'Taraf'lı tarihçi Berktay’a yanıt

'Taraf'lı tarihçi Berktay’a yanıt

Yunus Emre yazılarım devam edecek ama araya bu yazıyı almam gerekti. Veryansıntv okurları Yunus Emre yazılarımın devamını beklesinler.

Tarih Vakfı Kurucusu ve eski Taraf yazarı Halil Berktay, “İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri” dersinin okutulmasını eleştirmekte; böyle bir “doktrin yükleme (endoktrinasyon) dersinin bilimsel olmayacağını, Atatürk İlkelerini telkin eden normatif bir dersin tarih dersi olamayacağını söyleyerek, bunun yerine “Modern Türkiye Tarihi” veya “20. Yüzyıl Türkiye Tarihi” dersi olabileceğini öne sürmektedir. 

Berktay bu eleştirilerini, tarihi bir bilim olarak tanımlama kaygısı üzerinden yürütürken, aynı akademik tutumu ve bilimsel yaklaşımı, Fetö’nün baştanbaşa “normatif”, “ideolojik” ve “endoktrinasyonlu Taraf Gazetesi”nde yazarken hiç de dikkate almadığı ortadadır. Orada yazarken, “Tarih Vakfı Kurucusu” ve “tarihçi” kimliği ile değil, Fetö’nün ideolojik ve telkinci gazetesinde, bir propagandacı gibi davrandığı gerçeğini unutmuştur. İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkelerini  “normatif” ve “ideolojik” olduğu savıyla tarih bilimi olmamakla eleştirirken, bu paçavrada aynı “bilimsel” titizliği hiç dikkate almadığını unuttururcasına Kemalizm’e rövanşist bir duygusallıkla saldırmayı “bilimsel tarihçilik” saymaktadır.

Bu konuda söylenecek çok şey olmakla birlikte, Berktay’ın tarih kavramını, “tarihçi” sıfatını kullanarak çarpıttığını öncelikle belirteyim.

Şimdi asıl konumuza dönelim.

Tarih kavramı ilk kez Yunanca “İstoria” diye anılır. Sonra İngilizceye “history” olarak geçer, bize de Arapça “tarih” sözcüğü ile aktarılır. Tarih, “Geçmişteki toplumsal olgu ve olayların anlatımı, aktarımı”dır. 

İslam düşünce tarihinde tarih kavramı 10. Yüzyılda Taberi, İbn Cülcül, Ebu Süleyman Sicistani, İbn Kıfti ve daha onlarca tarihçi tarafından dile getirilir ve “geçmişte insan ve toplumlara ait önemli olay ve olguların aktarımı, nakledilmesi” olarak bilinir.

İbn Haldun (ö. 1406)’da tarihi nakilcilikten kurtarmaya çalışır. Felsefeyle buluşturur. Daha çok “ilk sosyolog” diye bilinse de, tarih bilimini felsefi olarak ele alıp “tarih felsefesi”nin temellerini kurar. Böylece bilim olan tarih ile düşünce yöntemi olan felsefe birleşmiş olur. Tarih bilimi, fizik, kimya, biyoloji gibi pozitif bilimlerden ayrı bir bilim olarak İbn Haldun tarafından tescillenir. Tarih de bilimdir ama anılan pozitif bilimler gibi değildir. Benzerlikleri vardır ama örneğin yinelenen deney özelliği yoktur, çünkü tarihsel olay ve olgular tekrarlanamaz. Bu yüzden tarih, pozitif bir bilim değil, “insan bilimleri” içindedir, hatta insan bilimlerinin esasıdır. Dikkat ediniz ki, tarih tam anlamıyla deneysel ve olgusal bir bilim değil, 18. Yüzyıldan sonra yorumsamacılığın ağır basacağı, daha çok insani, daha az pozitif bir bilimdir. 

18. yüzyılın sonunda tarih bilimi, öteki bilimlere nazaran insan elinin daha çok değdiği  yorumsamacı, normatif ve kısmen de olsa, öznel bir nitelikle ortaya çıkar. Ziya Gökalp Küçük Mecmua’da bu ayrımı fark eder; İbn Haldun aklındadır ama modern tarih bilimi ve tarih felsefesini de yakından izlemiştir. 

Gökalp tarihi, nesnel (şey’i) ve öznel (indi) olmak üzere ikiye ayırır. İlki, bilim olarak tarih, ikincisi ise ideolojik tarihtir. İlki bilim, ikincisi ideolojidir. Ekler ve der ki: Bilim olan tarih nesneldir; değişmez; bu özelliği ile pozitif bilimlere yakındır. İkincisi, bilim değildir ve her millet, ulusal çıkarları, geleceği ve nesillerin yetiştirilmesi için buna ihtiyaç duyar. Kurgusallığı baskındır ama bunu denetleyecek olan nesnel tarihtir. O yüzden ikisi birden bulunur. 

