Ukrayna Rusya krizinde yaşananlar dünya tarihinde önceden örneği olan bir şablona uymuyor. Bu dönem 21. Yüzyılın gelecek güç dağılım yapısını belirleyecek oyun değiştirici özelliklere sahiptir. Krizin nereye evirileceği ve nerede duracağı; durduktan sonra hangi aşamanın başlayacağı belli değildir. Ancak belli olan NATO ve AB’nin ABD rehberliğinde sonu belli olmayan bir maceraya atılmış olmasıdır. Yaşanan sadece Ukrayna’ya Rusya tarafından yapılan bir askeri müdahale değildir. Yeni dünya düzeninin şekillenme sürecinin silahlı çatışma aşamasına geçişidir. Rusya ile nükleer aşamaya geçebilecek doğrudan bir savaş yerine ABD/NATO/AB tarafından Ukrayna coğrafyası ve Ukrayna halkı kullanılarak yürütülen ve Ukrayna üzerinden tarihte örneği yaşanmamış boyutlarda ekonomik savaş saldırılarına maruz kalan Rusya’nın ekonomik direncinin ve genel dayanma gücünün ölçülmesidir. Rusya Ukrayna krizi her yönü ile melez bir savaştır.
MELEZ SAVAŞ NEDİR?
Siyasi hedefleri elde etmek için konvansiyonel savaş ile düzensiz ve asimetrik savaşta düzenli veya düzensiz askeri kuvvetlerin birlikte kullanıldığı bir harp nevi olarak melez savaş (Hybrid War) kavramı kullanılıyor. Bu savaş, barış, kriz, silahlı çatışma ve topyekûn savaş ortamında belirsizlik yaratarak askeri ve askeri olmayan vasıtaları kullanıyor. Vekalet savaşları melez savaşın en tipik araçlarından birisidir. Batı, özellikle 2008 sonrası bu kavramı Rusya ve Çin aleyhinde kullanmak üzere yeniden canlandırdı. Ancak gerçekte 11 Eylül 2001’den bu yana etkili şekilde kendi kullanıyor. Barış ve savaş arasında kesin ayırımın yapılamadığı, geleneksel silahlı çatışma şekillerine girmeyen bir savaş türü olarak Melez Savaş, özel kuvvetlerin örtülü kullanımından, siber saldırı, ekonomik zorlama, yaptırım, kumpas davalar ve seçimlerde manipülasyona kadar uzanan çok geniş bir yelpazeye sahiptir.
SOĞUK SAVAŞ SONRASI MELEZ SAVAŞ
Önce 1989 yılında Sovyetler yenildi ve Berlin duvarı yıkıldı. Rakipsiz kalan ABD, neocon saldırganlığı içindeki hegemonya sahibi olarak birlikte yaşama kültürünü reddederek tam dünya hakimiyetini hedefledi. Neoliberalizm zirve yaptı ve küreselleşme teşvik edildi. Milli devletler parçalara ayrılarak şirketleştirildi. Atlantik sistemin etki alanına giren her devlet milli tarihinden, gururlu geçmişinden ve değerlerinden uzaklaştırıldı. Din ve ayrılıkçı etnik milliyetçilik ulus devletlerin parçalanmasını teşvik edecek şekilde pompalandı. Dinciliği ve etnik milliyetçiliği savunan batı yanlısı siyasi partiler iktidara getirildi.
