Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Aydınlanma düşüncesinin alamet-i farikası vatandaşlık fikridir. Büyük Fransız Devrimi’nin eşitlik ideali, yurttaşlık hukukunda kendini gerçekleştirir. Yani her bir yurttaş/vatandaş, etnik kökeni, inanç ya da ailesinden bağımsız olarak yasalar önünde eşittir. Yurttaşlık farklı kökenden gelen insanları, bir üst kimlikte eşit ortaklar yapar. Türkiye’de bunun en yalın hâli ”Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti’ denir ifadesinde yerini bulur.
EŞİT YURTTAŞLIK, HUKUK, AYDINLANMA
Aristoteles, Politika adlı eserinde Siteyi kabileye, onu da aileye dayandırır; böylece sınırları kast keskinliğinde çizilmiş bir hiyerarşik toplumsal düzen oluşur. Hiyerarşinin üstündekiler, altındakiler ve düzenin tamamen dışına itilen köleler… İlk çağ uygarlıklarından feodal dönem Ortaçağına kadar geniş ezilen kitleler ile onları ezen küçük egemen azınlıklar arasındaki ilişkiyi belirleyen hukuk, Fransız İhtilali ile ilk kez yasa önünde herkesi eşitleyen yurttaşlar hukukuna dönüştü.
Bugün, teorik olarak, vücut bütünlüğümüzü, yaşama ve ifade özgürlüğümüzü temin eden temel hak ve özgürlükler, varlığını Devrim’in vatandaşlık hukukunda bulur.
Vatandaşlığın karşısında kabilecilik vardır. Tüm feodal, kabileci ve gerici ilişkileri tasviye eden ise Cumhuriyet’tir.
Cumhuriyet yıkılmaya başladığında ulus devlet yıkılır.
YEREL DEMOKRASİ: FEDERASYON/BÖLÜCÜLÜK
Terörist Öcalan’ın ”yerel demokrasi” dediği, sonra ”Türkiye federasyondan çekiniyor, bundan dolayı yerel demokrasi diyorum; ama benim yerel demokrasi dediğim, dünyanın her yerinde özerkliktir” şeklinde itiraf ettiği tasarı, kabileciliğin 21. yüzyıldaki tanımdır.
PKK/DEM, Öcalan’ın sözlerinde ifadesini bulduğu şekli ile ayrı hukuk, ayrı devlet istiyor.
ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın ortaya attığı ”Osmanlı Millet Sistemi” ile Öcalan’ın ”Seçilen belediye başkanı dışında ayrıca vali yoktur” diyerek çerçevesini çizdiği ”yerel demokrasi”, siyasal planda kabilecilik arayışıdır.
KABİLECİLİK, OSMANLI MİLLET SİSTEMİ, TÜRKİYE’Yİ KÜRTLERLE GENİŞLETME FANTAZYASI
Millet sözcük anlamı ile dinî toplulukları ifade eder; modern dönem ideolojisi milliyetçilik ve ulus kavramının zıddıdır.
Toplamda hükümetin Türk Kürt Arap birliği, Barrack’ın Osmanlı millet sistemi ile ”yerel demokrasi” arayışı aynı siyasal programın farklı ifadelerinden ibaret. İdeolojik olarak tarihin akışı dışına çıkma teşebbüsü, bir geri dönüş, dış politik düzlemde ise ”Türkiye’nin Kürtlerle genişleme” fantezisi ile insanları uyutup, ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarına tam uyumlu olma stratejisidir.
Misak-ı Millî sınırları 1939’da Hatay’ın ana vatana katılması ile son şeklini almıştır. 1.Dünya Savaşı’nda Almanlara dayanan Harbiye Nezareti Atatürk’ün söylediğini yapıp, Halep-Cerablus hattında asıl direnme noktasını kursaydı, bugün Misak-ı Millî sınırları içerisinde Musul da olabilirdi. Fakat tarih böyle işlemedi, dönemin koşullarında Atatürk, büyük bir deha olarak, eldeki güçle fizikî coğrafyada azami olanı yaptı, Misak-ı Millî sınırlarını çizdi. Popülist ümmetçi anlayış ile yeni bir Misak-ı Millî oluşturma çabası, ancak Türkiye’yi bölünmeye götüren bir yola çıkar.
ZENGEZUR KORİDORU MESELESİ, KAFKASYA VE KÜRESEL GÜNEY’E SOKULAN KAMA
Ek olarak Zengezur koridorunun 99 yıllığına ABD’li bir şirkete verilmesi, Esad sonrası çok parçalı hâle gelen Suriye kadar, Türkiye’ye tehdit oluşturur. ABD/İsrail, İran’a daha fazla baskı yapmak amacıyla Kafkasya’da hâkimiyet kurmak istiyor. Bu sadece İran ile Rusya arasına girmek ile sınırlı bir proje değil, Türkiye’nin etrafını tamamen kaosa çevirecek bir büyük tehlikedir. Türkiye’yi İran ile karşı karşıya getirir. Türkiye’nin uzun erimdeki çıkarlarını içeren Kuşak Yol Projesi’nde Küreselleşen Güney’e darbe vurmak anlamına gelir. 20 yüzyılın ilk bölümünde İngiltere, Azerbaycan-Gürcistan-Ermenistan üzerinden Güney Kafkasya’ya kama sokmak istemişti. Atatürk bunu ”Kafkas Seddi” olarak tanımladı ve bu girişimin Batılı emperyalistler lehine bir tampon olduğunu tespit etti. Aynısını bugün ABD yapıyor ve Türkiye’de hükümet, Dış İşleri Bakanlığı aracılığıyla Güney Kafkasya’da tarihî bir fırsat yakalandığını söyleyebiliyor.
