Devletler denizdeki canlı kaynaklar için savaşı göze alıyor

(Birinci Bölüm)

featured

Amiral Cem Gürdeniz yazdı

Okyanusların dipleri dünyada kullanılan petrolün yüzde 30’unu doğal gazın yüzde 50’sini sağlıyor. Günümüzde karalardaki kaynakların ekonomik potansiyeli aşırı tüketimden dolayı sınıra dayandığından, devletler denizlerin diplerine yöneliyor. Bu durum da devletler arasında deniz yetki alanları ihtilaflarını yaratıyor.

SU ÜRÜNLERİNİN GIDA GÜVENLİĞİNDEKİ ÖNEMİ ARTIYOR

Diğer yandan en az hidrokarbonlar kadar önemli bir kaynak da başta balıklar olmak üzere her çeşit su ürünü. Su ürünleri küresel protein ihtiyacının büyük bir bölümünü karşıladığından, deniz yetki alanları sadece enerji güvenliği perspektifinden değil, gıda güvenliği perspektifinden de önem arz ediyor. Balık birçok insan için çok büyük beslenme ve geçim kaynağı. Ortalama 3,1 milyar insan, günlük protein alımının %20’si için balığa güvenirken, bazı kıyı toplulukları %70’ten fazla balığa bağımlıdır. Diğer yandan Birleşmiş Milletler, su ürünlerinin dünya nüfusunun %10-12’sinin geçim kaynağını desteklediğini tahmin ediyor.

DEVLETLER ARASINDA ÇATIŞMA KAYNAĞI

Her sene okyanus ve denizlerde 92 milyon ton balık avlanırken devletler, kendi iç suları ve karasuları içinde 85 milyon balık yetiştiriciliği ürünü üretimi gerçekleştiriyorlar. Dolayısı ile devletler arasındaki asıl kavga 92 milyon tonluk deniz ve okyanuslarda yaşayan kapasitenin paylaşımından kaynaklanıyor. Bazı devletler fert başına anormal miktarlarda balık tüketirken bazıları çok az pay sahibi. Dünyada 2021 yılında en çok deniz ürünü fert başına 91kg ile İzlanda’da tüketildi. Malezya, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmasına karşılık fert başına geçen sene 58 kg balık tüketti. Hong Kong 70 kg tüketirken, Çin 40 kg’da kaldı. Japonya ise on yıl önceki 90 kilolardan 46 kiloya geriledi. Türkiye’de 2021 yılında fert başına ortalama 7 kg balık tüketildi. Bu değer Hindistan ile aynı. Brezilya’dan da 2 kg eksik. Balık stoklarını korumak ve izinsiz balıkçılık faaliyetlerini önlemek için devletler gerek sahil güvenlik ve kıyı koruma kuvvetleri gerekse donanmalarını kullanıyor. Sri Lanka’dan Arjantin’e ve Güney Çin Denizi’ne kadar dünyanın her yerinde, milyarlarca insan için savunmasız bir gıda olan balık kaynaklarının aşırı avlanma ve yasadışı balıkçılık ile kökünün kurutulması neredeyse milli güvenlik sorununa dönüştü. Bu konu ülkeler arasındaki silahlı çatışmada genişleyen bir cephe haline geldi.

KANUN UYGULAMASI EKSİKLİĞİ KARMAŞA NEDENİ

Diğer yandan denizlerin serbestiyeti ile bazı kıyı devletlerinin sahil güvenlik ve donanma eksiklikleri birleşince olağanüstü boyutlarda kayıt dışı balıkçılık ortaya çıkıyor. Kayıt dışı sömürme sadece doğal dengeyi bozup, kıyı devletlerini zayıflatmıyor aynı zamanda iç huzursuzlukları ve karmaşayı tetikliyor. Bu alanda Japon, Norveç, İspanyol, İtalyan balıkçılar başı çekiyor. Örneğin Somali deniz yetki alanlarının 90’lı yıllardaki iç savaş sonrası başıboş kalması Japonya, İspanya ve Norveç gibi ülkelerin güçlü balıkçılık filoları tarafından sömürülmesine ve hatta birçok sanayileşmiş ülkenin toksik yüklerini denetimsiz Somali sularına boşaltmasına neden oldu. Bu haksızlığa en büyük tepki Somalili kabilelerin deniz haydutluğuna yönelmesi ile sonuçlandı.

