Gezilerde tehlike, güvenlik ve seyahat sigortaları

Gezilerde tehlike, güvenlik ve seyahat sigortaları
Gezilerde tehlike, güvenlik ve seyahat sigortaları

(Gezginler İçin Sevimsiz 91. Gün Kuralı) 

Arjantin Iguazu’da Bıçaklı Soygun...

“… Iguazu Şelale’lerindeki dolaşma belli belirsiz bir kaçma kovalama durumu almıştı. Atletli üç Latin gencin peşimde olduklarını hissettiğim andan itibaren tedirginliğim her saniye artıyordu.

Uzaklaşmak için yaptığım her yol seçimi veya manevrada arkamda olduklarını görmek tehlikeli bir durum içinde olduğumu anlamama yetmişti. Meşhur Iguazu Şelale’lerini dolaştığımız demir mazgallı gezi parkurları can sıkıcı dar geçitler haline gelmişti benim için. Önce hızlı yürümeye başladım. Ekip tam kadro peşimdeydi ve onlar da hızlanmıştı. Ucu kapalı seyir noktasına ulaştığımda orada başka birinin olmaması sıkıştırıldığım anlamına geliyordu. Kaçacak yer kalmamıştı. Fotoğraf makinemi almak isterlerse verecektim ya da böyle bir durum için hazır bulundurduğum sahte cüzdanımı.

Biri yanıma yaklaştı ve İspanyolca bir şeyler sordu. Heyecandan ne dediğini anlamamıştım. Boncuk boncuk terliyordum. Karşımdaki elini cebine attı. Yumruklarım sıkılmıştı. Ben de karşılık vermeye hazırdım, ama neyle? Soluk alışım hızlanmıştı. Elini cebinden çıkarırken “Allah kahretsin! Buraya kadarmış” dedim. Diğer ikisi arkada tetikteydiler. Önümdeki genç, sırıtarak, “Ateşin var mı? Bu çakmak çalışmıyor” anlamına geldiğini düşündüğüm soruyu sorduğunda sinirlerim boşaldı. Derin bir soluk alıp tehlikenin geçtiğini hissedip gevşemeye başlamıştım ki “çık” diye mekanik bir ses geldi. Arkadakilerden biri sustalısını çıkarmıştı. Bıçağın açılma sesi o devasa şelalelerin akışının muazzam gürültüsünü dahi susturmuştu sanki. Yavaşça üzerime gelirlerken, ...”

Şili Santiago’da Motor Kazası...

“… Motorun üzerine kapanmış, Allah ne verdiyse basıyordum. Santiago’dan çıkalı yarım saat bile olmamıştı. Valparaiso’da beni bekleyen arkadaşlarıma bir an önce ulaşmak için acele ediyordum. Teknede geçireceğimiz muhteşem bir hafta bizi bekliyordu. Yol tertemizdi, hava güzeldi, uçuyordum adeta. Ne olduysa o bir saniye içinde oldu. Kopma, patlama kırılma sesleri ardından o süratle devrilmiş, yerde sürüklenmeye başlamıştım. Yol bomboştu ve ne olduğunu anlayamamıştım. Bilincim kapalı değildi sanıyordum ama olanları da yorumlayamıyordum. Ne kadar süre geçtiğini bilemiyordum. Kanayan ayağıma baktım. Doğrulmaya çalışırken sol ayağım ve sırtımda müthiş bir acı ile tekrar yere yığıldım. …”

Bundan sonra kurgu mu yazsam ne? Heyecanlı oluyor. Ancak yukarıda anlatılanların gerçeklerle hiçbir bir ilgisi yok.

Bu hafta, Bosna’ya ulaşan Balkan Gezisi tefrikamıza bir ara verip “Uzun Süreli Seyahat Sigortaları” konusunu sizlerle paylaşmak istedim. Bir yıllık sigortaların halini konuşacağız bu hafta. Gezginlikle ilgili bazı konuları, deneyim ve düşüncelerimi bu köşede paylaşacağım zaman zaman.

Kurgulardan Gerçeklere…

Yukarıda okumuş olduğunuz her iki olay da tümüyle hayal mahsulü. 4 ay süren harika Güney Amerika gezimde başıma herhangi bir tehlikeli olay veya kaza gelmedi. Elimi kolumu sallaya sallaya zevkini çıkardım tüm gezinin.

Ben yaşamamış olsam da, gezgin arkadaşlardan, başına soyulma hadisesi gelen kişiler olduğunu biliyorum. Aklıma ilk gelenlerden biri, “Çelebi” Alper Metin. Kendisi gerçek bir gezgin. Alper’in bloguna (internet güncesine) http://www.celebialper.com/ adresinden ulaşabilirsiniz. Çok kapsamlı, birçok konuya yanıt bulabileceğiniz bir kaynak Çelebi Alper’in blogu. Güney Amerika ülkelerinden Uruguay’da yaşadığı silahlı soygunu aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz. http://www.celebialper.com/ulkeler/uruguay-ulkeler/montevideo-5-silahli-soygun-candombe-ve-buz-gibi-zengin-evi.html

Bir başka gezgin arkadaşım Evrim, Kolombiya, Bogota’da tıklım tıkış bir otobüste üç kişilik organize bir ekibin, gözünün içine baka baka fotoğraf makinasını zorla aldıklarını anlatmıştı. Bu tip olayları çeşitlendirmek mümkün.

