Türk askerine son saldırının ardından İdlib'e ilişkin zor sorular

Afganistan'ı konuşurken gözler Türkiye için sıcak gelişmelere gebe İdlib'e çevrildi. Ankara ve Moskova hattında karşılıklı verilen mesajlar, Rus ve Suriye ordusunun İdlib'e yönelik artan hava operasyonları ve Türk askerini hedefe koyan terör grupları yükselen tansiyonun açık göstergeleri...

Türk askerine son saldırının ardından İdlib'e ilişkin zor sorular

VERYANSIN TV

Afganistan’daki krize ilişkin gelişmeleri izlerken, geçen cumartesi günü İdlib’deki saldırıda üç askerimizin şehit edilmesi, dikkatlerimizi Hatay sınırının hemen karşısındaki sorunlu bir coğrafyaya İdlib' çevirmemize neden oldu.

İdlib bölgesi, 34 Türk askerinin 28 Şubat 2020 tarihinde Rus ve Suriye savaş uçaklarının ortak hava saldırısında şehit edilmesinin ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya lideri Vladimir Putin arasında 5 Mart 2020 tarihinde varılan mutabakat sonrasında önemli ölçüde sakin bir şekilde seyretti.

Buna karşılık son haftalarda Rus ve Suriye savaş uçaklarının İdlib’deki hedeflere yönelen hava saldırılarının ciddi ölçülerde yoğunlaşması, bu ortamın biraz değişmeye başladığına işaret ediyor.

İdlib'de Türk ordusunu özel hedef seçen yeni örgüt de dikkat çekiyor. Veryansın Tv'den Eray Çelebi, dünkü analiz haberiyle "Ebu Bekir Sıddık’ın Yardımcıları" adlı örgütü mercek altına almıştı. 

Öte yandan bir süredir Moskova'dan üstü kapalı Ankara'nın İdlib Mutabakatı'ndaki sorumlulukları yerine getirmediği yönünde mesajlar geliyordu.

Hürriyet'ten Sedat Ergin, İdlib'deki son duruma ilişkin bugünkü köşesinde değerlendirmelerde bulundu.

Yazının satır başları şöyle:

“(...) Ankara ile Moskova arasındaki anlaşmazlığın temelinde İdlib’i büyük ölçüde kontrolü altında tutan HTŞ’nin BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) onayladığı terör örgütleri listesinde yer alması yatıyor. İlginç olan bir nokta, Türkiye’nin de 2018 yılındaki bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile BMGK’nın HTŞ’yi -terörist grup- olarak listelemesini onaylamış olması.

El Kaide’nin Suriye’deki resmi temsilcisi olan El Nusra’nın lideri Abu Muhammed el Culani, 2017 yılında bu örgütten ayrıldığını açıklayıp, HTŞ’yi kurduğunu, artık küresel cihat hedefi olmadığını, Suriye’de muhalif bir örgüt olarak kabul edilmek istediğini söylemişti. HTŞ, Culani’nin bu yöndeki beyanlarına karşılık, BM sistemi tarafından El Kaide’nin uzantısı olarak görülüyor ve terör örgütleri listesinde tutuluyor.

TSK’nın da çok sayıda gözlem noktası bulundurduğu İdlib’in M-4 yolu üzerindeki geniş bir kesiminde yönetim, büyük ölçüde HTŞ’ye bağlı “Kurtuluş Hükümeti” diye adlandırılan, kendine göre bir “bakanlıklar” örgütlenmesi olan ve şeriat kurallarını esas alan bir sivil otorite tarafından sağlanıyor.

Bu hükümet, yakın zamanda İdlib’de bir “ahlak polisi” birimi de de kurdu. Ayrıca, geçen ayın ortasında Taliban Kabil’i ele geçirdiğinde, İdlib’de HTŞ çevrelerinde büyük bir coşku yaşanmış, Taliban’ın zaferini kutlamak üzere tatlı dağıtılmıştı.

İdlib’de yine El Nusra içinden çıkan ancak El Kaide’ye sadakatini koruyan “Huras el Din” isimli daha küçük bir örgüt de bulunuyor. HTŞ ile Huras el Din’in zaman zaman çatıştıkları biliniyor. Bunun yanı sıra muhtelif Arap ülkeleri, Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Türkistan’dan gelen cihatçı savaşçıların oluşturduğu irili ufaklı gruplar da faaliyet gösteriyor İdlib’de. Bunların en azından bir bölümü HTŞ’nin denetiminde.

Bütün bunlar dışında İdlib’de bir de DEAŞ’ın (IŞİD) hücreleri var. Hatırlanması gereken bir nokta, DEAŞ’ın bir önceki lideri Ebubekir El Bağdadi’nin iki yıl kadar önce 27 Ekim 2019 tarihinde İdlib’de Türk sınırına 5 kilometre kadar uzaklıktaki Barişa köyünde ABD’nin düzenlediği bir harekâtta öldürülmüş olmasıdır. Salt bu hadise bile, İdlib’in terör örgütleri açısından nasıl bir çekim alanına dönüştüğünü anlatmak bakımından yeteri kadar açıklayıcıdır.

Dolayısıyla, üç Türk askerini öldüren “Ebu Bekir Sıddık’ın Yardımcıları Seriyyesi” isimli bir örgütün İdlib’de ortaya çıkabilmiş olması, bütün bu ortam içinde çok şaşırtıcı görülmemelidir.

İdlib, son yıllarda BM tarafından hazırlanan El Kaide ve DEAŞ’la ilgili bütün raporlarda, Afganistan ile birlikte “yabancı terörist savaşçılar”ın en yoğun toplandıkları iki bölgeden biri olarak gösteriliyor.

İDLİB’E İLİŞKİN ZOR SORULAR

Buradaki ikilemlerden biri, söz konusu grupların yuvalandığı İdlib’in aynı zamanda -azımsanmayacak bir bölümü yerinden olmuş insanlar olmak üzere- üç milyonun üstündeki nüfusu ile Türkiye’ye dönük büyük bir göç dalgası potansiyelini barındırmakta oluşudur. Türkiye, İdlib bölgesinde bulundurduğu askeri gücü ile Esad rejiminin bu bölgeye dönük -göç dalgasını tetikleyebilecek- muhtemel bir askeri harekâtını da caydırmayı hedefliyor.

Her halükârda geçen hafta sonu üç askerimizin şehit olduğu saldırı, İdlib’te çok uzun bir zamandır asılı duran bir soruyu yeniden önümüze getirmiştir. Türkiye’nin sınırlarının hemen bitişiğindeki İdlib’de üslenmiş olan bütün bu cihatçı gruplar gelecekte nereye gidecektir? Bir yere gitmeyeceklerse, Afganistan’a benzeyen bir istikrarsızlık ve kaos coğrafyasının aktörleri olarak Türkiye’nin yanı başında mı kalacaklar?"