Dünyada balıkçılar genelde eğitim seviyesi düşük son derece mücadeleci kitlelerdir.  Bütün amaçları balığı tutmaktır. Büyük ve gelişmiş denizci devletler gelişmiş sahil güvenlik, uydu gözetleme, su ürünleri kontrol mekanizmaları vb. araçlar üzerinden denizdeki avlanmayı kontrol edebilmesine rağmen geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin bu konuda korunması yoktur. Bu tip ülkelere kısmen Türkiye de dahildir. Zira Sahil Güvenlik imkanlarımız son derece gelişmiş olmasına rağmen bu kurumun son 20 ylda görevi yasadışı göç ve sdenizdeki sığınmacılar ile mücadele ve koruma görevine dönüşmüştür. Yasadışı avlanma ve aşırı avlanmayı kontrol edecek kuvvet yoğunluğu temin ve tesis esilememektedir. Diğer yandan Tarım Bakanlığının olanakları kıyı uzunluğumuz ve mavi vatanın büyüklüğü göz önüne alındığında yok denecek kadar azdır. Eğer koruma olsaydı bugün balık stoklarımız ve balık çeşitlerimiz bu kadar dramatik düşme sergilemezdi. Her sene rekor kırıyoruz.

MÜTTEFİK ÜLKELER ARASINDA BİLE BALIKÇILIK SORUNU VAR

Sadece az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin deniz kaynaklarını koruma konusunda sorunu yok. Gelişmiş ülkelerde de benzer sorunlar yaşıyor. Batı dünyasında bu konuda en iyi bilinen örnek İzlanda İngiltere arasındaki balıkçılık savaşlarıdır. İlk çatışma 1952 yılında İzlanda’nın Uluslararası Adalet Divanı’nın bir kararına dayanarak karasularını 3 milden 4 deniz miline genişletmesinden sonra başladı. Buna tepki olarak İngiltere İzlanda balıkçı gemilerinin İngiliz limanlarını kullanmasını engelledi. 1958’de, İzlanda BM kararı gereği karasularını tek taraflı olarak 12 mile genişletti ve yabancı balıkçıları yasakladı. Bu sularda balık avlayan filoların başında gelen İngiltere bu kararı kabul etmedi. Dolayısı ile 1958–1961, 1972–73 ve 1975–76 yılları arasında 3 ayrı kez Kraliyet Donanması ile İzlanda Sahil Güvenliği arasında ciddi krizler yaşandı. İngiliz balıkçı gemilerine donanma eşlik ederken, İzlanda Sahil Güvenliği yakaladığı balıkçıları tutukladı veya teknelerine zarar verdi. Bu çatışma jeopolitiğin gölgesinde 1976 yılında NATO’nun aracılığı ile sonuçlandı. Zira GIUK Gap (Grönland, İzlanda ve İngiltere Boşluğu) Sovyet denizaltılarının geçiş rotası üzerindeydi. İzlanda çok kritik akustik gözetleme (SOSUS) alt yapısına sahipti. Balıkçılık çıkarlarını korumak için NATO’dan çıkma talebinde bulununca yer yerinden oynadı ve ABD’nin baskısı ile anlaşmaya varıldı. Böylece İngiltere, ABD zoruyla İzlanda’nın yalnızca kendi gemilerine balıkçılık haklarının verildiği 200 deniz millik MEB münhasır ekonomik bölge ilanını kabul etti. Diğer devletlere kota verme hakkı tanındı. Böylece söz konusu sulardaki son 500 yıllık İngiliz hakimiyeti sonlanmış oldu.

İSPANYA İNGİLTERE KRİZİ

2013 yazında da Cebelitarık’ın İngiliz yönetimi, İspanyol balıkçıların aşırı avlanmasını önlemek üzere kontrol ettiği deniz alanlarına ağların takılmasını sağlayacak, beton bloklar yerleştirdi. İspanyollar da buna karşılık günde binlerce kişinin giriş çıkış yaptığı sınırda işi yavaşlattı ve özellikle ticari kamyonların geçişini geciktirdi. Bu durum İngiltere’de büyük bir öfkeye neden oldu. Londra Belediye Başkanı kendi ilgi alanı olmadığı halde yapılanları “alçakça” olarak nitelendirdi ve İngiliz firkateyni HMS Westminster, Cebelitarık sularına gönderildi. Bu tipik bir ganbot diplomasisi uygulamasıydı. İngiltere, o günlerde Suriye krizi yaşanırken bir balıkçılık krizi yüzünden Cebelitarık’ı her şeyin üzerinde değerlendirdi ve müttefikine bir savaş gemisi ile meydan okudu. İspanya da buna katlandı.

