Murat Kahriman yazdı…
11 mart 2020 tarihinde ilk Covid-19 vakası açıklandığında “Eyvah, biz bu işi nasıl yöneteceğiz?” diye korku dolu düşünceleri içimden geçirmiştim. Bir halk sağlığı uzmanı, hekim değilim ama kriz yönetimi, risk yönetimi ve yönetim sistemleri uzmanlık alanım. İş Sağlığı ve Güvenliği uzmanlığım da var tabii ki. Netice itibariyle; naçizane kendi penceremden olayı değerlendirmek istiyorum. Biraz da hafızalarımızı tazeleyelim.
Uluslararası bağımsız bir denetim (aynı zamanda Covid-19 test kiti üreticisi) firmasında olduğumdan ülkemde Covid-19 ile ilgili de epey bir işletme denetimi yapmışlığım var. Bizim Covid-19 ile ilgili olan denetimler; Dünya Sağlık Örgütü ile Birleşmiş Milletler’in yayınladıkları önerilerin gözlem formatına dönüştürülmesinden ibarettir. Bu şekilde, DSÖ’nün Covid-19 mücadele önerilerini izleme şansım da oldu ama yazım daha çok işin yönetim kısmına yönelik olumlu ve olumsuz eleştirileri içermektedir.
Her ülke’nin eksileri, artıları yan yana getirilince, bir çok parametre açısından ülkemizin çok da kötü bir başlangıç yaptığını ve çok da kötü yönettiğimizi söyleyemem ama bize ait tipik sorunlar zamanla baş göstermeye başladı. Umarım hatalarımızdan ders alırız.
Covid-19’la ilgili epey kitap yazıldı ve sanırım çok daha fazlası da yazılacak gibi görünüyor. Aşağı yukarı çıkan kitapların hepsini okudum. Hüseyin Vodinalı’nın teorilerini de keyifle bir köşeye not ettim. Özellikle Bill Gates’in vakfından destek almış Biontech aşısı konusunda çekincelerim devam ediyor ama benim alanım bu konu değil, o yüzden Vodinalı’nın kitabını alıp keyifle okumanızı tavsiye ederim.
Pandemi yönetmek kolay mı?
Öncelikle değerlendirme yaparken her konuyu kendi içinde ayırarak yapalım ki fotoğrafı net olarak görelim istedim. O yüzden konu konu gideceğim.
Test kitlerini neden ABD’ye verdik?
Testin seçimi, test kiti temini, test uygulaması, testin kimlere yapılabileceğine dair kriterlerin belirlenmesi süreci yavaş yönetildi ve laboratuvar akreditasyonu kısmında sadece Ankara, İstanbul’da 2,3 laboratuvar ile başlamak aşırı ihtiyatlı bir yaklaşımdı. Bunun sebebi de bir başka hazırlıksızlığın örneğidir. Halk Sağlığı birimlerinin bu hususta oluşturduğu acil durum eylem planına benzer bir çalışmasını okudum. Covid-19 için hazırlanmamıştı, Domuz giribi konusundaydı ama yaklaşımlarını yetersiz buldum diyebilirim. Mikro önlemleri detaylandırmamışlar. Daha çok makro, genel geçer söylemlerle bu iş planlanmış. Özetle; test kitleri geç geldiğinden epeyce bir süre vakaların tespit edilememesi sorunuyla karşıya karşıya kaldık. Elimizdeki test kitlerini ABD’ye satmamız da ayrı bir saçmalık olarak tarihe geçecek. “Sözde” stratejik ortağımıza böyle bir borcumuz yoktu. Hali hazırda devam eden PCR testinden ziyade kan testi yoluyla alınan hem Covid-19 sonucunu, hem de antikor sonucunu belirten testlerin de olduğunu biliyorum. Antikor testi hususunda bir zayıflığımızın olduğu kesin. Antikor test sayımız dünya ortalamasının altında.

