Türkiye'ye zor İdlib soruları... Terör örgütü günde 1 milyon dolar kazanıyor

Türkiye'nin yanı başındaki İdlib'e onbinlerce üyesi bulunan silahlı gruplar hakim. Terör örgütü Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) kurduğu bir şirket üzerinden akaryakıt ticaretinden ayda bir milyon dolar gibi bir gelir elde ediyor.

Türkiye'ye zor İdlib soruları... Terör örgütü günde 1 milyon dolar kazanıyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) Suriye'deki terör gruplarına ilişkin raporunda İdlib'deki durumla ilgili çarpıcı bilgiler yer alıyor.

Raporda, IŞİD'in Irak ve Suriye’deki aktif savaşçılarının sayısı 10 bin dolayında gösteriliyor. Çoğunluğun Irak’ta bulunduğu kaydediliyor. Suriye’deki IŞİD unsurları büyük ölçüde Deyrizor çölünde üsleniyor. Bununla birlikte, İdlib de IŞİD açısından sınırlı bir “güvenli bölge” olarak önem taşıyor rapora göre.

Satırbaşlarını köşesine taşıyan Hürriyet yazarı Sedat Ergin, raporun önemli bölümlerini şöyle aktardı:

"Raporda, İdlib’de El Kaide uzantısı Heyet Tahrir eş Şam (HTŞ) ile DEAŞ arasındaki çatışma durumuna da dikkat çekiliyor. Nitekim, İdlib’de HTŞ’nin DEAŞ savaşçılarını sürekli bir şekilde tutukladığı belirtiliyor. Buna rağmen, rapora göre, bazı DEAŞ liderleri İdlib’de kalmayı sürdürüyorlar. İdlib’in DEAŞ’lılar için çekim alanı olmasının bir nedeni de şöyle açıklanıyor metinde: “İdlib, pek çok eski DEAŞ savaşçısı ve aileleri için Türkiye’ye en emniyetli giriş kapısı olarak görülen bir hedef noktadır.”

HTŞ SÖZDE HÜKÜMET KURDU

HTŞ, BM Güvenlik Konseyi’nin terör örgütleri listesinde yer alan, El Kaide’nin Suriye kolu olarak kurulan El Nusra’nın uzantısı görüldüğü için 2018 yılından bu yana BM listesinde yer alıyor. BM tarafından El Kaide bağlantılı terör örgütü kabul edildiğinden, HTŞ, raporda bir hayli yakından büyüteç altına yatırılıyor.

Rapora göre, Suriye’nin kuzeybatısındaki başat silahlı örgüt, çoğunluğu Suriyeli olan yaklaşık 10 bin savaşçısıyla HTŞ’dir. Ebu Muhammed el Culani’nin liderliğindeki örgüt, İdlib üzerindeki kontrolünü daha da güçlendirmek üzere bir dizi politika izliyor. Bu amaçla otoritesini kabul etmeleri için yerel liderler üzerinde baskı uyguluyor ve bu şekilde halkın -örgütün yorumu doğrultusunda- şeriat hukukuna uygun hareket etmesini sağlamaya çalışıyor. İdlib’deki sözde “Kurtuluş Hükümeti” HTŞ’nin nüfuz ve etkisi altındadır.

AKARYAKIN TEKELİ ONLARDA

BM raporundan HTŞ’nin aynı zamanda vergilendirme gibi mali araçlar kullandığını, ayrıca ticari faaliyet de yürüttüğünü öğreniyoruz. HTŞ’nin gelirlerinin bir bölümünü yerel düzeydeki ticari faaliyetlerden aldığı vergiler oluşturuyor. Örgüt, aynı zamanda benzin ve mazot ithalatı ve dağıtımı üzerinde tekele sahip. Bunu doğrudan lideri el Culani ile bağlantılı olan “Watad Petroleum” isimli bir paravan şirket üzerinden yapıyor. Şirketin merkezi Cilvegözü’nün Suriye tarafındaki komşu sınır kapısı Bab al Hawa’da bulunuyor. HTŞ’nin akaryakıt ticaretinden elde ettiği aylık gelir yaklaşık 1 milyon dolar olarak tahmin ediliyor rapora göre.

GELEN YARDIMLARI ONLAR KONTROL EDİYOR

HTŞ, aynı zamanda “Maktab Sho’dun al Munathamat” isimli bir kuruluş üzerinden İdlib’deki insani yardımların dağıtımını da denetliyor, hatta bu yardımların yerel halka doğrudan ulaştırılmasını sınırlayabiliyor. Bu yardımların belli bölümlerine kendisine yakın kesimlere dağıtmak üzere el koyabiliyor.