DİĞER ÖRNEKLER

Bugün de BREXIT sonrası İngiltere ile Fransa arasında balıkçılık sorunları devam ediyor. İki taraf da eskiden AB üyelik kotaları çerçevesinde kullandıkları hakları karşılıklı kaybettiler. Artık balıkçılık bölgelerindeki egemenlik haklarını karşılıklı koruyorlar. Altmışlı yılların sonlarında, Peru’nun iddia ettiği ekonomik sularda balık avlamak için isteyen ABD ton balığı teknesi makineli tüfek ateşiyle vuruldu. Benzer şekilde ABD ve Kanada anlaşmazlıkları 1984’te uluslararası mahkemede çözülene kadar, Nova Scotia ve Maine arasında zengin bir deniz tarağı olan Georges Bank çevresinde balık tutma hakkı konusunda yıllarca tartıştı.

GELELİM ÇİN’E

Çin’de orta sınıf güçlendikçe beslenme alışkanlıklarında deniz ürünlerinin yeri artıyor. Çin dünyanın en büyük balıkçı filosuna sahip. 2009 yılında şehirli bir Çinli yılda ortalama 15 kg balık tüketirken bugün bu değer 40 kg oldu. 2014 başında Pekin, Güney Çin Denizinde açık deniz alanlarını kapsayan bölgede balıkçılık bölgesi ilan ederek diğer ülkelerin balıkçılığını izne bağladı. 1988 yılında deniz yetki alanları egemenlik mücadelesi için Çin ile Vietnam, çatışmış ve 64 Vietnamlı ölmüştü. Çin, ayrıca balıkçılık haklarını korumak için silah ve tazyikli su depolayabilen deniz milis balıkçı teknelerinden oluşan bir filoya da sahip. Ayrı bir balıkçı teknesi filosu da Güney Çin Denizinde ihtilaflı Spratly Adaları yakınlarında, Çin kolluk kuvvetlerinin örtük bir uzantısı olarak hizmet ediyor. Diğer yandan Çin, 26 Ocak 2018 tarihinde ilk kez Arktik Okyanusu’na yönelik bir politika belgesi (Policy Paper) yayınladı. Çin bölgeyi Buz İpek Yolu (Polar Silk Road) olarak ilan etti. Dört alanı ağırlık merkezi olarak belirleyen Çin’in önceliklerinden birisi balıkçılık. Çin, Latin Amerika sularında da yoğun filo gezdiriyor. Yüzlerce Çin balıkçı gemisi, 2018 ve 2019’da Güney Amerika yakınlarındaki açık denizleri doldurdu. 2021 yazında Galapagos Adaları yakınlarında bile balık avlayan 20-24 Çin gemisi vardı. 2021’de Arjantin donanması Çin teknelerine iki kez ateş açmıştı.

RUSYA’DA BALIK TÜKETİMİ DÜŞÜŞTE

Bunun temel nedeni gençlerin artık hızlı yemeği (Fast Food) tercih etmesi. Geçmiş yıllarda fert başına 22kg yakalayan Rusya bugün 11 kg civarında tüketime sahip. Ancak diğer yandan gıda güvenliğini korumak için geleceğe yönelik önlemler almaya devam ediyor. Örneğin Arktik Bölgeyi sahiplenmek için 2007 yılında Rus kıta sahanlığı içinde kalan ve ünlü Rus bilim adamı “Lomonosov”’un ismi ile anılan bölgede, binlerce metre derinlikteki deniz tabanına, Rus bayraklı bir plaket yerleştirdi. Bu bölge küresel ısınma nedeniyle soğuk sulara kaçan pek çok balık türüne de ev sahipliği yapıyor. Geçmiş yıllara göre balık stoklarının arttığı bu bölge, balıkçılık alanında da gerilimlere neden olmaya aday.