TEDAVİ SÜRECİNDE HEKİMLERİMİZİN BAŞARISI TARTIŞILMAZ
Bu konuda kısıtlı olarak yorum yapabilirim. Tedaviyi sabitlemeleri gerekirdi, bunu başardılar. Sanırsam Bilim kurulunun bu noktada çok faydası oldu. Hekimlerimizin de deneyimlerini hızlı bir şekilde aktarmaları, tedavi sürecini iyi yönetmemize sebep oldu diye düşünüyorum. Bu konuda yurtdışına göre bir artımız daha var. Ücretsiz bir şekilde verdiğimiz Covid-19 tedavi hizmeti alkışlanacak bir yaklaşım. Yine geç yönetilen bir konu da evde izolasyon, temaslılar ile ilgili olan kurallar. Burada da süreci doğru yönetmede biraz geç kalındı. Epidemiyoloji ve ilaç konusuna ben girmeyeyim. Her konuda bir şey yazmam gerekli değil.
Filyasyon ekibi planlaması kaç kez değişti?
En başarılı gözüken birim diyebiliriz ama filyasyon ekiplerinin seçiminde yine plansız olunmasından ötürü ilk başta sorun yaşadık. Sonrasında işi iyi toparladık. Şu anda bir doktor, bir hemşire ve bir de yardımcı personel olarak 3 kişilik bir ekip olarak işlerini yürütüyorlar. “Hastayı önce tespit sonra takip et, kimlere bulaştırmış olabileceğini öğren, bulaştırmasını önle, bulaştırmış olabilecekleri için aynı işlemi tekrarla” Temaslı veya hasta’nın adresine gidiliyor, en yakın noktadan GPS kaydı alınıyor ve sisteme geçiliyor. Temaslıya SMS yoluyla bir kod yollanıyor ve onaylaması isteniyor. Böylece ONAM kodu alınmış oluyor. Bu noktada temaslının dışına çıkmaması gereken alan tespit edilmiş, kendisinden “dışarı çıkmayacağı” sözü alınmış ve kullandığı cep telefonu takibe alınmış oluyor. Bu sisteme biraz geç yani Ekim ayında girdik. Daha iyisini yapan var mı? Çin Halk Cumhuriyeti tabii ki. Biraz sert bir şekilde uygulamaları dışında da eleştirilecek tarafı yok. Kapılara çivi vurulması gibi örnekleri sanırım hepimiz televizyondan izledik.
Önlemler Covid için mi, ekonomi için mi?
Önlemleri belirlemeden önce riski belirlememiz gerekiyordu. Çünkü riskin çapı çok büyüktü Çeşme limanı gümrüğünden – Umre’den dönenlere kadar epey bir hatalı kararlar alarak önlem almaya başladık.
Covid-19 önlemleri kapsamında yurtlara yolcu götüren otobüsten bir hanım kızımızın indirildiğini de görünce tipik ortadoğu ülkesi imajını da vermiş olduk.
Önlemler hep olması gerekenden bir tık aşağıdaydı. Ekonomik sıkıntılarımız’ın Covid-19’la ilgili önlemleri gevşetmemize yol açtığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bilim kurulunda önerilenlerin birçoğunun hayata geçmediğini duyduk. Duyduk diyorum çünkü şeffaf bir şekilde yönetilmediği için ne önerildi, ne yapıldı bunları da öğrenemedik. Bilim kurulu danışma kuruludur yani önerilerde bulunur ama siyasi irade karar alır gibi yaklaşımı anlarım çünkü işin tıp dışında konuları da içerdiğini bilmemiz gerek ama ne önerildi ve neden uyulmadı’nın cevabı şeffaf bir şekilde tartışılmalıydı, ne yazık ki tartışılmadı…
İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri yeterli mi?
Bu konuda çok eleştirim var. Öncelikle denetimleri, denetimcileri yetersiz. Risk analizi ve acil durum eylem planı dışında elle tutulur bir zorunluluk getirmediler. Tüm sorumluluğu yine İşyeri Hekimlerine ve İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlarına bıraktılar. Covid-19 meslek hastalığı olarak çok geç tanındı. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Covid-19 Meslek hastalığı olarak tanınmalı diye bir yazı yazmıştım, Aralık ayında hükümet bir genelge ile bunu kısıtlı koşullarda kabul etti ama kapsamı hala yetersiz.
