Maske üzerine...

Ceyhun Balcı yazdı...

Maske üzerine...

Tıpkı aşı karşıtlığı gibi “maske karşıtlığı” ne zaman kendisini gösterecek diye kendi kendime sorarken yanıt gecikmedi.

Antalya’da İdare Mahkemesi’nde açılan bir davada maske kullanımı zorunluluğunun insan sağlığına zararlı olduğu gerekçesi öne sürülmüş. Güncel virüsün büyüklüğünden yola çıkılmış. Maskelerin bu virüsü engelleyemeyeceği savlanmış.

Yetmemiş!

Her zaman alıcısı çok olana komplo kuramlarına da dayanılması göz ardı edilmemiş.

Bilim insanı Prof Dr Mehmet Ceyhan’ın farklı tarihlerdeki maskeye ilişkin görüşleri de “çelişki” olarak görülmüş ve dava dosyasına belge olarak konmuş.

Mart ayında Prof Ceyhan’la birlikte Dünya Sağlık Örgütü de maske kullanımının gerekliliği konusunda kararlı değildi. İzleyen süreçte hem DSÖ hem de Prof Ceyhan maske kullanımı konusundaki ikilemi aştılar. Bugün Türkiye’de ve dünyada maske kullanımının gerekliliği konusunda kararsızlık sergileyen pek az odak kaldı.

Tam bu noktada eğitim-öğretim düzeneğimizin yetersizliğine değinmek kaçınılmaz.

“Yanlışlanabilirlik” bilimin doğasında olan bir önemli özellik. Kuşkusuz herkes bilim insanı değil. Ama, ortalama bir eğitim-öğretimin bilime ilişkin bu temel bilgiyi öğretmesi beklenirdi. Bu temel özelliğin göz ardı edilip “çelişki” olarak algılanmış olması eğitim-öğretim dizgemizin yetersizliğini gösterir.

Maske karşıtlığı kervanına akademik unvanlı bir hekimin de katılmış olması en az açılan bu dava kadar önemlidir.

Kurallarla ve kurumlarla barışık olmayan insanımızın maske takma konusundaki gevşekliği hepimizce bilinen bir gerçek. Bu ortamda ve koşullarda böyle bir davanın açılmasının yanı sıra akademik kökenli hekimlerin maske konusunda bilinç bulanıklığı yaratacak tutum sergilemeleri kabul edilebilir bir durum olmasa gerektir.

Yıl başından bu yana küresel salgınla ilgili pek çok efsanenin yerle bir olduğunu görmedik mi?

Örneğin, bir yabancı tıp dergisinde bilim insanı oldukları öne sürülenlerin sigara içenlerde Covid 19’un daha hafif gidiş gösterdiğine ilişkin sözde bilimsel yayın yaptıkları yansımadı mı basına?

Bizim televizyonlarımızda yine akademik unvan taşıyan birinin Covid 19’un Türk geni taşıyanları etkilemeyeceği türünden ipe sapa gelmez görüşleri izlenmedi mi?

Yaz gelince UV etkisi ve sıcakla Covid 19 salgınının belinin kırılacağı savları ileri sürülmedi mi?

Bugün için küresel salgın etkeni virüse karşı ne aşı ne de etkili ilâç geliştirilebilmiş değil. Bu doğrultuda umut verici haberler alınsa da her iki seçeneğe de yeterince yakın olmadığımız üzücü olsa da aklımızdan hiç çıkartmamamız gereken gerçektir.

Geriye kalan bir başka seçenek virüsün değişime uğrayarak başımıza dert olmaktan vazgeçmesidir. Bu da şimdilik olası görünmediğine göre KORUNMA tek akılcı ve gerçekçi davranış biçimidir.

Korunmada da MASKE, SOSYAL MESAFE ve KİŞİSEL TEMİZLİK üçlüsü biricik üçlüdür. Durum böyleyken KORUNMA yöntemlerinin kamuoyu önünde tartışmaya açılması ne hukuk ne de bilim insanı sorumluluğuyla bağdaşmamaktadır.

Bütün bunların ötesinde özellikle maske kullanımı bir korunma yöntemi olmanın ötesinde kültürel davranışa dönüşmüştür. Hastalanmak ve hatta ölmeyi göze almak ilk bakışta kişisel bir tercih gibi görünse de, bulaşıcı salgın ortamında hastalanmayı ya da ölmeyi göze almak gibi bireysel tercihlere yer olmadığı oldukça açıktır.

Maske takmanın kendimize ve dolayısı ile karşımızdakine ve toplamda bir parçası olduğumuz topluma saygı gerecine dönüştüğünü unutmamakta yarar var.

Böylesi olağanüstü durumlarda toplumun her kesimine ama toplumu etkileme gücü olan önder kişiliklere sorumluluk duygusunun egemen olması anlamlı ve önemli bir gerekliliktir.

Bugün çok çeşitli ve bir o kadar da akılcı olmayan gerekçelerle karşıtlık geliştirilen maskenin tarihi ilgi duyanlar için öğreticiliklerle doludur.

Okunması ve yararlanılması dileğiyle :

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2020/08/05/gecmisten-bugune-maske/