Maradona ve Nihat Genç... ‘El mano de dios’ veya ‘Bizim de günümüz gelecek’

Maradona ve Nihat Genç... ‘El mano de dios’ veya ‘Bizim de günümüz gelecek’

Yaşamam Tanrı’nın emriydi,

Doğduğum harabede

Yokluktan düzlüğe çıkmanın

Basit bir örneğiydim sadece

İsa bile hata yapmış, ben nasıl yapmayayım

Başarıya açtım attığım her adımda,

Ölümsüz bir el bıraktım oyun sahalarında

Tecrübeyle, ateşli bir tutkuyla,

Küçük bir çocukken Dünya Kupası hayali kurdum

Primerada zirveye çıktım,

Belki de futbol oynayarak aileme katkı sağlardım.

En başından beridir,

Sevindi Boca taraftarı,

Hayalimdi goller ve çalımlar

Gökyüzündeki yıldızlar,

Şarkı söyleyen insanlar,

Doğdu Tanrı’nın elleri (El Manos de Dios)

Neşe dağıttı insanlara

Ve zafer getirdi bu topraklara.”

2 gündür Emir Kusturica’nın çektiği Maradona filmindeki bu klibi gözlerim yaşararak izliyorum.

Bir taverna ortamında kendi sözlerini yazdığı şarkıyı kendisi söylüyor.

Büyük Kusturica da, sanki oradaki bir hayranı gibi onu görüntülüyor.

Futbolun efsane 10 numarası 60 yaşında öldü.

Bu dünya üzerinde çok az insan onun kadar sevilmiştir.

O adeta fakir sporu futbolun ve fakir yığınlardan gelen taraftarın vicdanı gibiydi.

Çok küçük bir örnek vereyim: Dünya Kupası’nda Arjantin-İtalya maçında formasını giydiği Napoli taraftarı Arjantin’i tutmuştu.

Diego Armando Maradona, sadece dünyanın en iyi futbolcusu değildi.

Fidel Kastro, Hugo Çavez, Maduro gibi devrimci liderler arkadaşıydı.

Hatta, Venezuela’ya Amerikan ambargosunu delmek için aracılık da yaptı.

Kastro’ya baba derdi.

Çünkü Fidel Kastro’nun davetiyle gittiği Küba’da gördüğü tedavi ile hayata dönmüştü.

"Fidel Castro benim 2. babamdı, Kumandan Fidel benim hayatımı kurtardı, Arjantinli hemşerim Che Guevara ise, devrimci bir sporcu olmamda büyük etki yaptı" demişti.

Latin Amerika, Avrupalı sömürgecilerin tecavüzüne uğrayan dünyanın en şanssız kıtasıdır.

Pele, Brezilya’da bir köle torunu olarak dünyaya gelirken, küçük Diego da Buenos Aires’teki gecekondu semtinde Kızılderili ailenin 5. çocuğu olarak doğdu.

1.65’lik boyu, tipik Kızılderili tıknaz gövdesi ve kalın bacaklarıyla adeta bir enerji patlamasıydı.

İngiltere’ye attığı o efsane golü hala açar açar seyrederim.

Orta sahadan alıp deve gibi İngilizleri ipe dizdiği ve en son kaleciyi de çalımlayarak attığı o gol, adeta ezilenlerin (Kızılderililer) ezenlere (İngiliz sömürgeciler) karşı rövanş zaferiydi.

Tanrısal bir yeteneğe sahip Maradona’yı, Maradona yapan asıl şeyse, işte o insanlık vicdanıydı.

Hiç bir zaman futbol mafyalarına teslim olmadı.

Boca Juniors’un altın çocuğu, Napoli’nin evladı olarak kaldı.

‘Latin Amerika’nın kanayan damarlarına’ pansuman yaptı.

Bizim gibi gelişmekte olan dünyanın insanlarına umut verdi, vicdanımız oldu.

Kusturica’nın (Tabii ki Netflix’te yok) 2008 yapımı Maradona belgeselinde net anlatıyor...

Maradona: ABD sadece Arjantin’de değil, Brezilya’da, Küba ve Venezuela’da da aynı şeyi yapıyor. Ambargolarla, baskılarla Amerikalılar bu ülkeleri ayaklarının altına alıp çiğniyorlar ve bir daha ayağa kalkmalarına fırsat vermiyorlar. Eğer onlara borç verdilerse 10 katını geri istiyorlar.

Emir Kusturica: Bu adalet anlayışınız nereden geliyor?

Maradona: Bu dünyayı görmek ve çok kez Che Guevera okumak ve araştırmaktan geliyor. Tabii ki Küba’dan.

Kusturica: Gabriel Garcia Marquez bana demişti ki, ‘Eğer Latin Amerika tarihinde Kastro olmasaydı, Yankiler Patagonya’ya çoktan yerleşmiş olurlardı. Ve hepiniz de İngilizce konuşuyor olurdunuz’.

Maradona: Coğrafi olarak hepimiz ABD’nin parçasıyız.

Kusturica: E peki hepimiz ABD’nin sömürgesi mi olacağız?

Maradona: Görünüşe bakılırsa öyle.

Kusturica: Çin de mi?

Maradona: Hayır Çin değil!...