11 EYLÜL SONRASI MELEZ SAVAŞ
Duvar yıkılınca ABD’nin savaş makinesi küçüldü. Bu bir felaketti. Yeni bir tehdide ve insanlığın korkutulması üzerinden yeni bir silahlanma formatına ihtiyaç vardı. 11 Eylül 2001 sonrası tehdit yaratıldı. Yeni tehdit terörizm oldu. Terör, harbin bir aracı olmasına rağmen soğuk savaşa benzer asli bir tanım içine sokuldu ve bir melez savaş aracı olarak GWOT (Global War on Terror), Terörle Küresel Savaş adı altında sokaktaki adamın hayatından NATO’nun dönüşümüne kadar geniş bir yelpazede her şeyi etkiledi. ABD’de 11 Eylül sonrası yaşananlara bakmak toplumun bu yeni tehdide nasıl alıştırıldığını gözler önüne seriyor. Sahte şarbon saldırıları, ülkede yıllardır barış içinde yaşayan masum Müslümanlara terörist muamelesi yapılarak ırkçılık ve ayrımcılığın teşviki, en küçük bir olayın büyütülerek kamuoyuna korku aşılanması, komşunun komşudan şüphelenmesi, güvensizliğin normalleşmesi, televizyon filmleri, sinema filmleri ve diziler üzerinden korkutulan milyonlarca insanın terör üzerinden koşullandırılması ile harekât ortamı psikosoyal boyutta şekillendirildi. Diğer yandan Saddam, Esad ve Kaddafi gibi batı karşısında bulunan liderler şeytanlaştırılarak Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki yağmalamanın kamuoylarında onaylanması da sağlanmış oldu. Bu dönemde ABD’nin başarısı Yugoslavya’yı parçalamak ve NATO’yu doğuya doğru genişletmek oldu. Neticede ABD’de bürokrasi ve devlet yönetiminde demokrasiyi askıya alacak katı kurallarla güvenlik güçlerine tarihte örneği görülmemiş yetkilerin verilmesiyle (Homeland Security; Patriot’s Act vb) dünyanın en büyük askeri gücü, 11 Eylül 2001 sonrası sınır tanımadan Afganistan’dan Libya’ya geniş bir coğrafyada jeopolitik düzenlemede her istediğini gerek sert güç gerekse melez savaş kullanarak elde etti. Kendi kamuoyu bunu sorgulamadı bile.
SAVUNMANIN YERİNE GÜVENLİK VE MELEZ SAVAŞ
ABD, Avrupa’daki vekili NATO’nun dönüşümünü başlatarak, savunmanın yerine güvenliği geçirdi. Neocon’ların yağmalama sürecinde ABD, NATO’yu asli vekili olarak kullandı. Sorumluluk alanı olmadığı halde NATO’yu alan dışına Afganistan’a bile taşıdı. (Afganistan’dan 2021 sonbaharında utanç içinde çekilen sadece ABD olmadı NATO oldu.) ABD 2001 sonrası dönemde müdahale ettiği hiçbir alana barış ve istikrar getirmedi. Başarısı olmadı. Devasa bütçe açıkları ve iç borçlanmaya neden olan bu savaşlardan Obama döneminde geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu süreçte Çin ve Rusya büyük Amerikan saldırganlığı karşısında 2008 yılına kadar karşı manevrada bulunamadı. Bu sayede ABD’nin dev silah sanayi terörle mücadeleye odaklandı. 2019 yılında başlayan büyük güçler rekabet dönemine kadar Amerikan savunma sanayi zor zamanlar geçirdi. Büyük savaş gemisi, uçak, tank ya da konvansiyonel savaşa yönelik silah ve sistemler yerine, terörle mücadele ve güvenliğe yönelik sistemlerin üretim/ticareti ağırlık kazandı. Tek fark genişleyen NATO’ya katılan Avrupa devletlerine bol bol F 16 sattılar. Diğer yandan gelişmiş emperyalist batılı devletler yarattıkları kriz alanlarında kendi askerlerini savaştırmak yerine vekillerini savaştırmaya başlayarak 2001 sonrası vekalet savaşlarını hızlandırdılar. Bu kapsamda silahlı kuvvetlerin organik komuta ve kuvvet yapısında bulunan özel kuvvetler ile güvenliğin özelleştirilmesi sonucu ortaya çıkan lejyoner tipte silahlı çatışmaya girecek sivil firmaların (Blackwater vb) sayısı ve etkinliği büyük ölçüde arttı. Bu gelişmelere ABD’nin silahlı insansız hava araçlarını özellikle Afganistan’da hesap verebilirlik dışında kendi ürettiği terörle savaş kavramı altında kullanması silahlı çatışma alanında yeni bir sayfa açtı. Vekalet savaşları, özel kuvvetler, paralı firmalar ve insansız silahlı hava araçları, Irak, İran, Libya, Suriye, Venezuela ve hatta Türkiye’ye (CATSAA) uygulanan yaptırım ve ambargolar melez savaşın öncü araçları olarak yerlerini aldılar. Böylece melez savaşı başlatan taraf batı oldu.
