Türköne’den iktidara tehdit gibi sözler: Yeni başlangıç yapıp kendinizi emniyete alın

FETÖ tutuklusu Mümtazer Türköne, 'Rövanşist duygular içerisinde değilim' diyerek 'yeni bir başlangıç çağrısı' yaptı.

Türköne’den iktidara tehdit gibi sözler: Yeni başlangıç yapıp kendinizi emniyete alın
Adana’da 46 veli, çocuklarını bilimsel gezi için İsviçre’ye götürme vaadiyle para topladığını ancak program iptal edilmesine rağmen geri ödeme yapmadığını ileri sürdükleri emekli öğretmen hakkında şikayetçi oldu. Velilerden Ali Aslan, açıklama yaptı. (AA)\n

“Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 8 yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırılan Mümtazer Türköne, Ruşen Çakır ile yaptığı söyleşide hükümete “yeni bir başlangıç” çağrısında bulundu. FETÖ davalarının yeniden ele alınması gerektiğini savunan Türköne, örgütün terör örgütü olmadığını savundu. Erdoğan ve Bahçeli’nin “FETÖ” yerine “FETO”yu kullandığını söyleyen Türköne, medyanın dilinde değişim olduğunu iddia etti. FETÖ ile “Milli Görüş”ün ittifak içinde olduğunu savunan Türköne, iktidara çağrı yaparak “Rövanşist duygular içerisinde değilim. Gücü bugün elinde bulunduranlar vakit geçirmeden yeni bir başlangıç yaparlarsa kendilerini de emniyete alırlar.” dedi.

İşte o söyleşiden bazı bölümler:

‘YAKIN GELECEĞİ ÖNGÖRÜYORLAR’

Umutlu musun?
Umut fakirlerden çok mahpusların ekmeği. Ben ülkem adına umutluyum. Türkiye hukuk eksikliği yüzünden önce sosyal sermayesini, güven ortamını kaybetti. Şimdi ekonomik sermayesini ve geleceğini kaybediyor. Yüksek yargıda, hukuk devletini değil ama kendi itibarlarını kurtarma telaşı var. Enkazın altında ilk kalanlar onlar. Eninde sonunda hukuka dönülecek; yoksa bu ülke her şeyini kaybeder. AYM ile Yargıtay arasında hukuka dönüş pazarlıkları hissediliyor. AİHM, vananın başında kapalı tutuyor, üzerine sel gibi gelecek davalardan ürküyor. Bu da gecikmeye yol açıyor. Ama AYM ve Yargıtay kurumsal itibarlarını bu enkazdan çıkarabilmek adına kıpırdanıyor. Mesela hâlâ hukuka dönüş değil, kurumsal-bürokratik itibar yoksa terör suçlarında bütün kanun maddelerinde daha ilk iki kelimede öne çıkan “cebir ve şiddet” şartını görmemeye çalışarak daha ne kadar karar verebilirler. Bizim için Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan kararı bir hamleydi, fiili sonuç doğurmuyor, insanlar hâlâ hapiste. Olsun, hiç olmazsa haklı olduğumuz tescil ediliyor.

ÖZÜR DİLENİP TAZMİNAT ALACAKLARMIŞ

Sonuçtan eminsin yani?
Elbette. Beraat edeceğimizi, bugün ortada dolaşanların “Aaa… biz bunları bilmiyorduk” diyeceklerini, özür dileneceğini, tazminatlar ödeneceğini biiyoruz. Şu tutukluluğun cezaya dönüştürülmesi meselesi var ya. Tabii medya ile ilgili bir işletim sisteminin parçası bu. Medya korkutucu bir güç. Korku da dağları bekliyor. 250 gazetecinin hapiste olmasını mertçe, dürüstçe açıklayabilecek birileri var mı?

DAVUTOĞLU VE BABACAN’A ÖVGÜ

2015 yılı Ekim ayında Davutoğlu hükümetinde Ali Babacan bir OVP (Orta Vadeli Program) açıklamış ve reel sektörü destekleyeceklerini, kredi imkanlarının öncelikli olarak bu sektöre aktarılacağını söylemişti. Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında bu program üzerinden kamuoyu önünde bir polemik yaşadı. Cumhurbaşkanı “İnşaat sektörünü ezdirmem” anlamına gelen bir çıkış yaptı. Bugün tam olarak bu iki farklı çıkar grubu karşı karşıya. Ne var ki inşaat sektörünü diriltmenin imkanı kalmadı. Kent rantı üzerinden ve ihalelerden çok kolay para kazanılan bu sektörde deniz bitti. Bir milyon konut stoku var ve devlet bankalarının konut kredi faizlerini düşürerek derde deva olamazsınız.