Maradona: “1987’de Fidel ile tanıştım...Amerikalılar bana bir ödül verdiler. Ve Kübalılar da veriyorlardı. Amerikalılara dedim ki, (bizim çok iyi bildiğimiz bir kol işareti yapıyor) ödülünüz sizin olsun, ben Küba’nın ödülünü alıyorum. Fidel ve ben, Che, Arjantin ve Küba hakkında 5 saat konuştuk. Ve Fidel’e aşık oldum. O bir devrimci. Politikacılar iktidara gelmek için bir sürü para döküyor, o ise devrimi silahı ve t.şaklarıyla kazandı...

Bir şey söyleyeyim mi, Avrupa’daki insanları gördükçe, Güney Amerika’daki insanları gördükçe, Küba’yı daha çok seviyorum.”

Fidel’den 4 yıl sonra onunla aynı günde öldü.

Yazının başlığı ‘Maradona ve Nihat Genç’.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü her ikisi de ezilenlerin, kıraç yağmalanmış toprakların, anti-emperyalist direnişin vicdanıdır.

Biri kızılderilidir, öteki Türk.

Ama akrabadırlar.

Yürekten ve bilinçten akraba.

Sahada ve hayatta ayakta kalmanın, yenilse bile esir olmamanın, yeniden ayağa kalkmanın umudunu taşır ikisi de.

Maradona’nın muhteşem ayaklarıyla yaptığını, 4 yaş büyüğü Nihat Genç, yürekten akıttığı mürekkebiyle yapar.

Kaleminden sadece kan değil, ter ve yaşam da damlar.

Garibanı, iki yüzlüyü, ezileni, hak yiyeni, hakkı yeneni, hayatın tüm ihtişamını, aşkın ve arkadaşlığın devrimci yanını, Atatürk’ü, bir avuç da olsa direnenleri yazar da yazar.

Maradona, Fidel ve Che’den feyz almışsa, Genç de o delifişek Karadeniz’den, Kemal Paşa’nın Ankara’sından ve Batı emperyalizmine direnişten ilhamını alır.

İnsandır malzemesi.

Bir taşta da, yaprakta da, kara kazanda da, yağlı kazıkta da o insanı anlatır.

Hilafsız Türkiye’nin en iyi edebiyatçılarından.

Ben onunla ilk kez Leman Dergisi’nde tanışmıştım.

Farklıydı.

O dönem, “yurdum insanı aşağılaması” iyi prim yapıyordu mizah dergilerinde.

Ama Nihat Genç, o yurdum insanından ne muhteşem öyküler, kahkaha attıran, gözlerimizi ıslatan ölümsüz hikayeler-kitaplar çıkarttı.

O garibanların yüreklerine indi, beyinleri sızlatan acılarına ortak oldu.

Hep ortaktı zaten.

Ezenlerin ve yancılarının suratına tükürmekten bir gün bile geri adım atmadı.

Aynı küçük Kızılderili Maradona gibi, Yankileri hep madara etti.

Etmeyene, okkalayana, açtı ağzını yumdu gözünü.

Hele de “Amerikan Köpekleri”ne.

Son iki gündür, Maradona kliplerini izlediğim gibi onun son kitabını da okuyorum: Bizim de Günümüz Gelecek” (Pankuş Yayınları-2020)

Kah gülüyorum, kah gözlerim yaşarıyor.

Trabzon’daki o eski mahalle canlanıyor gözlerimde.

Seğmenler Parkı’ndaki yapraklar, bize bizi anlatıyor.

Kartal Müdür ile Efsane’nin 15 Temmuz gecesi kucaklaşması, aynı Maradona’nın İngiltere’ye attığı gole benziyor!

Yavru kedi ile Serdal’ın ölümü göz pınarlarımı ıslatıyor.

Sağcı - solcu, İslamcı - Ateist, Kürt - Türk, Alevi - Sunni, okumuş - cahil, bu toprakların insanlarının gönüllerinin derinine gömülmüş o cevheri bulup çıkarıyor adeta Somalı, Ermenekli madenci gibi.

Tıpkı Maradona gibi o gecekondudan çıkmak için çok çalışan, sahada terini ve kanını döken o tıknaz çocuk gibi, Nihat abi de memleket için, bu insanlar için terini, kanını döküyor sayfalara.

Düşman ise ortak; sömürgenler, emperyalistler, her türden işbirlikçiler.

...

Napoli kulübü, Maradona’nın ölümü sonrası bir kaç saat sessiz kaldı.

Herkes meraklandı.

Neden bir yorum yapılmıyordu?

Bir süre sonra Napoli internetten bir açıklama yaptı: “Şu an o kadar üzgünüz ki, yazacak parıltılı bir şey bulmak için uğraşamayacağız.”

Bir saat sonra tek cümle İtalyanca bir açıklama yapıldı: “Ho Vista Maradona!”

“Maradona’yı Gördük...”

Müthişti ve yeterliydi.

Allah uzun ömürler versin, daha çok kitaplar, yazılar yazsın Nihat Genç için de ben şunu yazmak istiyorum:

“Ho letto Nihat Genç”

‘Nihat Genç’i Okudum!’

Bizim de günümüz gelecek Nihat abi, ben buna inanıyorum.