Afganistan’da yaşananlar gerçekte neyin sonu?

Ahmet Müfit yazdı...

Afganistan’da yaşananlar gerçekte neyin sonu?

ABD’nin Afganistan hezimeti sonrasında, yaşananlarla ilgili en önemli tepki Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas'dan geldi. Maas, birçok açıdan gecikmiş ve kendi yanlışlarını mazur gösterecek şekilde incelikli bir dille ifade edilmiş de olsa, çok önemli sorular sorarak yaşanan büyük hezimet ve insanın içini donduran görüntüler sonrasında, "Barışı sağlamak, insan haklarına riayet edilmesini sağlamak bizim görevimiz mi? Kendi devlet yönetim biçimimizi ihraç etmek görevlerimiz arasında mı?" diyerek, yaşananların gerçek nedenini net olarak ortaya koymuş oldu.

Gelelim, bir anlamda itiraf niteliği de taşıyan açıklamayı niçin çok önemli bulduğum, yaşananların gerçek nedenini nasıl ortaya koymuş olduğu konusuna. Maas’ın açıklamasından giderek açıklamaya çalışayım.

Öncelikle 1990’lı yıllara dönüp, Sovyetler Birliğinin çöküşü sonrasında, ABD liderliğindeki batı kampının kendini dünyanın tek efendisi, kendi doğrularını dünyanın tek doğrusu, NATO’yu da bu doğruların tüm dünyaya hakim kılınması için, kendi ifadeleriyle “küresel bağlantıları olan bölgesel bir ittifak” yani küresel jandarma olarak yeniden yapılandırmaya başlandığı yıllara geri dönmek, o dönemde yaşananları hatırlamak gerekiyor.

Bugün bakıldığında tarih öncesi dönemlerden bahsediliyor gibi gelse de -özellikle 40 yaş altındaki nüfus açısından-, yaklaşık 35 yıl önce başlayıp, bu günlere uzanan bir süreçten bahsettiğimi belirterek başlamalıyım. “Sovyetler Birliğinin çöküşü” sonrasında, Doğu Bloğu ülkelerinin, esas olarak Dünya Bankası ve Avrupa Birliğinin gözetim ve denetiminde serbest piyasacı neoliberal dünya düzenine, bazen gönüllü, bazense Romanya ve Yugoslavya örneklerinde olduğu gibi cebren entegre edilmeleriyle başlayıp, Rusya’da, koşulsuz bir şekilde batı çizgisinde politika yapan Boris Yeltsin’in yerine, ABD liderliğindeki tek kutuplu dünya düzeni projesine kuşkuyla bakan Vladimir Putin’in seçilmesi ve ABD’de gerçekleşen 11 Eylül 2001 “saldırıları” sonrasında, ABD’nin savaşı önceleyen çizgisinin ağırlık kazanmasıyla yeni bir boyut kazanan bir süreçten bahsediyorum.

Heiko Maas’ın "Barışı sağlamak, insan haklarına riayet edilmesini sağlamak bizim görevimiz mi? Kendi devlet yönetim biçimimizi ihraç etmek görevlerimiz arasında mı?" şeklindeki soruları tam da bu kırılma noktasıyla ilgili.

11 Eylül 2001 sonrası, Afganistan ve Irak’ın işgali ile başlayıp, demokrasi ve insan hakları kavramlarının arkasına gizlenilerek ve bu kavramların içerikleri “mülkiyet hakkı ve serbest piyasacılığı odağına alacak şekilde yeniden şekillendirilerek sıkça kullanıldığı bir süreç. Arap Baharları -Afganistan ve Irak İşgali, Suriye ve Libya’ya karşı gerçekleştirilen vahşice saldırılar- ve renkli devrimler yoluyla, Ortadoğu ve Rusya’ya komşu eski Sovyet Cumhuriyetlerinde rejim değişikliklerinin zorlandığı, “Sivil toplum” adı altında, batı finans çevreleri ve batı istihbarat örgütlerinin, gazeteci, kanaat önderi, politikacı kisvesi altında yerel işbirlikçilerin doğrudan rol aldığı, 20 yıllık bir çılgın -emperyalist- saldırganlık dönemi.