MELEZ SAVAŞ VE TURUNCU DEVRİMLER
Batı Soğuk Savaş sonrası sadece melez savaşları başlatmadı, turuncu devrimleri de başlattı. Güçlenen ve operatif yetenekleri artan istihbarat örgütleri, Sivil Toplum Örgütleri, devşirilen yerli işbirlikçiler ve Soros tipi finansörler üzerinden geliştirilen bu devrimler Gürcistan, Ukrayna ve eski Sovyet Cumhuriyeti Orta Asya devletlerinde batı yanlısı rejim değişikliklerine ve dolaylı olarak bölünme ve iç savaşlara neden oldu. Bu modelde demokrasi, özgürlük, temiz toplum vb. söylemlerle önce halk hareketi başlıyor, sonra rejim değişiyor, ardından bu ülkenin NATO’ya üyelik süreci başlatılıyor ya da AB veya ABD ile güçlü iş birliği anlaşmaları imzalaması sağlanıyordu. Bu sürece Asya güçleri 1994 yılında kurulan Şanghay Beşlisinin 2001 yılında Şanghay İşbirliği Örgütüne dönüşmesi ile cevap verdi. Ancak askeri güç üzerinden ilk yanıt 8 Ağustos 2008 tarihinde Rusya’nın Gürcistan müdahalesinde kullanıldı. Böylece küresel jeopolitik sistem tek kutupluluktan çok kutuplu dünyaya geçişin kapısını araladı. Rusya’nın Abhazya, Osetya, Kırım, Donbas, Libya ve Suriye’de; Çin’in Güney Çin Denizinde uyguladığı yeni askeri strateji ve yöntemler batı dünyasında melez savaş (Hybrid War) olarak tanımlandı. Halbuki melez savaşı batı 11 Eylül 2001 sonrası BOP projesi kapsamında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da çoktan kullanmaya geçmişti.
UKRAYNA KRİZİNDE RUSYA’YA KARŞI MELEZ SAVAŞ
24 Şubat 2022’deki Rusya Ukrayna müdahalesi sonrası melez savaşın çoklu boyutta ve şiddetli bir tempoda Rusya’ya karşı uygulandığını görüyoruz. 2004 sonrası STÖ’ler, Dedeağaç ve Polonya üzerinden NATO tatbikat görüntüsü altında batı Ukrayna’ya silah ve cephane sevkiyatı; Batı Ukrayna’da neo Nazilerin örgütlenmesi, yoğun bir propaganda ve bilgi kirliliği ile Donbas’da neo-Naziler tarafından öldürülen Rus azınlığın yerine Ukraynalıların kurban olarak gösterilmesi gibi melez harbin çeşitli yöntemleri üzerinden harekât ortamı şekillendirildi. Çatışmanın fiilen başladığı 24 Şubat sonrası tüm Avrupa’nın hava sahasını ve limanlarını Rusya’ya kapaması; NATO genel Sekreterinin görev tanımında olmadığı halde 30 müttefikin onayını almadan Ukrayna’ya askeri yardım kararı alması ve deklare etmesi; Rusya ve Rusların Tolstoy’dan Çaykovski’ye, Rus turistlerden Rus sanatçılara ve hatta Rus kedilerine kadar düşmanlaştırılması ve şeytanlaştırılması; ani ve sert ekonomik yıkım getirecek yaptırım ve ambargoların uygulanması; son 30 yıldır batı dünyasının dijital kolaylıklarına ve tüketim alışkanlıklarına alıştırılan Rus halkının aniden bu ürünlerden koparılması gibi yüzlerce cezalandırma uygulamaları melez savaşın yeni oyuncuları olarak karşımıza çıktı.
