Koruma gücü ve 3’lü yönetim çıkışı… Ankara'nın Filistin mesajları bölgede nasıl karşılandı?

Eray Çelebi yazdı…

Koruma gücü ve 3’lü yönetim çıkışı… Ankara'nın Filistin mesajları bölgede nasıl karşılandı?

İsrail nasıl durdurulacak?

Türkiye ve Filistin’in özgürlüğünden yana olan ülkelerin on yıllardır yanıt aradığı soru bu...

İSRAİL’İN İŞGAL POLİTİKASI

Öyle ki Tel Aviv yönetimi 1967 yılındaki ”6 Gün Savaşları”ndan bu yana bölgede sistematik bir işgal politikası izliyor. Bunu son günlerde izlediğimiz gibi yalnızca sert güç kullanarak değil; aynı zamanda Filistinlileri bölgeden çeşitli yollarla tahliye ederek,  Yahudi yerleşimcileri yerleştirerek yapıyor.

İşgal politikasına karşı uluslararası toplumun mücadelesinin temel çizgisi ise Birleşmiş Milletler parametrelerine dayalı

İsrailin 1967 sınırlarına çekilmesi ve iki devletli çözümün uygulanması

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM POLİTİKASI

15 Kasım 1988’de sürgünde ilan edilen Filistin Devleti’ni ilk gün tanıyan ülkeler arasında yer alan Ankara da bu politikadan yana. Başkenti Doğu Kudüs olan, coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti hedefine destek veriliyor.

İsrail’in Filistin’e yönelik işgal adımlarına karşı her fırsatta verilen yanıtta bu temel politik tavır öne çıkarılıyor.

ANKARA’NIN FİLİSTİN’İ KORUMA GÜCÜ ÖNERİSİ

10 Mayıs’ta Ramazan Bayramı’yla başlayan ve bugüne kadar 200’ün üzerinde Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırıların ardından ise Ankara ilk defa “iki devletli çözüm” dışında bir öneriyi yüksek sesle gündeme getirdi: Filistin'i koruma gücü

‘ÜMMET ADIM ATMAMIZI BEKLİYOR’

İlk mesajı, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Suudi Arabistan'dan mevkidaşıyla düzenlediği ortak basın toplantısında “Ümmet adım atmamızı bekliyor” sözleriyle 12 Mayıs’ta verdi. “Uluslararası koruma gücü gönderilmesi dahil böyle bir koruma mekanizması kurulmasına yönelik çabaların hızlandırılmasını” istedi.

ERDOĞAN’DAN PUTİN’E ‘ÇALIŞALIM’ ÇAĞRISI 

Konu, bir gün sonra ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında yapılan görüşmede masaya geldi.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada  “Erdoğan Filistinli sivillerin korunması için bölgeye uluslararası koruma gücü gönderilmesi fikri üzerinde de çalışılması gerektiğini belirtti” ifadeleriyle…

İLK MESAJ İİT ZİRVESİNDE

Peki koruma gücü ilk kez mi dile getirildi?

Aslında öneri daha eskiye 18 Mayıs 2018 tarihine dayanıyor, İstanbul’da olağanüstü toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesine…

Zirvenin ardından çıkan bildirinin 4’üncü maddesi şöyle:

“Bir araya gelen bizler, Uluslararası barış gücü gönderme yolu da dahil olmak üzere, Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması çağrısında bulunuruz.”

Ankara bu ifadelerle bölgeye Birleşmiş Milletler’e bağlı “uluslararası barış gücü” gönderilmesini istiyordu. 

MESAJ RUSYA’DA NASIL KARŞILANDI?

Devlet lideri düzeyinde ise ilk defa öneri Putin’e iletildi.

Ancak çağrının ardından Rusya’dan gelen “İsrail Ermenistan değil” mesajı, konunun Moskova’da Ankara’nın istediği olgunlukta dikkate alınmadığını ortaya koydu. Rus senatör Puşkov'un “Erdoğan, Filistinlilere SİHA ve diğer silahları tedarik etmeyi, onlara Türk askeri danışmanlarını göndermeyi mi düşünüyor? Sonuçta İsrail Ermenistan değil. Bu nedenle, Erdoğan'ın Türkiye'nin İslam dünyasındaki liderliğini iddia etmek için hesapladığı bir başka yüksek sesli retorik açıklaması olarak kalacaktır.” ifadeleri dikkat çekti.

Rus diplomatik kaynaklarından edindiğim bilgiler de Peskov’un açıklamasını teyit eder nitelikte… Kaynaklar Rusya’nın Filistin politikasının ortada olduğunu, iki devletli çözüm temelinde hareket ettiğini vurgulamakla yetindi.

Rusya dışında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkeleri de konuya sessiz kaldı.

‘BM’DEN ‘İSTEKLİ ÜLKELER’E

3 gün sonra dışişleri kaynaklarından edindiğimiz bilgiler ise dikkat çekiciydi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu açık katılımlı İslam İşbirliği Teşkilatı İcra Komitesi Olağanüstü Toplantısı’nda yaptığı konuşmada “Uluslararası koruma gücünün, istekli ülkelerin askeri ve maddi katkısıyla birlikte oluşturulması gerektiğini vurguladı.”

