M/V Mozart, Kaptan Phıllıps ’i hatırlattı

İsmet Hergünşen yazdı...

M/V Mozart, Kaptan Phıllıps ’i hatırlattı

Paksoy-1 gemisi personelinin kaçırılması hafızalarımızdaki tazeliğini korurken, şimdi de Gine Körfezi açıklarında Liberya bayraklı M/V (Merchant Vessel) Mozart Gemisi ’nden 15 denizcimiz silahlı korsanlar tarafından kaçırıldı.

Günümüzde deniz yetki alanları kapsamında uluslararasında artan anlaşmazlıklara ilave olarak, küresel güvenlik ortamında ortaya çıkan yeni risk ve tehditler deniz ortamını ve denizcilik sektörünü ziyadesiyle etkilemektedir.

Bugün düzensiz göç, uyuşturucu-silah kaçakçılığı, kaçak yolcular, deniz haydutluğu ve terörizm gibi yeni aktör ve riskleriyle deniz güvenliğini sağlamak, denizi kullanan tüm paydaşların en temel zorunluluklardan biri haline gelmiştir.

Geçmişte, deniz ortamının ana kullanım amacı ulaşım ve ticareti kolaylaştırmasıydı. O dönemler de deniz stratejileri sadece deniz kontrolüne odaklanır ve deniz güvenliği tarihsel olarak bir güç meselesi ile genellikle bir gücün kaygısı olarak görülürdü.

Ancak bugün basit ticaret ve ulaşımın dışında, denizler bize birçok ekonomik faaliyet alanı sunduğu gibi denize kıyısı olsun/olmasın tüm devletlerin de ilgi alanını oluşturmaktadır.

Korsanlık ve deniz haydutluğu, ticaret gemilerinin milliyeti ve bayrağı arasında ayrım yapmadan uluslararası deniz ulaştırma yolları üzerinde meydana gelmesi nedeniyle küresel bir önem kazanmıştır.

Uluslararası denizcilik camiası, deniz güvenliğine yönelik ortaya çıkan bu yeni tehdidin geleneksel korsanlıktan gelen tehlikeden çok daha ciddi olduğunun farkına vararak, yeni bir hukuki rejime ihtiyaç olduğu konusunda mutabık kalmıştır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS)’nin 100-107. maddeleri deniz haydutluğu ile ilgilidir.

Sözleşmenin “Deniz Haydutluğu Olaylarının Önlenmesi Konusunda İşbirliğinde Bulunma Yükümlülüğü” başlıklı 100. Maddesinde, “Bütün devletler, açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi bulunmayan diğer herhangi bir yerde deniz haydutluğunu cezalandırmak üzere mümkün olan en büyük ölçüde işbirliğinde bulunacaklardır.” hükmü yer almaktadır.

Uluslararası işbirliği çerçevesinde, 2008 yılından itibaren NATO ve Avrupa Birliği Deniz Görev Kuvveti ile ABD Merkez Komutanlığı liderliğinde Türkiye dahil 28 ülkenin katılımından oluşan Birleşik Deniz Görev Kuvveti Aden Körfezi, Arap Denizi ve Hint Okyanusu ’nu kapsayan bölgede deniz haydutluğu ile mücadele etmektedir.

Ayrıca, anılan bölgede ticaret gemilerinin geçişinde kullanımı için Uluslararası Tavsiye Edilmiş Transit Koridoru (IRTC) uygulamasına gidilmiş ve Gemi Kaptanlarına geçişleri esnasında UKMTO (United Kingdom Maritime Trade Operations) ve MSCHOA (The Maritime Security Centre – Horn of Africa) ’ya bildirimde bulunmaları da tavsiye edilmiştir.

Son yıllarda, deniz haydutları için Afrika’nın Batı kıyılarında da cazip hedef bulmak oldukça kolay hale gelmeye başlamıştır.

Riskli bölgelerdeki siyasi istikrarsızlık, kıyı/liman gözetimi ve Sahil Güvenlik güçlerinin yetersizliği, ticaret rotalarının sahile yakın olması gibi nedenlerden dolayı Batı Afrika kıyılarında yaşanan gemi kaçırma olaylarında da önemli derecede artış yaşanmaktadır.

Deniz haydutluğunun yol açtığı sonuçlara bakıldığında, bölge ülkeleri başta olmak üzere dünya ticaretini ve ekonomisini olumsuz yönde etkilediği görülmektedir.

Yüklerin çalınması ve seyrin gecikmesi ağır mali kayıplara neden olmakta yük sahipleri, armatörler ve sigorta şirketleri bu durumdan oldukça olumsuz yönde etkilenmektedir.

Ticari açıdan risk derecesi yüksek olan stratejik su yollarında, Aden Körfezi’ndeki uygulamalara benzer olacak şekilde, ortak deniz gücü oluşturulması çözüme bir nebze de olsa katı sağlayabilecektir.

Hiç şüphesiz gemide meydana gelebilecek bir haydutluk olayında risk altındakiler önce personel, sonra gemi ve deniz çevresidir. Bu açıdan haydutluğa karşı alınacak tedbirler personeli tehlikeye atmayacak şekilde olmalıdır.

Aynen hakiki bir gemi kaçırma olayından esinlenerek senaryolaştırılan, baş rolünü Tom Hanks ’in oynadığı Kaptan Phıllıps fiminde olduğu gibi.

Deniz zor; denize tutkun olmak, hele de denizci olmak daha da zor. Ama bu öyle bir sevda, öyle bir tutku ki; vazgeçmek, uzak durabilmek mümkün değildir.

Boşuna söylenmemiş “Kadınlar doğum sancısını, denizciler fırtınalı günleri unutmasaydı, ne denizci olurdu ne de anne” diye..

Selametle giden denizcilerimizin, selametle dönmesi dileğiyle...