Macron Fransa’ya kan kaybettiriyor

İsmet Hergünşen yazdı...

Macron Fransa’ya kan kaybettiriyor

Göreve geldiğinde 24 Nisan’ı “SÖZDE Ermeni soykırımı anma günü” ilan eden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuele Macron tarihi tersten yazmaya devam ediyor.

Her fırsatta tarihi çarpıtma gibi bir şartlanma içerisine giren Macron, bu kez de “1830-1962 yıllarında sömürgesi olan Cezayir tarihini” Türkiye üzerinden temizleme derdine düşmüş vaziyette.

"Cezayir'in bir ulus olarak inşası, izlenmesi gereken bir fenomendir. Fransız sömürgesinden önce Cezayir ulusu var mıydı? Soru bu. (Cezayir'de) Daha önce sömürgeler vardı. Türkiye'nin Cezayir'de oynadığı rolü ve kurduğu hakimiyeti tamamen unutturabilmesi beni büyüledi ve tek sömürgecinin biz olduğumuzu açıklamak, bu harika. Cezayirliler buna inanıyor."

Neyseki, Cezayir ile Türkiye’nin arasını açma girişimi, Cezayir tarafından sert tepkiyle karşılandı.

Ülkesinin Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD üçlü güvenlik paktı olan AUKUS’dan dışlanması ve Avustralya’nın tek taraflı olarak 40 milyar dolarlık denizaltı projesini iptal etmesi sonrasında, bu son hamle dış politika hayal kırıklıklarını giderme çabasının yeni bir halkasıdır.

Her köşeye sıkıştığında Türkiye aleyhinde bir politika izlemeyi alışkanlık haline getirerek zevahiri kurtarmaya çalışan Macron’un, şimdilerde tek hedefi cumhurbaşkanlığına bir kez daha seçilebilmektir.

2022 bahar aylarında yapılacak seçimde en önemli kozu, önceki seçimlerde örneğine çokça rastladığımız entellüktel derinlikten yoksun Türkiye ve İslam karşıtı söylemlerdir.

Hemen hemen bütün Fransız politikacıların seçim propagandalarında yer alan bu söylemlerin, halkın geneli tarafından eskisi gibi kabul görmediği de bir gerçektir.

Amaçlanan; Fransızların sandığa düşük bir yüzde ile gitmesi nedeniyle, ülkenin yerleşikleri haline gelmiş olan Türkiye aleyhtarı diasporanın oylarına duyulan ihtiyaçtır.

Kazanılacak yüzde 5 ila 7 oy için seçim propagandalarına ülkemiz ve yurttaşlarının konu edilmesi, Türk kamuoyunda Fransa algısını değiştirmesine neden olmaktadır.

Türkiye sadece NATO ve Avrupa Birliği’nde değil, hak ve menfaatlerini koruma ve kollama gayreti içerisinde olduğu her olayda, Macron’un hezeyanları ile uğraşmak zorunda kalmaktadır.

Macron Fransa’sı bir taraftan Suriye’deki terörist gruplara destek verirken, diğer taraftan Minsk Grubu üyesi olmasına rağmen Dağlık Karabağ’da haksız olan Ermenilerin safında yer almış, öte yandan Libya’da Hafter’i desteklemekten geri kalmamıştır.

Son zamanlarda iki ülke arasında bir sessizlik hakim olsa da, küresel ölçekte istediğini elde edemeyen Macron, Doğu Akdeniz’de gerginliği daha da artıracak şekilde Yunanistan ile savunma  mutabakatı imzalayarak silah satışlarına olanca gücüyle devam etmektedir.

İşin tuhaf yanı, Türk-Yunan istikşafi görüşmelerinin devam ettiği bugünlerde ekonomik sorunlarına rağmen Yunan ve Rum halklarının, Fransa’nın himayesi dahil milyarlarca dolar tutan silah alımı ile üs taleplerini olumlu karşılamasıdır.

Kaldı ki; Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden itibaren günümüzde ulaşılan sınırları incelendiğinde, hangi ülkenin mütecaviz emeller beslediği apaçık ortadır.

Dış politikadaki başarısızlığın yanı sıra içeride yükselen akaryakıt fiyatları, yüksek yaşam maliyeti, vergi reformlarının orantısız bir şekilde çalışan ve orta sınıflara yüklenmesi nedeniyle her cumartesi günü yapılan “Sarı Yeleklerin Protestosu” Macron’un yeniden seçilebilme şansını zayıflatmaktadır.

Küçülen dünya ortamında günümüzün en önemli meselesi olan “güvenlik ve barışı  koruma görevi” Fransa’nın da daimi üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine verilmiştir.

Daha barışçı ve birleştirici bir dilin kullanılmasına ihtiyaç duyulduğu bu dönemde, tarihi gerçekler ışığında Macron’a düşen görev Türkiye’ye dostluk elini uzatmasıdır.

Son sözse; Cesur bir yürek için, hiçbir şey imkansız değildir. / A vaillant coeur rien d'imposible (Jacques Coeur).