Asya çağı çoktan başladı... Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu

Hüseyin Vodinalı yazdı...

Asya çağı çoktan başladı... Türk Devletleri Teşkilatı kuruldu

Son 70 yıllık NATO devrinde, Mustafa Kemal Atatürk’ü hep Batılı bir lider olarak tasvir ettiler.

Gerçekten de hem görünüşü, hem giyinişi, hem nazik ve centilmen tavırları ile tipik Avrupalı bir siyasetçi havası vardı.

Ne de olsa, Avrupa görmüş, imparatorluk mirası üzerinde doğmuş, büyümüş ve dünyayı, tarihi, medeniyeti, yazılı literatürü takip eden aydın bir kişiydi.

Ama yaptıklarına ve işin özüne bakarsanız Atatürk, “Batılı” olmanın tam tersiydi.

O, emperyalist batıya meydan okumuş, son haçlı seferini geri püskürtmüş (Sakarya Zaferi’nden sonra Kudüs’te ezanlar Mustafa Kemal diye okunmuştur. Kaynak: Amin Maluf), Doğulu ve Güneyli tüm mazlum milletlere örnek olmuş, bütün dünyada bağımsızlık ateşlerini yakmış ‘Asyai’ bir önderdi.

“Asyai” kelimesini özellikle kullandım.

Çünkü ifade bizzat ona aittir.

“Biz Türkiyalılar, Asyai bir milletiz, Asyai bir devletiz.”

Mustafa Kemal Atatürk, 2 Mart 1922’de aynen böyle yazıyordu.

Bunun teorisini de yapmıştı:

“Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün Şark’ın davasıdır. Ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye kendisiyle birlikte olan Şark milletlerinin de birlikte yürüyeceğinden emindir.”

Şark yani Doğu ifadesinden kastı aslında tüm bir Asya’ydı.

Dünyanın en büyük devrimci önderi, stratejisini emperyalizm kuşatmasını kırmak üzerine kurmuştu:

“Dünya iki zümreye ayrılmaktadır. Birincisi Doğu: ki kendi mevcudiyetini, insanlığını, istiklalini müdriktir, bu bilinçle el ele vermiştir. Diğer bir zümre (emperyalistler) var ki, bunlar sırf kendi hırslarını tatmin etmek için çalışmaktadır. Fakat bunların gayesi insaniyetin, beşeriyetin iyiliğine yönelik olmadığı gibi bilakis zulüm, baskı olduğu için, onları lanetle yad etmekte kendimizi haklı görürüz”

Tüm bunları niye yazdım?

Bugün (12 Kasım 2021) önemli bir gün.

Bugün itibarıyla esasen bir kültürel organizasyon olan ‘Türk Konseyi/Keneşi’ yeni bir örgütlenmeye dönüşüyor.

TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI

Türk Devletleri Teşkilatı ortaya çıkıyor.

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan’dan oluşan Keneş, çok kutlu bir şekilde Türkmenistan ve Macaristan’ın da katılımıyla TDÖ, İstanbul’da kuruluşunu ilan ediyor.

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Keneşi/Konseyi) Dışişleri Bakanları Konseyi 8. Toplantısı, bugünkü zirve öncesi dün İstanbul’da yapıldı.

Burada konuşan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Aile meclisimizin ismini ‘Türk Devletleri Teşkilatı’ olarak değiştiriyoruz. Bunun vakti çoktan gelmişti” sözleriyle müjdeyi verdi.

Zirveye, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Kurbankulu Berdimuhamedov, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Türk Konseyi Genel Sekreteri Bağdat Amreyev katılıyor.

Tarihi zirvede, Türkmenistan'ın gözlemci üye olarak Teşkilata katılımı, üçüncü ülkeler ve kurumlarla ilişkilerin ve gözlemci üyelik kriterlerinin belirlenmesi, Türk Yatırım Fonu’nun kuruluşunun tamamlanması ile orta ve uzun vadeli hedefler ve programı içeren "Türk Dünyası 2040 Vizyonu"nu onaylanacak.

Teşkilatın dönem başkanlığının Azerbaycan'dan Türkiye'ye geçeceği zirvede, devlet başkanları, Türk Konseyi 8. Zirvesi’nin sonuç belgesi olan İstanbul Deklarasyonu'nu da imzalayacak.

İnşallah bu teşkilata yakın zamanda bir başka ay yıldızlı devlet olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (veya Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) de girer.

‘30 YILIN ARDINDAN TÜRKİYE VE TÜRK DÜNYASI’

Ben ve benim gibi düşünen yazarlar, neredeyse 30 yıldır, Batı’da bir Amerikan sömürgesi olarak geleceğin olmadığını, Türkiye’nin yüzünü Avrasya’ya çevirmesi gerektiğini bıkmadan usanmadan söylüyoruz.

Bize bu yüzden edilmedik küfür, atılmadık iftira kalmadı.

Kendimizi “Avrasyacı, Ulusalcı ve Kemalist” olarak tanımlamamız, faşizm ile bile özdeşleştirildi.

Aptallık, yobazlık, hainlik ve hayalcilikle suçlandık.

Ülkeyi geriye götürmek istemekle yargılandık.

Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında hapislere bile atıldık.