HİNT OKYANUSU KAYNAYAN KAZAN

Günümüzde balıkçılık alanında en büyük çekişme Sri Lanka ile Hindistan arasında geçiyor. 2022 Şubat ayında Hindistan balıkçıları, Sri Lanka’da dev gösterilerle protesto edildi. Hintli balıkçılar sınır tanımıyor ve Sri Lanka sularına giriyor.  Sri Lanka’da onlarca yıldır devam eden iç savaş, Hintli trolcülerin adanın çevresindeki sularda aşırı avlanmalarına fırsat verdi. Ancak savaşın 2009’da sona ermesi ve Sri Lankalı balıkçıların denize dönmesi, balıkçılık rekabetini yeniden merkezi konuma getirdi. Zaman zaman tekneler arasında ölümcül kavgalar yaşanıyor.  Örneğin, 2019’da yedi Sri Lankalı balıkçı, Hintli balıkçılarla denizde yaşanan kavgada öldü. Bu yıl içinde iki kişi daha öldü. Diğer yandan Hintlileri Sri Lanka Donanması bile durduramıyor.  2021 yılında Sri Lanka donanmasıyla yaşanan çatışmalarda beş Hintli balıkçı öldürüldü. Diğer yandan Hint balıkçıların Pakistanlılarla da çatışmaları söz konusu. İki ülke arasında Arap Denizi’nde deniz sınır anlaşmazlığı yaşanıyor ve bu durum balıkçılık anlaşmazlıklarını körüklüyor. Hindistan haber raporlarına göre, Pakistan denizcilik otoritesi son iki yılda Hint balıkçı teknelerine en az iki kez ateş etti. Hindistan’ın nüfusu ve orta sınıfı artıyor. Bu durum Asya ülkelerinin büyük çoğunluğu için geçerli. Asya’da balık hem geçim hem de protein kaynağı. Dolayısı ile rekabet yoğunluğu artarken şiddet de artıyor. Ölümler, uyarılar ve tutuklamalar da artıyor.

BALIKÇILIK ÇATIŞMALARI ARTMAYA DEVAM EDECEK

Görüldüğü üzere küresel balıkçılık çatışmalarında ciddi bir artış söz konusu. Çatışmaların, temel nedeni yasadışı ve aşırı avlanma. Ünlü haber ajansı Associated Press’in (AP) balıkçılık çatışma veri tabanlarına yönelik bir incelemesine göre, 2017-2022 arasında 360’tan fazla devlet gemisi (sahil güvenlik, donanma veya deniz milisi) yabancı balıkçı teknelerine çarpma, ateş açma ve bazen ölümlere yol açma olayına neden oldu. Aynı süre zarfında, yetkililer tarafından 850 yabancı balıkçı teknesine el konuldu, sistematik olarak ezildi veya batırıldı. Endonezya, Malezya ve Avustralya gibi ülkeler, yasa dışı balıkçılığı caydırmak için el koydukları tekneleri patlayıcılarla donatıp, ateşe vererek adeta görsel bir gösteri yapıyorlar. Endonezya Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı’na göre, son beş yılda 370‘ten fazla yabancı balıkçı teknesini batırmışlar. Ancak Hint Okyanusu’nun başka yerlerinde, Endonezya gemileri de yok ediliyor. 2021 sonbaharında, Avustralya Sınır Kuvvetleri 3 Endonezya balıkçı teknesini imha etti ve yanan bir geminin fotoğraflarını sosyal medyada yayınladı. ABD Sahil Güvenliği de Teksas’taki South Padre Adası istasyonunda, son beş yılda çoğu Karayipler’den 440 tekneyi parçalara ayırdı. Küresel çapta yüzlerce deniz yetki alanı ve deniz sınırlandırma anlaşmazlıklarının yaşandığı bir konjonktürde balıkçılık ve su ürünleri paylaşım rekabeti adeta patlamaya hazır dinamitin fitilinin ateşlenmesi görevini üstleniyor. Örneğin 2021 yılında Eritre askeri güçleri, Hanish Adaları yakınlarındaki Yemenli balıkçılara ateş açarak, tartışmalı bölge üzerinde onlarca yıl önce başlayan bir çatışmayı yeniden canlandırdı. Gazze Şeridi açıklarında Filistinli balıkçılar İsrail güvenlik güçleriyle çatışma hali karadaki çatışma temposundan daha yoğun ve gergin. Medyada yer alana haberlere göre 2017-2022 arasında 300’den fazla vakada İsrail Sahil Güvenliği veya donanması Gazzeli balıkçılara ya ateş açmış ya da tazyikli su ile balıkçı gemilerine zarar vermiş.