HEDEF RUS HALKINI İSYANA TEŞVİK ETMEK
Geçmiş dönem savaşları doğal kaynaklar, madenler, petrol yatakları gibi değerli kara parçalarının sahiplenilmesi içindi. Bugün bu hedefin yanında küreselleşme üzerinden tüketime alıştırılan kitlelerin rejim değişikliğini tetiklemek üzere ajitasyonu ekleniyor. O nedenle artık tüketim ve hizmet firmaları da melez savaşın parçası haline geldiler. Siber alandaki yetenekler; döviz ve altın rezervleri, ülkenin sahip olduğu küresel bankalar ve markalar en az tümenler ve donanmalar kadar önemli hale geldi. Devletlerin sadece ordu, donanma ve hava filolarına sahip olmaları yetmiyor artık.
ÇİN’İN ÇIKARDIĞI DERSLER VE ÖNLEMLERİ
Çin, bu durumu yıllarca önceden görerek 1,4 milyarlık nüfusun günlük tüketim yaşantısını milli araçlarla donattı. Örneğin SWIFT yerine CIPS, I Phone yerine, Huawei ve yazılımı kendine ait 5G sistemi, Visa yerine UnionPay ve AliPay; tüm ödemeleri dijitalleştiren ve aynı zamanda haberleşme programı olan Wechat; maaşları dijital aktaran e-yuan sistemi; spotify yerine qq music, youtube yerine youkou sistemini yerleştirmiş olması gelecekteki melez savaşa hazırlık olarak değerlendirilebilir.
MELEZ SAVAŞIN HEDEFİ
NATO, Rusya’nın kendine jeopolitik güvence yaratmayı hedefleyen Ukrayna müdahalesine karşı askeri güç kullanamıyor. Ruslara savaş açamıyor. ABD, Ukrayna için ölecek NATO askeri bulamıyor. O halde, Ukrayna halkı Rusya karşısında savaştırılmalı, Rus halkı cezalandırılmalı, aşağılanmalı ve rejim aleyhtarlığı teşvik edilerek batı yanlısı bir hükümeti göreve getirecek süreç tetiklenmelidir. Bu durum NATO üyelerinin ve kamuoyunun Ukrayna’yı istila eden Rusya tehdidi ve korkusu altında birbiri ile kenetlenmesi ve savunma bütçelerini artırması sonucu doğuracaktır. Bugün yaşanan budur. Putin ve Rus yönetiminin bu baskılara jeopolitik kazanç ve siyasi hedefleri ele geçirene kadar dayanacağını değerlendiriyorum. Zira mücadele Rus Ukrayna mücadelesi değil, küresel hegemonya savaşının batı cephesinde Çin’e destek olacak Rusya’nın oyalanması ve enerjisinin Pasifik’ten uzaklaştırılmasıdır. ABD, günün sonunda bu bölgenin sorumluluğunu NATO’ya devrederek Pasifik ağırlık merkezini konsolide edecektir. O nedenle Çin’in bu süreçteki pozisyonu çok önemlidir. Zira sıranın kendisine geleceğini bilmektedir. ABD Hint Pasifik Donanma Komutanı Oramiral Aquilino geçen hafta içindeki ABD Kongre panelinde “Tayvan’a müdahale eden Çin’e tepkimiz Rusya’dan çok farklı olacaktır” diyor. Ukrayna’da ve Rusya’da devam eden tipik bir melez savaştır. Bu savaş, Ukrayna üzerinden Rusya’nın enerjisinin tüketilmesi, ekonomisinin zorlanması hedeflerine kitlenerek belli bir süre devam edecektir. Pasifik’te başlayacak yeni bir kriz Ukrayna krizinin basıncını azaltacaktır. Sorun komedyen Zelenskiy ve hükümetinin görevde kalıp kalmayacağı değildir. Sorun yeni dünya düzeninin oluştuğu büyük satranç tahtasında Ukrayna halkının piyon olup olmayacağıdır.