Özetle İSGGM kendi işiyle ilgili olarak rehber hazırlama işinin dışında bazı zorunlulukları da getirmeliydi. Bunların başında iç ortam ölçümleri’nin periyotlarını belirleyebilirdi, sık kullanılan noktalardan (masa, sandalye, trabzan, kapı kolu) sürüntü testi ile Covid-19 tespitini haftalık olarak zorunlu hale getirebilirlerdi, girişlerde ateş konrolünü, HES kodu kontrolünü zorunlu hale getirebilirdi. Net ve keskin bir çizgi çizmeliydiler. Servislerde ikili koltukta tek başına yolculuk gibi. Maske teminini günde iki defa olarak haftalık temin ettirmeliydiler, meltblown orta tabaka tipini zorunlu hale getirebilirdiler. Eğitimi, Covid-19 komitesini her firmada zorunlu hale getirirdiler, Temaslı ve Covid vakası için izin sürelerinin de yazılı olduğu, bütün bu süreci güzelce anlatan Covid-19 yönetmeliği çıkarabilirdi ki buna gerçekten ihtiyaç vardı.

Eğitim yeterli mi?
Hangi konuda kimin ne eğitimi vereceği hususu biraz karışıktı ama İSGGM önerilerle sektörel bazda güzel rehberler hazırladı. Temizlik personeline verilecek eğitimler ayrı, iş yeri personeline verilecek eğitim ayrı, Servis şöförlerine verilecek eğitimler, dezenfekte rutini ve kullanılacak kimyasalların özellikleri konusunda bilgilendirmeler, Günlük genel temizlik, sosyal mesafenin makine operatörleri arasında oluşturulması vb. birçok konunun eğitimlerinin tüm ülkede yaygınlaşması için çaba gösterilmesi gerekirdi. En çok da ne isterdim biliyor musunuz? TV’lerde yer alan Kamu spotlarının çalışanların Covid-19 önemleri konusunda bilgi vermesini. Hiç mi aklınıza gelmedi işyeri önlemlerini anlatmak TV’lerde. Bütçe mi yoktu video çekmeye? Ben vereyim mi cevabı? Önerecekleriniz zorunlu olmadığı için TV’de aktarsanız, işveren zor duruma girebilirdi değil mi?.. Tek kişilik koltukta servis hizmetini bile bir ay anca zorunlu tutabildik. Oysa ne kadar güzel ve doğru bir hamleydi.
Tamamen kapanma gerekiyor mu?
Burada mantık bilimine dayanarak bir cevap vereyim. Dünya genelinde tam yetkim olsa; size 3 gün mühlet, yiyeceklerinizi, sularınızı depolayıp sonra 14 günlüğüne kapanın derdim ama biliyorum ki bunun uygulanabilir tarafı yok. Uygulabilir olsa tüm sorunlar 14 günde çözülürdü ama olmuyor, mümkün değil. Özetle; tüm dünya’da tam kapanma olmadan sadece ülkenizde kapanmanız yeterli değil çünkü kapanma sonrasında dış bağlantılarınızı da kesmeniz gerekiyor. Ülkemizin coğrafi olarak, lojistik olarak bir üs olduğunu unutmayalım. Bunun her üç ayda bir tekrar edilmesi belki bir nebze çözüm olabilir ama sıfırlama için ülkemiz metod olarak zaten, alenen de görüldüğü üzere kısıtlı, kontrollü sürü bağışıklığı metodunu uyguluyor. Hızlı yayılan Mutant virüs olmasaydı başarılı olma olasılığı da yüksekti ama mutant virüs birçok hesabı altüst etti. İlk başta da aşı’ların korunma oranında bir düşme meydana getirdiği görüldü.
Ekonomik önlemler yeterli mi?
