Tek devletin, tek vatanın, tek milletin, tek dilli tek lisesi olmalı

Eski Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan yazdı...

Tek devletin, tek vatanın, tek milletin, tek dilli tek lisesi olmalı
Tek devletin, tek vatanın, tek milletin, tek dilli tek lisesi olmalı

Liselere giriş sınav sonuçları açıklandı. Toplam 212.485 öğrenci beş farklı lise türüne yerleştirildi. En faza öğrenci Anadolu Liselerine (71.946) yerleştirildi. İkinci sırada (46.650) Fen Liselerine, üçüncü sırada (42.030) Anadolu İmam Hatip Liselerine, dördüncü sırada Mesleki ve Teknik Anadolu liselerine ve beşinci sırada da Sosyal Bilimler Liselerine (12.846) yerleşti. Bu tablo ortaöğretimin beş farklı alanda kategorize edilmiş olduğunu göstermektedir.

İsimlerinden de anlaşılabileceği gibi bu okul türleri kazandırdıkları bilgi, beceri ve değer itibarıyla birbirinden farklıdır. Peki, birbirinden çok farklı öğrenciler yetiştirmek doğru mu acaba? İlkokul ve ortaokuldan ortak donanımla gelen çocukları on dört, on beş yaşlarında liseye geçerken beş türde ayrıştırmak ne kadar doğru?

Bu soruların cevabını bulmak için biraz geri gidelim…

Okul çeşitliliğinin eski bir özelliğimiz aslında zafiyetimiz olduğunu bilmeliyiz. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar bu böyle oldu. Ancak farklılık devlet için önemli bir problem haline geldi. Geçmişte birçok aydın bu çokluk problemine dikkat çekti. Okulların bu özelliği toplumun ayrışmasında hatta çözülmesinde dahi etkili bir neden olarak görüldü.

Mesele Galatasaray Lisesinde yöneticilik yapan De Salve 1874 tarihli bir yazısında şunları ifade etti: "Avrupa'nın hiçbir başkentinde, aynı şehir halkını oluşturan çeşitli gruplar, İstanbul'daki kadar birbirlerinden bıçakla kesilmiş gibi zıt özellikler taşımaz… Eğitim her ülkede çocukları ve gençleri ortak kurumlarda toplayıp, onların fikir ufuklarını genişleterek, aralarında yavaş yavaş birlik ve kardeşlik bağları kurarken, burada daha ziyade her türlü yakınlaşmadan uzaklaştırmaya yönelmiştir… Her toplum, parası ile kendi okullarını kuruyor ve eğitim kendi ana dilleri ile veriliyor, dini gelenekler ile siyasi art niyetlerin sürüp gitmesine çalışılıyor.”

Aynı şekilde Ali Suavi'de 1870'de "Ne yazık ki İstanbul'da eğitim alanında toplumlar arasında birlik yok. Her toplum kendi dilini ve kendi yolunu tutmuş ilerliyor" demektedir. Eğitimdeki çoklu yapıya-ayrılığa dayalı işleyişle ilgili olarak Namık Kemal de 1872 yılında şunları söylemektedir: "Her cins ve mezhepten çocukların bir arada bulunduğu okullar yapmalıyız. Vatan çocukları bu tür okullardan çıkınca aralarına bölücülük sokmak mümkün olmaz. Nitekim daha fidanken birbirine sarılan iki ağacı, büyüdükten sonra ayırmak, ikisini birden köklerinden çıkarmaktan daha zordur.”

Ziya Gökalp de Medreseler, Tanzimat okulları ve yabancı okullar şeklinde ayrışan okulların üç farklı insan tipi yetiştirdiğine işaret ederek bu problemin toplumda ayrışmaya yol açtığını ileri sürmüştür.

Eğitimde birliğin sağlanması Osmanlı’nın son elli yılı içinde hep bir hedef oldu. Pek bilinmez ama 1868’de kurulan Galatasaray Lisesi ve daha sonra 1870’de açılan Darülfünun eğitimde birliği sağlamak amacıyla açılmıştı.

Sonuçta bu sorun Cumhuriyetle birlikte 3 Mart 1924’te ilan edilen Tevhit-i Tedrisat Kanunu ile çözüldü. Çünkü bu yasa gereğince okullar tek bir çatı altında toplandı. Eğitim ve öğretim faaliyetleri Maarif Vekâletinin yetki ve sorumluluğuna bırakıldı. Bu devrimin temel dayanağı birlik (tevhit) ve bütünlüktür.  