TÜRKİYE DERS ÇIKARMALIDIR
Ukrayna’nın ABD ve NATO’nun piyonu olarak yaşadıklarıyla Rusya’nın maruz kaldığı cezalandırma sürecinden çıkarmamız gereken dersler vardır. Türkiye melez savaşın değişik şekillerine bugüne kadar zaten maruz kalmış bir devlettir. Bunun temel nedeni ABD’nin Türkiye’yi her dönem kendi yanında tutmak istemesidir. ABD için 1945 sonrası kurdukları dünya düzeni soğuk savaş boyunca komünizmle mücadele üzerine kuruluydu. Bugünün düzeni ise “Kurallara dayalı uluslararası sitem (Rules Based International Order)” temeline dayandırılmaktadır. Ancak kuralları en çok bozan tarafın ABD ve NATO olduğu göz ardı edilmektedir. ABD, söz konusu jeopolitik düzeni tek başına koruyacak güce sahip olmadığı için başta NATO, AB, Japonya ve Anglosakson devletler gibi katıksız müttefiklerini arkasına alarak kendi düzenini dayatmaktadır. Türkiye’yi de bu grup içinde tutmak istemektedir. Türkiye’nin jeopolitik çıkarlarına rağmen emsalsiz coğrafyamızı son 75 yıldır olduğu gibi kendi lehinde kullanmaya devam etmek istemektedir. Bu görüşe karşı çıkan hükümetleri değiştirmek ve Türkiye’yi melez savaşın her yöntemi ile yorarak teslime zorlamaktadır. 1984 sonrası ortaya çıkan PKK melez savaşın en tipik örneğidir. Türkiye’de kumpas davaların 2007 sonrası FETÖ ve ortakları tarafından başlatılması, yönetilmesi de tipik bir melez savaş örneğidir. Kurşun atmadan ordu ve donanma içindeki milli düşünen, Atatürkçü kadroların tasfiye edilmesi melez savaşın yöntemlerine uyumluydu. Eğer Ergenekon kumpasının ileri dalgaları ve Askeri Casusluk kumpasının devletin sivil kurumlarını da kapsayan dalgaları devam etseydi, Türkiye turuncu devrim yaşanmadan ABD ve AB’nin istediği kıvamda bir ülkeye dönüşmüş olacaktı. 15 Temmuz darbe girişimi, kumpasların hukuk ve polis gücü yerine, askeri güç kullanılarak ABD güdümündeki FETÖ egemenliğinin Türkiye genelinde sağlanmasına yönelik melez savaş uygulamasıydı. Sonucunda Ankara’daki kukla FETÖ hükümeti batı jeopolitiğinin tüm hedeflerine evet diyecek, kenar kuşakta Amerikan konsolidasyonu yapacaktı. Yani: Kıbrıs’tan çekilen, Güneyinde denize çıkışı olan kukla Kürdistan’a, Ege ve Akdeniz’de Seville haritasına; Yunanistan’ın 12 mil karasuyuna izin veren ve Mavi Vatandan vaz geçen; Azerbaycan ile stratejik işbirliğini sonlandıran; Türk dünyasına Amerikan Turancılığı ile yaklaşan; Kardak’ta geri adım atan, Çin ve Rusya ile yakınlaşmayı sonlandıran ve Montrö rejimini değiştiren bir Türkiye.
