Yunanistan'ın hataları ve Türkiye'nin yapması gerekenler...

İsmet Hergünşen yazdı...

Yunanistan'ın hataları ve Türkiye'nin yapması gerekenler...
Yunanistan'ın hataları ve Türkiye'nin yapması gerekenler...

Önümüzdeki Mart ayında Bağımsızlık Günü’nün 200. yılını kutlayacak olan Yunanistan, uluslararası gelenekleri çiğneyerek hukuk tanımaz davranışları fırsat buldukça kullanmaya devam etmektedir.

“İstikşafi görüşmelerin” ve “Ayrıştırma Usullerinin” ele alındığı teknik toplantıların sürdürülmeye çalışıldığı bu günlerde, Ege açık deniz alanlarında hidrografik çalışmalarda bulunan “silahsız TCG Çeşme’ye F-16’larla chaff fişeği atılması” gerginlikten beslenmeyi alışkanlık haline getiren Yunanlının hasmane tutumunun yeni bir örneğidir.

Ardı ardına gelen, zaman ve mekan gözetmeden yapılan bu hamleler, artık Türk halkına gına getirdiği gibi Türk Dışişleri’ni yormakta, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni germekte, Türk Deniz Kuvvetleri açısından gelinen nokta mı?

Hırça mapaya dayanmış durumdadır.

Yunanlının, düşüncelerini açığa çıkartarak aynı şeyleri tekrar tekrar yapması ve yapmaktan kendini alamaması, bilinçaltına yerleştirdiği Türkiye paranoya kaynaklı depresyon belirtileri olsa gerek.

Kimi zaman istemeden yaşadığı kimi zamanda kaygı ve dürtülerinden kendini yapmaktan alıkoyamadığı bu takıntılarının ve zorlamaların arkasında yatan yegane düşünce, kendi yarattığı miti olan büyük ülküsü Megali İdea”dır.

Bu ülküsü, her iktidar değişikliğinde nüksetmekte, Ege Denizi ve Kıbrıs ile ekseninde oluşturmaya çalıştığı dezenformasyon niteliğindeki söylemleri ve oldu-bitti içeren eylemleri” ile güven bunalımı yaratarak, çözümsüzlük noktasında hareket etmektedir.

Yunanistan geleceğini Plütokrasi’ye bırakmıştır.

Yunanistan’ın artık takıntı haline gelmiş olan düşünce ve hayallerinden vazgeçemeyişinin temel nedeni, ABD ve AB (Avrupa Birliği) ile bazı başat ülkelerinden açıktan açığa aldığı destekten kaynaklanmaktadır.

Türkiye ve Türklerle dostluk ve işbirliği ilişkilerini geliştirmekten ziyade, bir takım koruyucu davranışlar içinde başta kendisi için “anahtar ülke” deyiminde bulunan ABD’ye yeni üsler tahsis etmesi ve AB destek fonlarıyla ayakta tutmaya çalıştığı ekonomisini zorlayacak şekilde, aşırı derecede silahlanmaya gitmesi ruh halinin yeni gelişen durumudur.

Şimdilerde ise Lawrance, Getrude Bell ve Mekke Şerifi Hüseyin’in kalıntılarının temsilcisi durumunda olan Arap Coğrafyası’nda yer alan ülkelerle ittifak oluşturma çabaları, hem müttefiki (!) hemde komşusu Türkiye’yi çoklu tehdit ortamına sokma amacını gütmektedir.

Tehdit edileceği dürtüleri nedeniyle sorunları doğru analiz etmeden, Türk makamları ile yüzyüze görüşmekten kaçınarak, çözüm noktasını başka mecralarda araması “bulanık suda balık avlamaktan öteye de geçmeyecektir.”

Atmış olduğu bu adımlar, endişe ve sabit fikirleri nedeniyle kötü birşeyler olacağı kaygısıyla da ilintilidir.

Kaldı ki; bu davranışları üçüncü ülkelerin değirmenine su taşımasına yol açtığı gibi “Helen Kültürü”nden ziyade kendini beğenmişlik ve riyakarlık ile özdeşleşmiş “Grek Kültürü”nün gelenekleşmiş bir yansıması olarak göze çarpmaktadır.

Nedense, kuvvet karşısında her seferinde dize gelen bu devlet, hegonomik güçlerin desteğiyle hedefine ulaşabileceği düşüncesini devam ettirmeyi, her durum ve şartta kendine misyon ve vizyon edinmiş durumundadır.

Hayali tehdit üreterek, bunun peşinden sürüklenmek ve zamanla buna inanmak Yunanistan’ın en büyük hatası olmaktadır.

Türkiye de, milli güç unsurları ile dış politika hedefleri arasında gerçekçi ve çok yönlü bir denge içerisinde barışcıl bir politika izleyerek, kendisine yönelik tehditleri de bertaraf edecek bir strateji oluşturmalıdır.

Sorunlar kolayca çözümler bulunabilecek nitelikten uzak olsa da politikada aslolan, istenilenle mümkün olanı uzlaştırma sanatıdır.