İsmet Hergünşen
İsmet Hergünşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Manşet
  4. Devlet aklı nerede duruyor?

Devlet aklı nerede duruyor?

featured

İsmet Hergünşen yazdı…

Sınırlarımızın hemen ötesinde kriz ve gerilimler; savaş, ateşkes ve barış ekseninde gidip gelirken güvenlik açısından iki toplantı geride kaldı. 

İlki, milli gücün en önemli unsurlarından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yönetici kadrosunun yeniden şekillendirildiği Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısıydı.

TSK açısından son çeyrek asra damgasını vuran değişikliklerin ilk adımı, İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinde yapılan düzenlemeydi.  

Önceki düzenlemede TSK’nın görevi, “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumak” olarak belirlenmişti. 

Yeni düzenlemeye göre ise görev, ¨Yurt dışından gelecek tehditlere karşı vatanı savunmak, caydırıcılığı güçlendirmek, TBMM kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışa yardımcı olmak¨ şeklinde tanımlanmıştı. 

Son düzenleme, özellikle tehdidin dış tehditlerle sınırlandırılması bakımından o günlerde hayli tartışılmıştı.

15 Temmuz hain FETÖ darbe girişiminin ardından TSK’da gerçekleştirilen köklü değişikliklerden biri de YAŞ yapısına ilişkin düzenlemeydi.

Görev alanı olmayan bazı bakanların Şura’ya dahil edilmesi ve toplantıların iki-üç saat gibi kısa sürelerde tamamlanması, YAŞ işlevi ve etkinliği konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi.

Daha da önemlisi, görevde veya emekli personelin özlük hakları ile TSK’nın modernizasyonu gibi başlıkların ele alındığı ikinci YAŞ toplantılarının kaldırılması, askeri alandan yürütmeye doğrudan ve ilk ağızdan değerlendirme aktarılması imkanını da zayıflatmış gibi görünmektedir.

Günümüzde kamuoyunda sıkça gündeme gelen şehit ve gazi ailelerinin sorunları, astsubayların özlük hakları ve emekli binbaşıların yaşadığı sıkıntılar ile Askeri Tababet Sistemi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bir başka önemli değişiklik ise Cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı arasındaki geleneksel Perşembe görüşmelerinin kaldırılmasıydı.

Oysa askeri hiyerarşinin en üst düzeyindeki komutanın, siyasi mülahazaların ötesinde ortaya koyacağı görüş ve öneriler, YAŞ ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında dile getirilen değerlendirmeler kadar, hatta bazı durumlarda daha da kıymetli olabilir.

Çünkü güvenlik politikalarında bazı bilgiler raporlara sığmaz, bazı değerlendirmeler kalabalık toplantılarda yapılmaz. Bazı uyarılar, karar alınmadan önce mutlaka doğrudan dinlenmelidir.

Türkiye’nin güvenlik gündemindeki ikinci önemli başlık ise son MGK toplantısında ele alınan konulardı.

Geçmiş döneme ilişkin başlıkların gözden geçirildiği toplantıda, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda atılması gereken adımların da görüşüldüğü kamuoyuna yansıdı.

Ancak burada asıl mesele, bu hedefe hangi yöntemle, hangi hukuki çerçeveyle ve hangi devlet politikasıyla ulaşılacağıdır.

Kamuoyuna yansıyan çerçevenin toplumun farklı kesimlerindeki soru işaretlerini gidermediği görülmektedir. 

360 milletvekilinin, içeriği ve kapsamı belirsiz, ucu açık, muğlak ifadeler taşıyan, sır gibi saklanmış yasa teklifine hangi gerekçelerle ivedilikle imza attığı ve Adalet Komisyonu’ndan hızla geçtiği de pek anlaşılır değildir.

Dahası, söz konusu düzenlemenin terör örgütü elebaşına hareket alanını genişletebileceği ve kısa sürede tahliye ihtimalini dahi gündeme getirebileceği yönündeki kaygılar, göz ardı edilemeyecek soru işaretleridir. 

Devletler, terörle mücadelede duygularla değil; hukuk, devlet aklı ve milli menfaatler çerçevesinde hareket eder. Dolayısıyla atılacak her adımın, bugünü kadar yarını da düşünerek hesap edilmesi gerekir.

Tam da bu noktada yeni Anayasa çalışmalarının yürütüldüğü bir süreçten geçiyor olunması da dikkat çekicidir.

Bir diğer konu ise Türkiye’nin milli güvenliği açısından hayati öneme sahip Mavi Vatan ve Kıbrıs meselesinin toplantıda gündeme gelmemesidir.

Kıbrıs’ta yeni bir oyun kurulmaya, Doğu Akdeniz’de dengeler yeniden şekillendirilmeye çalışılırken Türkiye’nin vereceği cevap yalnızca meydanlarda söylenen sözlerden ibaret olmamalıdır.

Çünkü Kıbrıs, yalnızca bir ada değildir.

Mavi Vatan, yalnızca denizlerde çizilmiş bir harita değildir.

Bunlar Türkiye’nin güvenliği, egemenliği, enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve gelecekteki jeopolitik konumu bakımından doğrudan hayati önem taşıyan stratejik başlıklardır.

Meydanlarda bu konulara yönelik söylemlerin kamuoyunun bazı kesimlerinin yüreğini ferahlatmış olması elbette önemlidir.

Bu nedenle bugün söylenen sözlerin yarın atılacak adımlarla desteklenmesi gerekir.

Böylesi bir dönemde Türkiye’nin ihtiyacı; günü kurtaran siyasi hesaplar değil, geleceği güvence altına alan devlet aklıdır.

TSK’nın caydırıcılığı…

Türkiye’nin terörle mücadelesi…

Kıbrıs…

Mavi Vatan…

Ve milli egemenlik…

Bunların hiçbiri günlük siyasetin dar kalıpları içerisinde değerlendirilemeyecek kadar önemlidir.

Son sözse; Mesele parti değil, devlet meselesidir. Mesele iktidar değil, Türkiye’nin geleceğidir.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!