Türkiye FETÖ üzerinden 2007-2016 arasında uygulanan melez savaştan ders çıkardı mı? Kısmen evet ancak çoğunluk hayır. Pek çok örnek verilebilir. FETÖ ile mücadelede siyasi bacağın eksikliği, Silahlı Kuvvetlerde tarikat yapılanması iddiaları veya 26 Şubat 2022 ‘de altı muhalefet partisinin açıkladığı Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem raporu, ABD ve AB güdümlü melez savaşın neresinde olduğumuzun tipik ve yakıcı örnekleridir. Diğer yandan milli gücün diğer unsurları paralelinde batı ile yaşanacak bir krizde mevcut silahlı çatışma yeteneklerimiz dışındaki gücümüzün kısıtlı olduğunu değerlendiriyorum. 2010 yılında Kozmik Odamızın anahtarını FETÖ’ye vererek zaten milli direnişimizin sırlarını batıya teslim ettik. Bırakalım direnişi, Balyoz davası ek delil klasörlerinde Yunanistan ile savaş planımız vardı. Daha ne diyeyim? Bir ülke bu kadar küçük düşürülemezdi. Diliyorum 15 Temmuz sonrası bu zafiyet alanları giderilmiş olsun. Tarımda, sanayide, bilişimde, finansta, ekonomide dışarıya bağımlı devletimiz, jeopolitik çıkarlarını savunan Rusya’nın düştüğü durumdan ders çıkarmalıdır. Demek ki Türkiye de Ege, Doğu Akdeniz, Güneydoğu ve Karadeniz’de milli çıkarlarını savunduğunda ve gerektiğinde askeri güç kullandığında ağır yaptırım ambargo ve şeytanlaştırılma ile karşılaşacaktır. Bu durumu 80 yıldır Atlantik bilinçlendirmesi ile beyni yıkanan ve Finlandiya’nın NATO üyesi olmasına bile zil takıp oynayan Mankurtlar nasıl karşılayacaktır? Bunu bilemem. Ancak devletini temel görevi jeopolitik statüyü korurken halkın güvenliğini sağlamaktır. Türkiye NATO’ya yaklaştıkça ve NATO jeopolitiğine boyun eğdikçe kendi çıkarlarından uzaklaşacak ve dolaylı olarak Rusya’yı düşmanlaştırarak Orta Asya’dan da uzaklaşacaktır. Bu her açıdan belirsiz ve dengesiz dönemde Türkiye’nin mutlaka aktif tarafsızlık konumunu koruması hayati önemdedir. NATO ve ABD’nin yaptırımlar, hava sahası ve limanların kapanması ısrarlarına dayanmalıdır. Hatırlatayım, Securitas Populi est Suprema Lex-Halkın Güvenliği Temel Kanundur. Önemli olan bu dengeyi korumaktır. Türk milleti ve coğrafyası Biden’ın satrancına piyon yapılmamalıdır.
ABD Ukrayna’yı Ruslara bırakmıştır nokta. Gerisi teferruat. Ukrayna’nın paşinyanı zelenskdir. Tahran anlaşmasıyla Rusların sıkıştırıp ABD’nin kucağına atılmıştık aynısı. O yüzden devlet memurundan siyasetçi olmaz
Ne kadar bilgilendirici,ogretici, onemli sayin Gurdeniz’in bu yazisi da, umarim okuyan cok olur, iyi ki boyle nitelikli ,vatanseverlerimiz var.
Net ve açık. Son derece kapsayıcı bir yazı, teşekkür amiralim. Tarımından, teknolojisine kadar milli olması gereken Türkiye’de, muhalefetin de milli duruşta olması, iktidar kadar önemli. En azından hakim siyasi güçler milli duruş sahibi olmalı. Zaafiyetlerimiz olsa da, maşa olacak şekilde ilişkilere karşı durulmalı. Yunanistan gibi Batı’nın kurduğu veya kurtardığı bir ülke değiliz, kendi tarihimizi öyle yada böyle, kendimiz yazdık. Türkiye içerisinde turuncu devrim çabaları sonlanmadı, gayet yoğun şekilde bu çabalar devam ediyor. Umarım buna karşı da ciddi önlemler alınıyordur.
Sayin Gürdeniz den cok iyi siyasi degerlendirme.Bu yazilari muhalefetde okur.Ve yörüngesini milli yönde tutar.
Bu yazıdaki analizler Türk halkının ve siyasetinin gündeminden o kadar uzak ki.Nasıl gerçekleşir,bu ülke hangi gücüne dayanarak halkının güvenliğini sağlayabilir ? Hiç zannetmiyorum
Çok güzel ve ufuk açıcı bir yazı daha. Teşekkürler.