Bugünkü geldiğiniz noktada yazının girişinde ifade ettiğimiz ortaöğretimde yaşanan farklılaşmanın tevhit-i tedrisat ruhuna ve felsefesine aykırı bir gelişme olduğu söylenebilir.

Dolayısıyla ortaöğretimde beş farklı lise türünün olması doğru değildir.

Öncelikle mevcut işleyiş içinde öğrenciler beş farklı okul türü arasında tercih yapmış gibi görünmekteler. Bu bir yanılgıdır. Öğrenciler bilakis bir tercihsizlik/tercih yapamama yani kendisine sunulanı seçmek zorunda kalma sorunuyla karşı karşıyadır.

Dolayısıyla ortaöğretim kurumlarına yerleşen öğrencilerin tercih yaparak yerleştikleri iddiası doğru değildir. Bu iddia doğru kabul edilse bile çocukların bu kadar erken yaşta tercih yapmaları ayrıca yanlıştır. Çünkü bu bir etiketlenmedir aslında.

Bu arada sosyal, fen gibi temel alanlar on dört, on beş yaşlarındaki çocukların tercihine bırakılmaksızın hepsinin vakıf olmaları gereken alanlardır. Belli mesleki becerilere vakıf olmak da yine her öğrenci için önemli bir gerekliliktir. Din ve değer eğitimi de sadece İmam Hatip Liselerine devam edenlerin değil diğer öğrencilerin de ihtiyacı olabilir. Kimin neye ihtiyaç duyduğunu, neyi tercih ettiğini bu kadar erken bir dönemde saptamak doğru değildir.

Dolayısıyla ortaöğretimde de tıpkı ilköğretimde olduğu gibi öncelikle bütünlük esas olmalıdır. Ortaöğretim kurumları ayrıştırılmamalı bilakis birleştirilmelidir. Çünkü birleştirme bu çağdaki gençlerin bir sistem bütünlüğü içinde daha geniş bir yelpazede seçimler yapabilmesine imkân sağlayacaktır.

Bu nedenle çok geçmeden meslek liseleri dâhil olmak üzere liselerin hepsi dönüştürülmeli, tek bir çatı altında toplanmalıdır yani tevhit edilmelidir.

Bu şekilde oluşturulacak büyük liselerde fen ağırlıklı bir eğitim alan öğrencilerin bile arzu ettiğinde bir mesleki eğitim modülü seçip alabilmesi mümkün olur. Aynı şekilde sosyal bilim ağırlıklı öğrenim gören öğrencilerin de fen bilimlerine dahi belli ölçülerde yönelebilmesi sağlanmış olur. Şuandaki ayrışmaya dayalı yapı bir zorunluluk sistemidir. Oysaki yeni oluşturulacak “Büyük Lise” imkânlar sunmaya dayalı bir sistem olabilir. Böylece tercihe dayalı gibi görülen birbirinden ayrıştırılmış liseler büyütülerek ve tek şemsiye altında toplanarak gerçek anlamda her türlü seçim imkânlarının sunulmasını sağlayan bir “Mega Sistem” haline gelebilir. Bu sayede istemediği halde sözde tercih yaptığı varsayılarak dayatılan bir lise türüne girmek zorunda kalan on binlerce öğrenci de özgürleşmiş olur. Dolayısıyla hiçbir öğrenci erken bir dönem sayılacak lise çağlarında kalıplanmış ve etiketlenmiş olmaz. Bu büyük “Lise Sistemi” ile ülke genelindeki öğretmenlerin istihdamı da daha etkili ve verimli olur. Kısacası Osmanlı’nın son dönemlerinde Namık Kemal, Ali Suavi ve Ziya Gökalp gibi aydınların dile getirdikleri ayrışmaya yol açan okul yapılanmalarının terk edilip birliği, beraberliği ve bütünlüğü sağlayan bir sisteme dayanması gerektiği hususundaki saptama ve uyarıları bugün için de geçerlidir. Tek milletin, tek devleti ve tek vatanı olması ne kadar önemliyse lisesi de tek olmalıdır. Tek büyük lisede çok eğitim yapılmalıdır.