BAŞKA KİMLER VAR?

Şimdi İdlib’deki diğer aktörlere gelelim. Rapora göre, bir diğer El Kaide bağlantılı örgüt Huras al Din (Huraseddin/HAD). Bu örgütün 2 bin ile 2 bin 500 arasında bir savaşçı güce sahip olduğu anlaşılıyor. 2020 yılında HAD’ın lider kadrosundan önemli kayıpları oldu. (Not: Bir kısmı ABD’nin nokta operasyonlarında öldürüldü.) HAD kadro devşirmek ve popülarite kazanma anlamında HTŞ ile rekabet içinde olmakla birlikte, genelde onun gölgesi altında kalıyor.

Raporda dikkat çekilen önemli bir nokta, İdlib’in çoğu dışarıdan gelen ancak HTŞ’nin otoritesine tabi olan yabancı terörist savaşçı gruplara da ev sahipliği yapıyor olması. Bunların başında “Katib el-Şişani Tugayı” olarak adlandırılan Çeçen savaşçılar var. Bir diğeri ise “Katib el-Tevhid wal-Cihad” isimli Orta Asya kökenli (Özbek ağırlıklı) savaşçıların oluşturduğu grup.

4 BİN 500 UYGUR

Raporda dışarıdan gelen savaşçıların oluşturduğu bir başka silahlı grup olarak “Türkistan İslam Partisi” adıyla da bilinen “Doğu Türkistan İslami Hareketi” isimli örgüt sıralanıyor. Bu örgütün 3 bin ile 4 bin 500 arasında savaşçısının olduğu kaydediliyor BM raporunda.

Bu örgütün (Türkiye sınırına yakın) Harem’de bir harekât merkezinin bulunduğu, ayrıca İdlib’de Cabal Al Zaviye bölgesindeki çatışma hattında HTŞ unsurlarıyla birlikte (rejime karşı) güç birliği yaptıkları belirtiliyor. HTŞ’nin kendi zihniyetine yakın gördüğü gruplara eğitim kampları ve lojistik destek de sağladığı rapordaki tespitlerden biri.

SULTAN MURAT TUGAYI

Raporda isim verilmeksizin BM’ye üye bazı ülkelerin Suriye’nin kuzeybatısından Libya’ya giden savaşçılarla ilgili kaygıları da aktarılıyor. Ancak bu savaşçıların örgütsel olarak HTŞ değil Suriye Milli Ordusu ile bağlantılı oldukları ifade ediliyor. Özellikle “Sultan Murat Tugayı”nın Libya ve Güney Kafkasya’ya savaşçı gönderdiği öne sürülüyor raporda. Bu örgütün radikal bir ideolojiyi savunduğu ve sayıca güçlenmek için eski DEAŞ savaşçılarını bünyesinde “asimile ettiği” de yine raporda işlenen bir başka görüş.

İDLİB’DE TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN ZOR SORULAR

Raporda değinilmemekle birlikte, HTŞ’nin El Kaide ile bağlarını kopardığını ileri sürmesine karşılık bu mesajlarının kendisini BM terör örgütleri listesinden çıkartılması için yeterli görülmediğini belirtmeliyiz. BM Güvenlik Konseyi, HTŞ’yi terör örgütü saymaya devam ediyor.

Son BM raporu iki önemli noktaya işaret ediyor. Bunlardan birincisi, İdlib’de bugün sahaya, şeriat yasaları uygulayan, kendi “sözde hükümeti”ni çalıştıran, vergi toplayan, akaryakıt ticareti yapan, insani yardımların dağıtımına müdahale eden bu örgütün hâkim olmasıdır.

İkinci nokta daha kritik. HTŞ, İdlib’deki tek aktör değil. Bu grubun önümüzdeki dönemde göreceli olarak ılımlı bir çizgiye çekilebileceği yolunda pek çok söylem işitmek mümkün. Bu yönde adımlar atılsa bile, El Kaide’ye bağlılığını koruyan Huraseddin ve ayrıca dışarıdan gelmiş olan Çeçen, Özbek ve Uygur kökenli radikal cihatçı grupların ne olacağı şimdiden ciddi bir soru olarak asılı duruyor karşımızda.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’yi Hatay sınırının hemen bitişiğindeki İdlib’de çok zor soruların beklediğini söylemeliyiz."