Batı emperyalizmi bizleri tasfiye etmek için sözde dindar ve sözde milliyetçi maşalarını kullandı en çok da.

Batı hayranı mütareke aydınları da alkış tuttu bunlara.

Ancak, Mao’nun da dediği gibi, “Hiç bir ordu zamanı gelmiş bir fikirden güçlü değil”di.

Ben yaklaşık 27 yıldır, “NATO ve AB’de bize hayat yok, bizim yerimiz Avrasya’dadır. Atatürk de bunu öngörmüştü” deyip duruyorum.

“ABD yıkılmakta olan bir kağıttan kaplandır, Avrupa ise onun emrindeki sermayedarlardan oluşur” diyorum.

“Asya Çağı 2008 itibarıyla başlamıştır. Dünyanın merkezi Asya olacak. Bizim de burada hak ettiğimiz onurlu yerimizi almamız lazımdır” diyorum.

Her geçen gün haklı çıkmanın onurunu ve sevincini yaşıyorum.

Ülkemiz bugün Atlantik’te batık durumdadır.

Koskoca ekonomi, bir tane Osman Kavala’nın hapisten çıkarılmasına endekslenmiştir.

Tıpkı Rahip Brunson olayında olduğu gibi.

Türkiye, batı kampında yarı sömürgelikten bugün artık tam sömürgeliğe indirgeniyor.

Dip yaptık resmen.

Batı’daki demokrasi ve insan hakları standartları bize asla verilmez.

Biz onlar için “Bon Pour L’orient” (Doğu için çok bile) vagonundayız.

Yani ikinci sınıf, parya milletler sınıflamasında.

Mustafa Kemal Paşa işte bunu reddetmek için azmetti, savaştı ve çalıştı.

O büyük dahi, sadece Türkiye’yi değil, tüm ezilen uluslar için umut ve ufuk oldu.  

Bugünkü dünyada ve özellikle Asya ve Türk dünyasında neler olup bittiğini anlamamız için önemli bir rehber kitap var.

Ata (Asya-Türkiye-Avrupa) Platform’un hazırladığı, Pankuş Yayınları’ndan çıkan, “30 Yılın Ardından Türkiye ve Türk Dünyası” isimli kitabı, SSCB’nin dağılmasından sonraki 30 yıllık sürece mercek tutuyor.

Mavi Vatan’ın isim ve doktrin babası Amiral Cem Gürdeniz, Mavi Vatan ile Türk Dünyası’nın jeopolitik buluşmasını, Asya ve Türk yüzyılını, ayakları yere basan nefis bir yazıyla anlatıyor.

Barış Hasan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın gizli kahramanı Kazakistan ve onun ölümsüz lideri Nursultan Nazarbayev’in vizyonunu anlatıyor.

Kitabı derleyen Volkan Özdemir ise son Karabağ Zaferi ışığında Azerbaycan’ın jeopolitiğini inceliyor ve Türkiye ile Azerbaycan’ın Türk dünyası için önemini vurguluyor.

Dış ticaret uzmanı Şahin Yaman, Türk devletleri’nin ekonomik durumunu, Buğra Yavuz ise enerji havzalarını anlatıyor.

Azerbaycan’dan genç akademisyen Vusal Hasanzadeh ise Türk Keneşi’nin dünü ve bugününü analiz ediyor.

Dicle Eroğul, Türk dünyasının kültür birlikteliği üzerinde duruyor.

Hasan Erel ise tarihi İpekyolu ile bugünkü Kuşak ve Yol girişimini birlikte tahlil ediyor.

Tüm yazarlar idealist ve realist.

Turancı ve hayalci tehlikeli NATO milliyetçiliğinden uzaklar.

NATO milliyetçiliği, Türklere refah ve özgürlük değil, İran, Çin ve Rusya’ya karşı koçbaşı görevi öneriyor çünkü.

Gerçek Türk milliyetçisi, gerçekçi ve hedefe yöneliktir.

Asya çağında Asya’da at oynatmanın yolu, ABD’ye yaslanıp Rus ve Çin düşmanlığından değil, Kazakistan’dan örnek ve ilham alarak, büyük güçlerle dengeli, kişilikli ve karşılıklı yarara dayalı ilişkiler kurmaktan geçer.

Bu kitabı herkesin okumasında yarar var.

Özellikle de bugünkü önemli gelişme, yani Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasıyla önümüze açılacak yeni Asya yoluyla ilgilenenler mutlaka okumalı.

Uygarlık, tercümeyle değil, tecrübeyle elde edilir.

Büyük önderimiz ölümsüz Atatürk’ün, her dönemdeki fikir ve pratikleri bu konuda en güzel tecrübeyi de önümüze koyuyor.    

1933’te dediği gibi:

“Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Şimdi günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetlerine kavuşacak daha pek çok kardeş milletler vardır. Bu milletler bütün güçlüklere, bütün engellere rağmen, her şeyi yenecekler ve kendilerini bekleyen güzel geleceğe kavuşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine, milletlerarası hiçbir renk, din, ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı gelecektir.”

İşte o çağın adı, Asya Çağı’dır ve başlamıştır!

Hayırlı ve uğurlu olsun.