'İnönü, 12 adayı almak istemedi' diyen bürokrata İlber Ortaylı'dan tarih dersi

Tarihçi İlber Ortaylı, bugünkü yazısında "On iki adalar konusunda İsmet Paşa’nın suçlanmasını hiç anlamıyoruz" dedi.

'İnönü, 12 adayı almak istemedi' diyen bürokrata İlber Ortaylı'dan tarih dersi

Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi, sosyal medya hesabı üzerinden, 12 Ada ile ilgili döneme dair bazı belgeler paylaşmıştı.

Safi paylaşımında, "Almanlar 12 adayı bize vermek istiyor. Zamanın Başbakanı Şükrü Saraçoğlu Cumhurbaşkanlığına soruyor: Adaları alıp İngilizlere verebilecek miyiz? İnönü cevap veriyor: Adaları almıyoruz... Belgeler Osmanlıca değil. Herkes okur... Yorumsuz" ifadelerini kullanmıştı.

İLBER ORTAYLI'DAN YANIT 

Tarihçi yazar İlber Ortaylı Hürriyet'teki köşesinde söz konusu iddialarla ilgili yanıt niteliğinde bir yazı kaleme aldı. 

Tarihçi İlber Ortaylı bugünkü "Evrak yanlış okunmuş" başlıklı yazısında, "Kullanılan evrak bile yanlış okunmuş. Teklif doğrudan sefirden gelmiyor. Sefirin istihbarat şefi Naci Perkel’e durumu bildirmiş ve sefirin cevabının beklendiğini söylüyor." ifadelerini kullandı. 

Ortaylı'nın Muhammet Safi'nin 12 Ada'yla ilgili paylaştığı belgelerle ilgili yazısından ilgili bölüm şöyle:

25 Eylül’de Cumhurbaşkanı ile Kars gezisinde temasa geçen Başvekil Şükrü Saracoğlu’nun, von Papen’in kendisine Almanya’nın adaları teklif ettiğini bildirdiği görülüyor. Kullanılan evrak bile yanlış okunmuş. Teklif doğrudan sefirden gelmiyor. Sefirin istihbarat şefi Naci Perkel’e durumu bildirmiş ve sefirin cevabının beklendiğini söylüyor. Saracoğlu’nun Kars gezisindeki Cumhurbaşkanı’na durumu arz etmesi üzerine Cumhurbaşkanı, “Almanların adaları kayıtsız şartsız teslim etmeyeceğinin çok açık olduğunu, bu yüzden İngilizler ve Yunanlılarla ihtilafa girilemeyeceğini” belirtiyor. Cumhurbaşkanı’nın cevabının tarihi 26 Eylül 1943’tür. Almanların takımadaları Türkiye’ye, üstelik de güdümlü bir şekilde teslim etmesi akıl sahiplerinin kabul edeceği bir durum değildir. Fevkalade tehlikelidir. Düşününüz ki birkaç ay evvel müttefikler, en başta Amerikalılar, İtalya’dan saldırıya geçmişlerdir. Bir yandan da Avrupa’ya bir çıkarma yapılacağı, yeri belli olmasa da artık bir sır değildi. Böyle bir hediyeyi kabul eden Türkiye’nin başına neler gelirdi, düşünmek ve tahmin etmek kolaydır. En kötüsü de faşizmin tasallutundaki Türkiye’yi Kızıl Ordu’nun kurtaracağıdır(!). Batılılar sadece Yunanistan ve İtalya’yı işgal etmek gibi bir görev üstlendiler. Balkanlar’daki bütün Alman müttefikleri Sovyet Rusya’nın eline bırakıldı.

HAYAL ÜZERE TARİH YAZILAMAYACAĞI AÇIK

On iki adalar konusunda İsmet Paşa’nın suçlanmasını hiç anlamıyoruz. 1912 Londra Uşi Antlaşmaları sırasında paşa henüz albay bile değildi ve Yemen’deki ordu komutanı Ahmet İzzet Paşa’nın isyan bastıran ordusunda kurmay başkandı. Lozan’da sadece İmroz, Bozcada ve Semadirek istendi. Bunları vermediler. Verilmeyen şeyin üzerine iki tabur askeri gönderecek gemimiz bile yoktu.

Hayal üzere tarih yazılamayacağı çok açıktır. Bunun siyaseten kullanılması da fevkalade tehlikelidir. Türk tarihçiliği ve dış politikasına yakışan bir tavır değildir. Daha ziyade Balkan ülkelerine mahsus bir hayalperestliktir. Eski bir devletin hiçbir zaman bağımsızlığını kaybetmeyen vatandaşlarıyız. Bürokrasimizin, sivillerin ve askerlerin aldığı bir miras vardır. Bu ciddiyeti korumak gerekiyor.