Salt bilim olarak tarih, bilimsel tarih bilgisi üretir; hiçbir topluma veya ulusa göre değişmez. Oysa ideolojik tarih, her milletin kendi öznel yaklaşımları doğrultusunda kurgulanır.

Peki, bilim olarak tarih gerçekten salt bir pozitif bilim olma niteliğini kusursuz bir şekilde sürdürmekte midir?

Başka bir deyişle, nesnel tarih gerçekten fizik, kimya ya da biyoloji gibi, evrensel ve tüm insanlık için geçerli, değişmez nesnel yasalarla mı kurulmuştur?

Örneğin ABD tarihi, İngiltere Tarihi, Fransa Tarihi, İslam Tarihi, Hıristiyanlık Tarihi, salt birer tarih biliminin tüm dünya için geçerli değişmez yasalarına mı sahiptir? Evet dersek, olgusal bilimlerle tarih bilimini aynı düzlemde saymamız gerekir. Oysa tarih bilimi, arkeolojik, etnolojik verilere, maddi-manevi kültürel öğelere dayansa da, adı üstünde, insan ve toplum bilimlerini konu edinir. Yani kimya veya biyolojiden farklı olarak, tarihin öznesi de nesnesi de insandır; doğa değildir. Böyle olunca, hiçbir “nesnel tarih”, insan eli, dili ve yorumu olmadan katıksız bir bilim olamaz.

İdeolojik tarih işte bu bilim olarak tarihten her ulusun kendi payına düşeni kurgulamasıdır. İdeolojik tarihte, özne-özne vardır; nesnesini de özneleştirmiş; tarihsel olguları, dış dünyada değil, kurgulayan öznenin iç dünyasından devşirmiştir.

Şimdi gelelim İnkılâp Tarihi ve Atatürk İlkeleri dersine…

Tarih mi, ideoloji mi?

Bu ders, bilim olarak tarihin bir parçasıdır. İdeolojik kurgu değildir. Cumhuriyet’in kurulması, İnkılaplar, Atatürk’ün ilke ve görüşlerinin  Türk devleti olarak somutlaşması….hangisi kurgudur? Hangisi telkin ya da öznelliktir? Tarihsel süreçte bunlar olmamış mıdır? Olmamışsa, neden bilim olarak tarih bunları yalanlamamıştır? Olmuşsa, bunların neresi ideoloji, telkin ve normatiflikten ibaret görülebilir? 

Peki, tarih bilimi norm ortaya koyar mı? Tabii ki koyar. O bir kimya bilimi değildir. Nesnesi doğa değildir. Telkin eder mi? Tabii ki eder. Hangi tarih, biyoloji bilimi gibi davranır? Tarih felsefesi, ideolojik tarihin değil, bilim olan tarihin felsefesidir; onun temel yasalarını, neden-sonuç ilişkisini ve ortaya çıkardığı sonuçları tartışır. Felsefe, tarihi incelerken nerede nasıl ve hangi doğruların ya da yanlışların yapıldığı tespitini yapmaktan geri durmaz. Bu tespitler, her milletin payına düşen ideolojik, normatif kurallara yön verir.

Toparlarsam, diyebilirim ki,

Tarih, bir bilimdir ama pozitif bilim gibi görülemez. Bunun ayrıntılı tartışmaları 18. Yüzyıldan beri yapılmaktadır. Berktay felsefeden yardım alarak bu süreci iyi okuyup anlamak zorundadır. Her bilimde olduğu gibi özne insandır ama tarih biliminde nesne de insandır ya da insanın yapıp-etmeleridir. Böyle olunca ister evrensel isterse milli tarihler olsun, az ya da çok, hepsinde telkin, ideoloji ve normlar bulunur. 

Fetö’nün abuk-sabuk, sapkın normları, çarpık ideolojisi ve uydurma dinciliğinin etkisinde kalarak, “devrimci”, “aydınlanmacı” ve “yedi düvelle tescillenen” Inkılap tarihi ve Atatürk İlkeleri”ni bilim dışı görmek, salt doktrin yükleyen faşizmin örneği olarak sunmak, olsa olsa, Berktay’ın tarihi ve tarihçiliği bu yaşına kadar hala öğrenemediğini; “Taraf”lı oldukça da öğrenemeyeceğini belgelemektedir.

Berktay, ancak talihsiz tarihçiliğin kurucusu unvanını hak etmektedir.

İdeolojik ve bilim dışı tarihçilikten kurtulması için öncelikle “Taraf” olmaktan, Fetö ideolojisini “bilimsel tarih” sanmaktan kurtulmasını öneririm.