NÜFUS ARTIYOR, KAYNAKLAR AZALIYOR

Şüphesiz hem gıda güvenliği hem de çok karlı bir ticaret kaynağı olarak balıkçılığa bağımlı olan ülkelerin önümüzdeki yıllarda çatışma riski artacaktır. Zira dünya nüfusu artıyor, balıklar azalıyor. Endüstriyel balıkçı filoları büyüyor ve acımadan katliam tarzı aşırı avlanma yapıyorlar. Uzmanlara göre Batı Afrika, Batı Hint Okyanusu ve Latin Amerika balık stokları ve rekabetin bir sonucu olarak silahlı çatışmalar ve gerginliklerin artışına gebe. Örneğin Fiji Adası Hükümeti 2020 yılında hazırladıkları raporda ülkeleri için en ciddi güvenlik sorununu yasadışı ve düzensiz balıkçılık olarak belirlemiş durumda.

DEĞİŞEN İKLİM KOŞULLARI

Tüm bu karmaşaya değişen iklim koşullarını da ekleyelim. Isınan okyanuslar, eriyen buzullar tüm doğal dengeleri alt üst ediyor. Geleneksel balıkçılık paternleri değişiyor. Yeni balık kaynak arayışı devam ediyor. Kutuplardaki buzulların erimesi, Rusya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yüksek gelirli balıkçılığını bile etkilemeye başladı. Örneğin Pasifik orkinos stoklarının doğuya doğru göç etmesi balıkçılık sektörlerini derinden etkiliyor. (Devam Edecek)

(Kitap Tavsiyesi: KırmızıKedi Yayınevinden çıkan Haluk Hepkon tarafından yazılan Komplo Teorileri Tarihi başlıklı kitap konuya meraklılara tavsiye edilir.)

Devletler denizdeki canlı kaynaklar için savaşı göze alıyor

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

9 Yorum

  1. 4 hafta önce

    Var olun Komutanım.

  2. 4 hafta önce

    denizci paşanın dikkat çektiği hususlar altın değerinde milletimizin dikkatine.

  3. 4 hafta önce

    Emperyalizmin başka bir oyunu doğamızı etkileyen Chemtrail teorisi “kimyasal püskürtme kuramı” olarak da adlandırılıyor. Uçan cisimlerin havada  bıraktıkları izlerin aslında kasıtlı bir şekilde kimyasal zehir ve biyolojik madde püskürtülmesi sonucu oluştuğu iddiasına bir türlü tatmin edici bir cevap bulunamıyor.
    Kaldı ki zaten uçakların atmosfere bol miktarda zehirli gaz saldıkları bilinen bir gerçek. Kuş ve arı ölümlerinde bu olayın etkisinin olduğu iddiası da var. (Abdurrahman DİLİPAK)

  4. 4 hafta önce

    Her zamanki gibi dolu dolu

  5. 4 hafta önce

    Amiralim, stratejik analizde bu düzeyde bir derinlik ve düşünce gücüne rast gelmemiştim. Saygıyla selamlıyorum

  6. 4 hafta önce

    Ne yazıkki üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin milli yemeği kuzu yahnisi.
    Teşekkür ederim

  7. 4 hafta önce

    Elinize sağlık komutanım, geleceğe yönelik hayati tespitler.
    Ayrıca kıymetli yazınızın bir yerinde “Endonezya Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı”ndan söz ediyorsunuz. Ne güzel değil mi? Oysa ne hazindir ki Cumhuriyet, Büyük Önder zamanında sadece bir Denizcilik Bakanı (merhum İhsan ERYAVUZ) görebilmiş, onunda Yavuz Havuz olayı ile birlikte 1928 yılında tabiri caiz ise hakkından gelinmiştir. Ülkemizde tüketilen et miktarı ve balık miktarını göz önüne aldığımızda neyin sebep, neyin sonuç olduğu çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Saygılarımla.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!