Michael Rühle’nin, NATO Review Dergisinde yayınlanan 2 Eylül 2002 tarihli, “On yıl sonra NATO: ders alıyoruz” başlıklı yazısının, aşağıda sizlerle paylaştığım “sonuç bölümünü” okumak dahi ne olduğunu, Maas’ın ne dediğini, neyi kastettiğini anlamak için yeterli aslında.

21.yüzyılın başlarında NATO çifte ikilemle karşı karşıya kalmıştı. Birincisi, daha “11 Eylül” olayları yaşanmadan önce dahi terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gibi tehditlerin Avrupa dışında oluştuğu ve bu nedenle ABD’nin dikkatini Orta Asya ve Orta Doğuya çevirdiği biliniyordu. Ancak, NATO kendini sadece Avrupa güvenliğinden sorumlu gördüğü sürece, ABD’nin Avrupa dışına odaklanması demek NATO’dan da uzaklaşması demek olacaktı.

Diğer bir ikilem de çoğu Müttefikin askeri yeteneklerinin hala çok düşük bir olasılığa uygun -Avrupa’da büyük çaplı bir savaş- geliştirilmiş olmasıydı. Dolayısıyla, bu durumun ABD’nin tek taraflı hareket etme dürtülerini güçlendireceği ve Avrupa’nın Washington üzerindeki etkisini zayıflatacağı yönünde endişeler vardı.

Transatlantik toplumu bir açıdan öyle tasarlandığı için, ama daha çok mantıklı siyasi içgüdülerine uyduğu için bu ikilemlerin üstesinden gelmeyi başardı. “11 Eylül” NATO’nun sonunun habercisi olmak yerine NATO’nun tarihindeki en köklü değişikliklerin katalizörü oldu ve İttifak’ı sadece “var olan” bir örgütten “eylem içinde olan” bir örgüt konumuna geçirdi. Ayrıca, NATO’nun askeri yeteneğini siyasi etkisi ile birleştiren eşsiz bir kuruluş rolünü daha da güçlendirdi. Transatlantik toplumu, bir Avrupalı gözlemcinin gayet güzel ifade ettiği gibi, “öğrenmeye açık bir toplumdur”.

“11 Eylül” bir anda dengeleri altüst etmiş olmakla beraber, geriye dönüp baktığımızda NATO’nun aslında Henry Kissinger’in tavsiyelerini dikkate alarak trajediyi fırsata çevirmeyi başardığını görüyoruz.

Anlaşılan o ki, Heiko Maas’ın sorularıyla, bir anlamda bizzat faillerince/sorumlularınca itiraf edilen, ulusların etnik ve dini kimlikler esas alınarak parçalanacağı, ulus devletlerin, küresel emperyalist güçlerin ve küresel finansın hizmetkarı olacak şekilde yeniden yapılandırılmasını amaçlayan bizdeki Ergenekon, Balyoz gibi operasyonların sıkça kullanıldığı, milyonlarca insanın canını kaybettiği ve NATO’nun kilit rol üstlendiği bir suç dönemi söz konusu.

Maas’ın, kendilerini kurtarmaya dönük, çaresizce bir itiraf niteliğindeki soruları ve eski NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer’in, ABD Başkanı Joe Biden'ı, Afganistan'da sorumluluktan kaçmakla ve Afgan halkını kaosun içine atmakla suçlayan açıklamasıyla ortaya çıktığı gibi bir dönemin sonu gelmiş, suç ortaklarının birbirlerini suçlamasıyla başlayan yeni bir döneme girilmiş durumda.

  

Kaynakça:

https://www.odatv4.com/dunya/almanyada-abd-isyani--208177

https://documents1.worldbank.org/curated/en/723131468249302500/pdf/681680v10PUB0B0lden0Growth0Overview.pdf,  

https://www.files.ethz.ch/isn/10993/doc_11024_290_en.pdf

https://www.nato.int/docu/review/2004/issue3/turkish/analysis.html

https://www.nato.int/docu/review/tr/about.html, https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2011/09/06/11-eyluelden-sonra-nato-amerikan-goerues-acisi/index.html

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/natonun-eski-yugoslavyayi-bombalamasinin-uzerinden-22-yil-gecti/2186180

http://www.ifpa.org/archives/archiveResearch.php

https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2011/09/02/on-yil-sonra-nato-ders-aliyoruz/index.html