Belirli kriterlere sahip çalışanların Kısa Çalışma ödeneğinden yararlandırılması doğru bir yaklaşımdı ama işsizlerimize de en az asgari ücret oranında yardım yapılması gerekirdi. Bu ayrımcılığı prim ödeme meselesine indirgediğimiz için adil görenler olabilir ama evrensel hukukta bunun yeri yok.
Birçok esnaf grubu, en başta da lokantalar, restoranlar, barlar ve içkili mekanlar çok ciddi sıkıntı içindeler. Siyasi ideolojik yaklaşım olmadığına kimse beni inandıramaz. İçkili restoran ve lokantaların resmen batması için sanki özel bir çaba var gibi görünüyor. Bu konuda da birkaç kez sınıfta kaldık ama ülkemizi Almanya ile kıyaslamıyorum. Bu da doğru bir yaklaşım değil. Tüm ihtiyaç sahiplerine yardım etmek için yetersiz kalan, mevcut ekonomik koşulların yaratıcısı, aynı zamanda hükümetin ta kendisi olduğu için bunun hesabını da onlar vermeli.
Kişisel Koruyucu Donanım; maskeler neden standard değil?
Yukarıda bir ufak girizgah yaptım maske konusuna ama daha detaylıca anlatmam gerek süreci. Hükümet ilk olarak maske’lerin fahiş fiyatla satılmasını engelleyemedi. Kendisi de temin edemedi çünkü yukarıda defalarca belirttiğim gibi detaylıca düşünülmüş bir pandemi senaryosu, tatbikatı yapılmamış. Bu kadar az bir riski nasıl düşünsün diyebilirsiniz ama her 10 yılda bir aşağı yukarı bir pandemi ile karşı karşıya kalıyoruz. Bunların hepsi bize birer tecrübe kazandırmalıydı. Maske konusu, tulum (tyvek) konusu ilk önce kumaş olarak bizi çok ilgilendiriyor. Non-woven piyasasında dünyanın sayılı üreticileri arasında olan bir ülkeyiz ama hala doğru maske satışı konusunda zayıfız. Artık hepimiz ezberledik değil mi? İdeal tıbbi maskeler; 3 katmanlı olmalı ve ortasındaki katman meltblown olmalı. 3 kat non-woven kumaştan, hatta çok ince ve geniş delikleri olan basit tela kumaşından bile yapılan maskeler 20 kuruşun altında bir rakamla piyasada satılmakta. Bu maskelerin piyasaya çıkamaması gerekiyor ama kontroller yetersiz olduğundan bu uyduruk maskeleri sadece ucuz diye satın alıyoruz. Bilmeden alan da var, bilerek; daha rahat nefes aldığı için tercih eden de var. Fiyatın 1TL’ye sabitlenmesi güzeldi ama standardının sabitlenmemesi çok keyfi ve sorumsuz bir devlet anlayışı olarak vicdanları rahatsız etmekte. Çok daha iyisini yapabilirdik.
Aşı çalışmasını yapacak kurum neden kapalı?
Bu konu uzmanlık alanımın dışında olduğu için sadece genel birkaç eleştiri sunup yazıma devam edeyim. Aşı ile ilgili hükümetin tutumu ve özverisi doğruydu. Verilen desteklerin yeterliliğini bilmiyorum, aşıların şu anda hangi aşamada olduğunu da açıklamalardan duyuyoruz. Bu yılın sonuna da ancak yetişeceklerini düşünüyorum. Mevcut koşullarda en iyisini yapmaya çalışıyorlar ama…
Netice itibariyle pandemi ile mücadelede ülkenin Aşı çalışması yapan kurumu Hıfzısıhha Enstitüsü 1940’larda Çin’e aşı gönderirken bugün kapanmış olduğundan Çin’den aşı ithal eder hale nasıl geldik, onu hükümetin iyice bir düşünmesi gerek. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1928 yılında Refik Saydam’a kurdurduğu bu kurumu kapatmak AK Parti hükümetinin geçmiş saçma uygulamalarından birisi olduğunu da deneyimlemiş olduk. Çin’den alınan 3. Faz deneme aşılarının ise kendi ülkesinde daha yeni bugünlerde kullanılmasına onay verildiğini de duyduk. Düşdüğümüz hale üzülmemek elde değil.