Şu FETÖ meselesine gelelim…

Gelelim, gelelim. Hemen şunu söyleyeyim. Vize muafiyeti için TMK’da terör tanımını Avrupa standartlarına uygun hale getirme sözü verdi Cumhurbaşkanı. Yargı paketinde var galiba. Bu gerçekleşirse, “FETÖ” davalarının tamamen yeniden ele alınması gerekecek. “Cebir ve şiddet” şartı dışında, çok daha güçlü bir dayanak bu. Nitekim, çoğu kimse farkında değil ama Cumhurbaşkanı ve MHP genel başkanı “FETÖ’yü  kullanmıyorlar, “FETO” diyorlar. FETO’nun terör örgütü olarak bir açılımı yok. Medyada daha önce altını çizerek “FETÖ” diyenler yaygın bir şekilde “Fettullahçı yapılanma” tabirini kullanıyorlar. Sanıyorum yakın geleceği öngörüyorlar.

 FETÖ MÜRİDİ OLMAK FETÖ’CÜ OLMAK DEĞİLMİŞ

”FETÖ’nün siyasi ayağı” iddiasıyla alakası var mı bunun?

Cemaat, yani Gülen cemaati mensubu olmakla FETÖ’cü olmak, özdeş değil. Temel kıstas iktidara yakın veya muhalif olmak. 17/25 Aralık’tan sonra Cemaat’in temel organlarında görev almaya devam edenlerin bile bugün el üstünde tutulmasının başka açıklaması yok. Bir de her sabah gong çalan bir FETÖ borsası iddiası var. Sırf bu borsa iddiası bile FETÖ meselesinin gündemde kalmasını açıklıyor. Benim hem tutuklu hem mahkum olduğum davaların iddianamelerini yazan savcı, bu gerekçe ile açığa alındı.

MİLLİ GÖRÜŞ VE FETÖ İTTİFAKI İDDİASI

”Siyasi ayak” duruyor mu?

Sorun bu kadar basit değil. 28 Şubat mağduru iki kesim olarak Gülen Hareketi ile Milli Görüş ilk defa ittifaka girdi ve aralarında bir simbiyoz oluşturdu. Daha önce Demirel’den veya Ecevit’ten aldıkları destekten çok farklı, çok ileri bir simbiyoz hali. Simbiyoz iki farklı canlı türünün yaşamının birbirine bağlı olmasıdır. Ben Cemaat’in platformlarına en geç iştirak edenlerdenim. Ülkücü kontenjanından. Abant Platformu toplantıları kabine toplantısı olarak yapılırdı. Today’s Zaman’ın kokteylinde 2006’da hükümet tam kadro Sheraton Otel’deydi. 2008’de Kartepe’de Anayasa toplantısına Ak Parti’nin kabine üyelerinin kahir ekseriyeti ve parti kurmayları katılmıştı. Valilik, milletvekilliği gibi etkili çevre gerektiren kariyerlerde herkes hem Ak Parti çevresinde hem de Cemaat içerisinde kulis yürütürdü. Bugün Cemaat mensubu olarak hapiste bulunanların çoğu bu ilişkilere tesadüfen girenler.

Fakat bu simbiyotik ilişkide asıl önemlisi Ak Parti’nin politik devşirme faaliyetlerini Cemaat’ten yapmasıydı. İlk defa adını Abant Platformları’nda duyuranlardan temayüz edip bugün iktidarda çok önemli mevkilerde bulunan çok isim var. Cemaat parti teşkilatına göre toplumun içinden dikey bir mobilizasyonla seçkinleri devşirme konusunda çok daha becerikli. Zaten temel genişleme felsefesi bu esas üzerine kurulu.

Bu devşirmelerden geçen kimler var? İktidarın tepesinde?
Eski dostlarım olduğu için isim vermeyeyim. Sen onları yakından tanıyorsun.