Mesele Azerbaycan – Ermenistan ilişkilerini düzeltmek değil, ABD’nin bölgedeki varlığının somutlaştırılması meselesi…
TKP, CUMHURİYET VE DEVRİMLERİ SAVUNUYOR, CHP YÖNETİMİ SAVUNMUYOR
Eşit yurttaşlık, sadece oy hakkı anlamına gelmez, farklı kimliklerden insanların bir arada yaşamasını sağlayan hukukun pratikteki sonucudur.
Türkiye Cumhuriyeti emperyalist, dinci projelere direnerek eşit yurttaşlığa dayalı bir modern-seküler ulus devlet olarak kuruldu: Eşit yurttaşlığı yıkmak isteyenler, temelde cumhuriyeti yıkmak istiyorlar.
CHP kurucu niteliğinden dolayı tüm Türkiye’nin partisidir ve herkesten önce eşit yurttaşlığa, simgesi Altı Ok’ta programını bulan Cumhuriyet Devrimi’ne sahip çıkması gerekir.
Atatürk’ün partisindeki mevcut yönetim bunu yapsaydı ülkenin en büyük oy oranına sahip kitle partisi olarak AKP hükümetine son verirdi.
Etnik bölücülerden oy kapma, destek alma gayesinden gayrı kaygı taşımayan CHP yönetimi maalesef, yüzde 45’e ulaşan tepki oylarını elinin tersiyle itiyor.
Türkiye Komünist Partisi, Cumhuriyet’i mevcut CHP’den, karşılaştırılamayacak oranda samimi ve tutarlı biçimde savunuyor. TKP, anti emperyalizmin simgesi olan Türk bayrağına sahip çıkıyor. Son derece net biçimde PKK/DEM ve onun takipçilerinin bölücü planlarına karşı çıkıyor. Eşitlik ve özgürlüğün Cumhuriyete korunak sağlanabileceğini, Cumhuriyet olmadan kapitalizmi aşma umudunun da olmayacağını görüyor.
Emperyalizm ve onun aparatı siyasal dinciliğe karşı duruyor. Ülkedeki Amerikan üslerinin kapatılması, Türkiye’nin NATO’dan çıkması için mücadele ediyor. Laiklikten ödün verilemeyeceğini söylüyor.
Şu andaki CHP bunların hangisinde tutarlı bir eylem ve söyleme sahip (?)… hiçbirinde.
ATATÜRK VE ALTI OK İKTİDAR YAPAR
CHP yönetimi, tabanının olur vermemesine karşın, sürpriz olmayan biçimde, adına ”Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” denen komisyona katılma kararı aldı.
Oysa CHP, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak ilân edilmesinde, üye ve milletin tam rızasını talep etmekle övünüyordu. Sadece meşruiyet kazandırma özelliğinden ötürü davet edildiği ”komisyon” için rıza arayışına girmedi; çünkü ”Komisyona Girme!” sonucunun çıkacağı net biçimde görünüyordu.
Özüne dönen CHP bugünün koşullarında gerçek bir iktidar odağı olurdu. Atatürk, Cumhuriyet ve gerçek demokrasi ortak paydasında köylü, işçi, milliyetçi, muhafazakâr, solcu, sosyalist-komünist geniş halk kesimlerini yenilmez bir siyasal güç odağına dönüştürebilirdi. Bunu yapmadıkları gibi tabanın tepkisini yansıtan Tanju Özcan gibi partililere karşı tutumları, demokrasi-otoriterlik dengesinde samimiyetten uzak olduklarını kanıtlıyor.
BİR TARİHSEL GERÇEK: CUMHURİYET VE İSPANYA İÇ SAVAŞI
Cumhuriyet yaşatır ve korur. İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyet fikri ve Cumhuriyetçi iktidar (1933-1936) olduğu için sol ve demokratların tüm katmanlarından insanlar faşizme karşı birleşti. Hitler Almanya’sı ve Mussolini İtalya’sının tam desteğini alan Falanjist Franco, İspanya’ya ihanet etti; Alman ve İtalyan uçaklarının Madrid’i, Barselona’yı, daha birçok kenti bombalamasına neden oldu. Fransa ve İngiltere, Sovyet Rusya dahil olabilir, İspanya iç savaşı Avrupalılaşır, Avrupa savaşına dönüşür kaygısı, hatta bundan daha fazla olarak, Hitler ve Mussolini’den korktukları için İspanyol halkını yalnızlığa terk etti.
Tüm bunlara karşın İspanya içerideki falanjist bozguncu ve iki faşist devlete karşı anıtsal bir savaş verdi; çünkü güçlerini Cumhuriyet’ten alıyorlardır.
Bir eşit yurttaşlar manifestosu olan Cumhuriyet halkın ortak rızasına taliptir. Cumhuriyet korur ve yaşatır.
İşte tam bu nedenle, Türk halkı Cumhuriyet’i ve ulusal devleti ne pahasına olursa olsun sonuna kadar koruyacak ve yaşatacak.
Durum vahim,hem içte hem dışta…herkes uyuyor uyumak istiyor..