Erdoğan'dan 'medya' eleştirisi: Bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır" dedi ve "Bu değişim topyekûn bir eğitim öğretim reformunu gerektirir" ifadelerini kullandı.  Erdoğan, "Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi nefesimizi yansıtmıyor" diye yakındı.

Erdoğan'dan 'medya' eleştirisi: Bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TÜRGEV tarafından kurulan İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi Açılış Töreni’nde konuştu.

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun 'en çarpığından bir batı taklitçiliğine dönüşmüş olduğunu' ve bunun da Cumhuriyetin en büyük kaybı olduğunu söyleyen Erdoğan, "Eğitim-öğretimde-kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum" dedi. "Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi nefesimizi yansıtmıyor" diyen Erdoğan, "İşte bunun için de fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim" ifadelerini kullandı. 

Erdoğan konuşmasında, "Önümüzdeki dönemde önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır" dedi ve "Bu değişim topyekûn bir eğitim öğretim reformunu gerektirir" diye ekledi. 

İşte Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:

TÜRGEV okul öncesinden üniversiteye, yurttan bursa kadar, yurtdışına kadar hizmetleriyle eğitim-öğretim alanında ülkemizde en önemli marka olmuş, böyle bir duruma gelmiştir. Bu hizmetlerin ifasına destek olan her hayır sahibinin ortaya çıkan manevi hasıladan istifade edeceğine inanıyorum.

Öğrencilerimizin derslerinde ve ders dışı faaliyetlerinde ihtiyaç duyacağı tüm imkanları içinde barındıran bu külliyemiz örnek bir eser olarak vücuda getirilmiştir.

Nitelikli eğitim öğretim kadrosuyla lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin sosyal bilimler alanında ülkemize yeni bir kapı açacaklar.

Birkaç yıl içinde üniversitemizin içi dışı tüm çevre yemyeşil ağaçlık bir alana gelecektir.

Üniversitemizin gelişip büyümesine katkı yapan herkese teşekkür ediyorum. Tüm işçi kardeşlerime varıncaya kadar herkese teşekkür ediyorum.

İbn-i Haldun, tarihçiliği, siyasetbilimciliği, devlet adamlığı, filozofluğu yanında dünyada sosyoloji ilminin kurucusu olarak kabul edilir. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek için çıkılan yolun, en çarpığından bir batı taklitçiliğine dönüşmüş olması Cumhuriyetimizin en büyük kaybıdır. 

Bu arayışı sürdürmeye çalışan dava insanları çıkmıştır. Ancak bunların sesi ve üretimi devlet gücünü de arkasına alan kayıtsız şartsız batıcılığı savunan zihniyetin faşist dayatmaları karşısında yetersiz kalmıştır.

Türkiye’nin tekrar kendine güvenini kazandığı son dönem, bu tür tartışmaların, gayretlerin daha adil şekilde yürümesine de imkan vermiştir. Buradaki tüm misafirler hükümet olmakla muktedir olmak, muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki farkı inanıyorum ki gayet iyi biliyor. Toplumun tamamına, oradan da insanlığa uzanan fikri iktidar yolu zor ve zahmetli bir süreçtir.

‘ARZU ETTİĞİMİZ İLERLEMEYİ SAĞLAYAMADIK’

Bu konuda kendimi biraz mahzun hissediyorum. 18 yılda her alanda tarihi eserlere ve hizmetlere imza attığımızı, eğitim-öğretimde-kültürde arzu ettiğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımızı düşünüyorum.

Keyfiyet üzerindeki süreci hızlandırmamız gerekiyor. Eğitim-öğretim görüyorlar ama çoğu alanda yetişmiş insan gücüne sahip değiliz. Genç bir nüfusa sahibiz, hamdolsun. Fakat medeniyet tasarrufumuz hayata geçiremiyoruz.

‘MEDYAMIZ SESİMİZİ YANSITMIYOR’

Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi nefesimizi yansıtmıyor. En haklı olduğumuz konularda bile kendimizi dünyaya anlatamıyoruz.

İşte bunun için de fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim.

Önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır.

Geçmiş ve mevcut tüm medeniyetlerin birikimini kullanarak hepsinin ötesine geçme kararlılığında olmamız gerekiyor.

Tek vazgeçilmezimiz inancımızın naslarıdır. Onun dışındaki her şeyi yeniden üretmek mümkündür. 

Ne insanlığın milletimizin ve inancımızın binlerce yıllık birikimine sırtımızı döneceğiz ne de modern dünyanın sunduğu imkanları reddedeceğiz. Her ikisini değerlendirerek inancımızın mutlak hakikatlerinden aldığımız güçle çok daha büyük hedefler peşinde koşacağız. Fikri alanda da üretici olmanın gayreti içindeyiz.

En kıymetli mirasımız üretken nitelikli insan olduğu inancıyla bu doğrultuda var gücümüzle çalışacağız.

‘FİKRİ İSTİLAYA MARUZ KALIYORUZ’

Türkiye kuru kuruya batıcılık saplantısı yanında, aynı kaynağın ürünü pek çok sapkın ideolojinin zehrine maruz kalmış bir ülkedir.

Fikri iktidarımızı kökü ve ruhu itibariyle bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın nedeni bu sapkın akımların önlerinin bilinçli şekilde açılmasıdır.

Çektiğimiz nice sıkıntıların gerisinde kuşaklar boyunca maruz kaldığımız bu fikri istila gerçeği vardır. Oysa karşımızda bizim yetiştirmeye çalıştığımız nesillerin çok daha etkinleri mevcut.

Yapmamız gereken kendi medeniyet birikimimize ve hedeflerimize uygun nesiller yetiştirmektir.

Türkiye’nin 2053 vizyonunun ana fikrini bu konu oluşturmalıdır.

‘BU DEĞİŞİM TOPYEKÛN EĞİTİM ÖĞRETİM REFORMUNU GEREKTİRİR’

Önümüzdeki dönemde önceliğimizi aileden başlayarak eğitim öğretim hayatları boyunca evlatlarımızı hakkıyla yetiştirmek olarak değiştirmemiz şarttır. Bu değişim topyekûn bir eğitim öğretim reformunu gerektirir.

Okul öncesinde ve ilkokulda tek ihtiyacımız olan değerlerini iyi bilen, inancına, kültürüne, diline sahip çıkan, aile ve toplumuna karşı sorumluluklarını özümsemiş insanlar yetiştirmektir.

Diğer hususlar için endişe etmenize gerek yoktur.

Evlatlarımızın diğer bilgilere sahip olması için önlerinde uzun bir eğitim öğretim hayatı vardır.

Ortaokul dönemini çocuklarımızın zihni ve fiziki kabiliyetlerini keşfetmeye, onları geleceğe doğru alanlara hazırlamaya yönelik şekillendirmeliyiz.

Lise dönemini artık ruhu zenginleşmiş, kendini tanımış yapabileceklerini bilen gençlerimizin somut alanlara yöneleceği bir eğitim öğretim süreci olarak tasarlamalıyız.

Yüksek öğretimi ön lisansından doktorasına kadar her safhasıyla milletimizin fikri iktidarının üretim merkezleri haline dönüştürmeliyiz. Bunu başardığımızda tıpkı geçmişte yaptığımız gibi, aydınlık bir geleceğin kapısını açtığımızdan ben şüphe duymuyorum.

İbn-i Haldun Üniversitesini işte bu hayali ete kemiğe büründürmenin ilk ve önemli adımlarından biri olarak görüyorum.