Yani Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde olmasa da, “istekli ülkelerin askeri ve maddi katkısıyla” oluşturulacak bir “koruma gücüne” işaret ediyordu.

İRAN ‘İSTEKLİ ÜLKE’ OLUR MU?

Peki ” bu istekli ülkeler” kim olabilirdi?

Mesela; Filistin için İsrail’e karşı askeri güç mücadelesine girişen temek iki aktör olan Hamas ve Hizbullah’a verilen destekle sık sık gündeme gelen İran…?

Konuyu İranlı diplomatik kaynaklara sordum.

İran diplomasisi önerinin hayata geçmesini birçok boyutuyla “zor” görüyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı barış gücü uygulamalarının başta Afganistan olmak üzere birçok bölgede başarısız olduğu vurgulanıyor.  Ayrıca böyle bir gücün oluşmasını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkelerinin onaylamayacağı dile getiriyor.

Peki Çavuşoğlu’nun “istekli ülkelerin askeri ve maddi katkısı” sözleri…?

İranlı kaynaklara göre, “istekli” ülkeler İslam dünyasından olabilir ancak bu noktada da ciddi sorunlar var:

“Son dönemde İslam ülkelerinin çoğunluğu İsrail’le ilişkilerini yeniden tesis etti. Güçlü ekonomik ilişkiler kuruluyor. Arap ülkeleri de Filistin davası konusunda sessiz. Ayrıca diyelim ki kuruldu. Bunun zorlukları da var. Çünkü böyle bir ittifak kurarsanız İsrail’in yanında saf tutacaklar da olacaktır. Bu İslam dünyasında yeni ayrışmalar yaratabilir.”

Tahran çözümü ise ülkenin siyasi sistemini belirleyecek bir referandum yapılması.  

İran dışında Türkiye’ye çok yakın bir İslam ülkesinin diplomatik kaynaklarından aldığım bilgileri de aynen aktarıyorum:

‘BM KARARLARI UYGULANSIN’

“İsrail güçlerinin acımasız ve yasadışı güç kullanımı ve insan hakları ihlallerine karşı Filistinlileri korumak uluslararası topluluğun görevidir.  Silahlı çatışmalardan sivillerin korunması üzerine BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı oybirliğiyle uygulanılması kararlaştırılmış kararları vardır ve işgal altındaki Filistin bölgeleri bundan hariç değildir.  Uluslararası topluluk derhal bu duruma müdahale etmeli ve İsrail'in sivil halka uyguladığı zulmü durdurmak için planlanmış kararlar almalıdır.  BM barışı koruma kuruluşlarına veya diğer girişimlere öneriler götürülmelidir.”

Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanmasına yönelik vurgular öne çıkıyor…

Çağrının; Rusya, İran ve Türkiye ile yakın ilişkiler geliştiren ülkelerin gündemine girmediği anlaşılıyor…

Öte yandan…

Türkiye’nin Filistin politikasındaki dile getirdiği yeni öneri koruma gücüyle sınırlı değil.

Erdoğan dün yaptığı açıklamada çok önemli bir çıkış daha yaptı:

KUDÜS İÇİN ÜÇLÜ YÖNETİM FORMÜLÜ

“Papa Fransua ile yaptığım görüşmede bu hissiyatımı paylaştım. Şu teklifi yapıyoruz: Kudüs'ün üç dinin temsilciler tarafından yönetilmesi günümüz şartların en tutarlı yol olacaktır. Aksi takdirde bu kadim şehirde barışı sağlamak kolay görünmüyor. Yahudilerin Mescid-i Aksa'ya saldırıları fitili ateşlenen bomba etkisi yaratmaktadır. Bu tehdidin önüne geçmenin en hızlı yolu teklif ettiğimiz şeklinde yeni bir yönetim statüsüne kazandırmaktır. “

Erdoğan Kudüs’ün “üç dinin temsilcisi tarafından yönetilmesi”ni istedi.

Filistin’i koruma gücü ve Kudüs’ün üçlü dini yönetime devredilmesi…

Bahçeli bu önerileri ise daha da ileri götürdü… “Koruyucu güç planlanmıyorsa Türk milleti yeni bir nöbet için devreye girmelidir.” sözleriyle…

Filistin dosyasındaki yol haritasına ilişkin verilen bu mesajların ardından diplomasi çevrelerinde bazı sorulara yanıt aranıyor.

Önerilerin uygulama şansı var mı? Gerçekçi mi? Filistin’in bütünlüğüne hizmet eder mi? Dış politikada etki oluşturdu ve oluşturur mu? Kürecik ve İncirlik Üsleri’ni gündeme almayan hükümetin bu yöndeki tavırları öncelik mi?

Bu çıkışlar Türkiye’nin iki devletli çözüm politikasına zarar verir mi? Birleşmiş Milletler temelinde Filistin için kazanımları kaybetmemize neden olur mu?

Sorular, Filistin davası için sorumlu bir politika izlemesi beklenen Ankara’nın önünde…