, bir yandan da işgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ”nin VATANDAŞLARINDAN OLUŞAN TÜRK TOPLUMU olarak hareket etmek, Rum devletinin ve AB’nin KKTC’yi dışlamasını, KKTC yerine Ticaret Odası’nı muhatap almasını, Rum-AB denetimini, ürünlerin Rum limanlarından ihracını vb kabul etmek, Rum yönetimi çatısı altında iş yapmaya kalkmak, AB ve Rum devletinden icazet almak ÇELİŞKİLİ, TUTARSIZ UTANÇ VERİCİ BİR TAVIRDIR… BU, RUM EGEMENLİĞİNİ KUZEY’E DE YAYMAKTIR… Güney’deki işgalci devleti, tüm adanın tek meşru devleti olarak zımnen de olsa tanımaktır… İşte sahte milliyetçilerin, Akıncı’nın açtığı yoldan giderek, federasyoncular, Rum yönetimi ve  AB ile yaptıkları işbirliği sonucu düşürüldüğümüz acıklı durum budur…

8- Görüldüğü gibi, hellim konusu, tescilin ötesinde, egemenliğimizin ve KKTC’nin savunulmasını ilgilendiren çok önemli bir siyasi konudur… Bu, doğrudan bağımsızlığımıza, egemenliğimize, KKTC’ye açık bir saldırıdır… Bu saldırıya cesaretle, dik durarak, onurlu bir duruş sergileyerek yanıt verilmelidir… Aileleri ile birlikte 50 bin hayvancının ve üreticimizin, bu yolla Rum yönetimine ve AB’ye bağımlı ve bağlı haline gelmesi, onların insafıyla-icazetiyle üretim ve ihracat yapması önlenmelidir… Aksi halde, Rum yönetimine ekonomik yönden bağımlı ve bağlı hale gelecek bu büyük kitle, Rum’la ortaklık kurulmasını savunan federasyoncuların doğal kitlesi haline gelecek ve devletimiz İŞLEVSİZ KALACAĞI İÇİN desteğini kaybedecektir.

9-Yapılması gereken, egemenliğimizi çiğneyen,  devletimizi yok sayan  bu utanç verici duruma derhal son vermektir… Bunun da en basit yolu Yeşil Hat tüzüğünü iptal edip, DEVLETTEN DEVLETE İLİŞKİDE ISRAR ETMEKTİR… AB’ye bir mektup gönderip hellimin bir KKTC markası olduğunu, işgalci “KIBRIS CUMHURİYETİ” adına coğrafi tescilinin yapılamayacağını, bunun dışında hiçbir kararın bizi bağlamayacağını  duyurmaktır… Bize verdiği hiçbir sözü tutmayan, bizi Rum devletine yamamaya çalışan, Rum destekçisi, ambargocu  AB’ye böyle bir mektup göndermek çok mu zordur? Ne yapacak, bizi dövecek mi? Üzerimize atom bombası mı atacaklar?

10- Bu dayatmadan , komplodan kurtulmak, dünyanın sonu değildir… Hiçbir ekonomik çıkar getirmeyecek ama, getirse bile, hiçbir ekonomik çıkar bağımsızlığımızdan, egemenliğimizden, KKTC’den daha önemli değildir… Rum-AB icazetinden kurtulup KKTC olarak üretimimize devam etmemiz halinde 90 milyonluk Anavatan pazarı, 500 milyonluk, Orta-Doğu, Rusya, İran, Orta Asya, Kafkasya pazarı bize AB’den çok daha fazla imkan yaratacaktır… Sadece geçen yıl 40 milyon dolarlık ihracat rakamına ulaşmamız bunun kanıtıdır…