CEMAAT OLMAZSA DİN OLMAZMIŞ

Diyanet’in “Cemaat raporu” ile, cemaat-devlet ilişkisi konusunda bir tartışma başladı.

Çok uzun süre tartışılır. Çoğu da suya yazı yazmak gibi boşa nefes tüketmek olur. Bana sorarsan Tönnies’in “Gemeinschaft”ını bilmeyen, hele hele Durkheim okumayanların bu konudan uzak durması lazım. Cemaat evrensel bir kategori. Durkheim dinsellik ile toplumsallığın özdeş olduğunu göstererek, sosyolojinin eşik taşını yerleştirdi. Biraz belki Weber’in püriten taassubu ile ekonomi, doğrudan kapitalizm arasındaki ilişkiyi de bilmek lazım.

Durkheim’in dediği gibi toplumsallık kendini dinsellik olarak dışa vurur. Bunun tersi de doğrudur. Kastettiği cemaattir. Cemaat olmadan dinsellik olmaz. Aleviliği al. Çok güçlü bir toplumsallığı vardır. Ayin-i Cem, yani cem ile cemaat aynı köktendir. Tekrarlıyorum, cemaat evrenseldir. “Cemaatler olmasın” demek, “Din olmasın” anlamına gelir.

Türkiye’de en güçlü cemaat Diyanet cemaatidir. Camiler onların, maaşlı cemaat üyeleri var, üstelik hepsi devlet memuru. İktidarla her zaman uzlaşan Muaviye tarzı bir din anlayışının kalesi halinde gücünü söndürüyor.

SAİDİ NURSİ OKUYORLARMIŞ

Peki Fethullahçılık?
Aynı zaman aralığında aynı dinamiklerle, siyaseti dışlayan, sosyal ihtiyaçlara cevap veren üç hareketi, Mısır’da İhvan-ı Müslimin, Pakistan’da Cemaat-i İslami, Türkiye’de Risale-i Nur Hareketi veya Nurculuk. Üçü de yakın zamanda kriminalizasyon işleminden geçti. Üçü de terör örgütü ilan edildi. Gülen Hareketi, Nurculuğun içinden çıkan en yeni modellerden biri. Cezaevinde cemaat mensupları hâlâ aralarında Risale-i Nur okuyup yorumluyor.

HDP’LİLERİN GÖREVDEN ALINMASINI ELEŞTİRDİ

Diyarbakır, Mardin ve Van Belediye başkanlarının görevden alınıp kayyum atanması ile şu çok sık gündeme gelen “beka soru”nu soracaktım.

Laf çok uzadı. Üç ile kayyum atanması demokrasinin olmazsa olmaz şartlarına aykırı. Çoğunluk yönetirken, çoğunluğun dışında kalan herkes hukuk güvencesi altında olmazsa bu rejim çoğunluk zorbalığına dönüşür. İdari bir tasarrufla iktidar partisi adına karşı tarafın seçme ve seçilme hakkı ihlal edildi. Devlet gücü kullanılarak. Etnik azınlıklar ayrı bir devlet kurma sevdasına düşünce buna bölücülük diyoruz. Çoğunluk bir kesim hukuk güvencesi, eşit siyasi haklar çemberi dışına iterse bu da bölücülüktür.

‘YENİ BİR BAŞLANGIÇ OLURSA KENDİLERİNİ EMNİYETE ALIRLAR’

Geleceği nasıl görüyorsun? Duyguların, düşüncelerin ne?

…Rövanşist duygular içerisinde değilim. Gücü bugün elinde bulunduranlar vakit geçirmeden yeni bir başlangıç yaparlarsa kendilerini de emniyete alırlar. Yeni başlangıç dediğim hukuka, evrensel hukuka dönüş. Bağımsız yargı. Hukukun ve yargı bağımsızlığının olmadığı adalet reformu ilan ederek kendileri itinaf ediyorlar.

Sarkaç ulaşabileceği en uç noktadan geri gelmeye başladı. Tam karşı kutba doğru yavaş yavaş yol alıyor. Bu süreci en az zararla, en az yarayla, sancıyla atlatmak, genel bir uzlaşma ve barış ortamına geçmek Allah’ın emri.

Sarkaç kısa zamanda en dip noktaya gelecek. Tarihin akışını hiç kimse durduramaz. Ne var ki güç sarhoşluğu kolay geçmiyor.