Kriz Yönetimi biliminden habersiz kriz yönetimi olur mu?
Devletlerin afetlerle ilgili kriz yönetmek için oluşturduğu bir birim var aslında. AFAD, tam da bu iş için var ama mesele tıbbi bir mesele olduğu için Sağlık Bakanlığı bu konuda danışma bilim kurulu oluşturarak yönetmeyi tercih etti. Haksız da sayılmazlardı ama afet yönetimi biriminden de hocaların tecrübesinden yararlanılması, TSK yani ordu’nun da tecrübesinden yararlanılması gerekirdi. Bunlar en başta yapılan önemli hatalardı. Hala, Afet yönetimi bilimini temsil eden tek bir hoca yok o bilim kurulunda. Kriz yönetimi dersimden notlar alıp buraya yazsam ayıp olur. Devletin bu konuda bilgisinin olmaması mümkün değil ama yönetişim konusunda bilgi sahibi değiller. Birlikte yönetmeyi sevmiyorlar. Hele STK’larla birlikte yönetme konusunda tam fiyasko durum.
HALKLA İLİŞKİLER VE VERİ PAYLAŞIMI DOĞRU YÖNETİLEMEDİ
Temmuz 19 itibariyle Covid-19 vakalarındaki sayının yerine hasta sayılarının verilmesinin tek bir sebebi vardı; o da sayılar yükseliyordu ve bu başarısızlık olarak hükümete yansıyacağından saklamayı daha doğru buldular. Ben böyle olduğunu düşünüyorum. Alınması gereken önlemlerin ekonomi’yi zayıflatması, AB’den gelecek turizm kısıtlaması korkusu da ayrı bir sebep olabilir ama bunun bir sonucu oldu. Binlere kadar düşen sayı birden 30 binler olarak geri geldi ve toplum bu süreçte nasıl olsa bir şey yok diye bir gevşeme reaksiyonu göstermişti. Önlemler neredeyse sıfırlandı. Bu sürecin tamamında denetimlerde olduğum için maske kullanımındaki azalmayı, umarsızlığı çok net gözlemleme şansına sahip oldum. Hükümet bu rakamları saklayarak ekonomi ile insan hayatı arasında bir tercih yapma durumunda kaldığını ve ekonomiyi tercih ettiğini bize göstermiş oldu. Dünya Sağlık Örgütü’nün pozitif vaka sayısına göre destek vereceğini açıklamasından sonra da gerçek rakamlar ortaya çıkmaya başladı. Veri paylaşımında bir diğer sorunlu konu da; vefat etmiş Covid-19 semptomu gösteren ama PCR testi negatif olduğu için ölüm sebebi Covid-19 olarak ele alınmayan Covid-19 ölümleri kadar daha vefatın olduğuna dair söylentilere cevap verilmemiş olmasıdır. Bu da rakamların gerçekliğine ilişkin ikinci bir şüpheye yol açmıştır. Şeffaflıktan uzak bir yönetim olduğunu zaten birkaç kez yineledim, yine ifade edeyim; bu pandemiyi demokratik toplumlara yaraşır bir şeffaflıkla yönetmek için hala çok geç değil. Bu şüpheli ölüm rakamları da eklenerek açıklanırsa toplumda önlemlere katılım oranlarında bir ilerleme olacağına eminim.
Sağlık ve mutluluk dilerim.
Bilgilendirmeniz icin tesekkurler varolunuz.
Sayin Kahriman,
Saglik alninda acil, veya baska alanda yasamsal olan insaat isleri disindakilerin, salgin surecinde artan bir hizla surdurulmesi hem dogrudan ,hemde dolayli (doga yikimlari nedeniyle) saglik icin zararli calismalar degil mi? Temiz havaya ihtiyac vurgulanirken, cevremizde ki agac, bitki katliamlari yapildi, insaat makinalari cevre kirliligi yapti , bu salginda tum zamanlardan daha yaygin, yogun calistilar.