Merhabalar, öncelikle sayın Cem komutanımızın yazısını eksiksiz okudum ve Teşekkür ediyorum kendisine. Okuma bitince aklıma tuhaf, manalı, imalı sorular geldi. Soru 1) Rusya’nın gerektiğinden daha az askeri sevkiyat ile Ukrayna’yı masada yenme isteği, gücünü Ukrayna da boşa harcamamak ve pasifiğe saklamak mıdır? Soru 2) 6’lı partinin hazırladığı 1921 anayasası benzerliğinde ki güçlendirilmiş sistem; şuan Amerika’da kullanılan ve Amerika’nın da, tarihe ismini yazdıran Likyalılardan aldığı yönetim sistemi midir? Soru 3) Dedeağaç’a yığılan askeri teçhizatlar Türkiye’ye teaser(öngösterim) mıdır?… Umudumdur; TSK(Türk Silahlı Kuvvetleri)’dan Mustafa Kemal paşa, Enver paşa, Cemal paşa, Fahrettin paşa gibi paşalar çıkarmasıdır. Yoksa halimiz yaman.
Bir önceki makaleniz (Batının Rusya’yı halkıyla şeytanlaştırması) gibi bu da son derece kapsamlı, ayrıntılı muhteşem bir analiz. Tebrikler, teşekkürler.
bizde çin gibi kısmen rus gibi kendi yotube kendi iphone kendi işlemtim sistemimizi geliştirip oturutmalıyız da şuan bunu yapacak güvenilir siyasi yok muhalefet liberal küreselci teslimiyetçi iktidar malum kendi bekasını derdinde kendine yonatacaktır sistemi. belki ümit özdağ o da nasıl iktidara gelecek şuan zor.
Gürdeniz Amiralim, sizin kadar dünyayı ve yaşanan olayları bu kadar doğru okuyan birisi az bulunur. Ülkemde Deniz Bakanlığı kurulmalı, başkanı da siz olmalısınız diye düşünüyorum. Emeklerinize sağlık.
sevgili gürdeniz,
burada danışıklı dövüş var. abd ve rusya anlaştılar. yeniden soğuk savaşa ve yalta’ya dönüşün sinyalleri görülüyor.ukrayna ve orta asya rusya’ya bırakıldı. kazakistan’daki olaylar da bunun kanıtıdır. kısacası yalta’yı yeniden yapıyorlar. önplanda zelensky,hibrit savaş vs görüyoruz ancak rusya’ya bu bölgeler rüşvet gibi verildi. çünkü çin ile denge yerine ruslarla yeni bir dengede anlaştılar. bunun dışındaki hiçbir gelişmeyi dikkate almıyorum bu yüzden. önplanda birbirlerini suçlayıp rol yapıyorlar ama arka planda anlaştılar bile. zamanla bu şekilde olduğu herkes tarafından anlaşılacaktır. türkiye’nin dikkat etmesi gereken şey dediğiniz gibi tarafsız kalıp bu tiyatroda figüran olmamasıdır. nihai hedef her iki taraf için de türkiye’nin hal edilmesi meselesidir. ne rusya’ya ne de abd’ye bu konuda güvenebiliriz. bizimle olan hesaplaşmayı 2023 seçimlerinde bu 6’lı ekibe havale ettiklerine göre şayet o seçimleri kazanamazlarsa bana göre sokağı hareketlendirmek isteyeceklerdir. dedeağaç’a yapılan yığınağa bir de bu gözle bakın. olmazsa ihaleyi farklı bir ülkeye verebilir anglosakson aklı ve suriye’den bir çatışma kopartarak bizi savaşa dahil etmek isteyebilirler. 3.roma beklentisi olan bir devlete bu ihaleyi çok rahat verebilirler. yani kimseye güvenmeyelim ki türk devleti de öyle yapıyor zaten. doğrusu bu.. bundan sonraki süreçte olabildiğince hızlı bir şekilde mius,mmu ve reis sınıfı denizaltılarımızı ve de gezgin’i devreye almamız gerekiyor. zira kapımızı çalacaklarından şüpheniz olmasın. buna hazır olmalıyız.
selamlar.
Partiler üstü bir yaklaşim ile milli politikanin belirlenmesi, Atatürk’ün akilci ve tarafsizligi on plana alan yaklaşimi cercevesinde, milli guc unsurlarini güclendirecek stratejiyi olusturmak en onemli hedef oldugu takdirde bu cografya kesinlikle avantajımiz olacaktir.