Ben ise nahoş hiçbir hadise şey yaşamadan dünyayı geziyorum şu ana kadar. Bunun biraz öngörü, biraz yer ve zaman seçimi ile orantılı olduğunu söyleyebilirim ama bunların ötesinde şans faktörü de göz ardı edilemez.

Güney Amerika gezimde yaşadıklarımı, oldukça ayrıntılı olarak, günce ve seyahatname şeklinde yazdığım “Altı Don Bir Pantolon, Güney Amerika’da 120 Gün” kitabından okuyabilirsiniz. Arjantin, Şili, Bolivya ve Peru’yu kapsayan bu uzun geziyi başlangıcından itibaren tüm ayrıntılarıyla okuyabileceğiniz 511 sayfalık elektronik kitaba aşağıdaki linkten ulaşmanız mümkün.

https://www.dr.com.tr/ekitap/guney-amerka-da-120-gun

Modern (Denilen) Ekonomik Düzenin Tehlike Dayatması…

Bilgi, algının önünde olmalıdır. Bilimsel temelleri olamayan algı ve anlama gayretleri başka boyutların işi. Bana göre algı, bilgiden kaynaklanan bir oluş ise kabul edilebilir. Ama günümüzde önümüze konulan resim veya filmler, birçok konuda olduğu gibi, gezi konularında da “Tehlike veya Güvenlik Algısı”nın çarpıtılmış durumları bence. Modern denilen günümüz dünyasında, genel manada ve birçok alanda, çok da bilgiye dayanmadan, maksatlı algıların yaratılmaya çalışıldığını görüyor, hissediyor ve düşünüyorum. Oy almak, mal satmak, kamuoyu oluşturmak için yapılan bu düzenlemeler, algılanması istenileni parlatma ve öne çıkarma gayretleri bana göre. Elbette ki akıl, izan sahibi kişiler her konuda algı yerine öncelikle akıllarını ve bilimi kullanmaya çalışıyorlar.

Gerçekler ve dengeli değerler çılgınca bir ivmeyle taca çıktı son 60-70 yıldır. Bilgiye ve bilime dayandırılıyor-muş gibi gösterilen durumları anlamak, ayırt etmek gerek. Dünya tarihinde bu kadar bilgi kirliliğinin yaşandığı bir dönem olduğunu sanmıyorum. Tabii ki bu durum sigorta sektörünü de doğrudan etkiliyor.

Sigorta Gereksinimi…

Dünya turuna veya sizce uzun olmasını düşlediğiniz bir geziye çıkıyorsunuz diyelim. Hatta kısa süreli bir gezide de durum benzer şekilde gerçekleşiyor. Heyecanlanıyorsunuz böyle gezilerden önce. Bir sürü bilinmez var. Güvenlik, tehlike ve risk algıları bulunuyor (güya).

Pek de bilinç içermeyen öğretilmiş genel geçer değerler içinde “Aman ha başıma bir şey gelirse dikkatli olmalıyım. Ben yola çıkmadan bir sigorta yaptırmalıyım” düşüncesini kendi kendinize dayatıyorsunuz adeta.

Aşağıdaki bölümün büyük bir kısmı “Altı Don Bir Pantolon Güney Amerika’da 120 Gün” kitabımda var. Bu haftaki yazımızda, sizler için bu seyahat sigortası konusunu yeniden düzenledim.

Seyahat Sağlık Sigortası…

Adına genelde Seyahat Sigortası denilse de, asıl adı Seyahat Sağlık Sigortası. Kitapta durumu aşağıdaki gibi ifade etmişim:

“Böyle uzun bir yolculukta nelerle karşılaşacağınız belli değil. Her ne olursa olsun seyahat sigortası yaptırmak bir zorunluluk bana göre. Bunun yanında Güney Amerika’daki birçok ülke temel sağlık hizmetlerini ücretsiz veriyor zaten.

Bir gezginin tecrübesi;

“Sigortalı olmak, ciddi bir rahatsızlık veya kazada kesinlikle işe yarıyor” derken başına gelen kazayı anlatıyordu rehber arkadaşım Veysel Gökhan Bayam. Güney Afrika’da, Cape Town’a motosiklet ile giderken kopan zincir ayağını kırmış Veysel’in. Arkadaşım “Kaza sonrası sigorta poliçemi hastaneye vermek dışında herhangi bir şeyle uğraşmadım” dedi. Hastane ve diğer masrafları, sigortalayan şirket üstlenmiş, sigorta ciddi biçimde işine yaramıştı. Veysel, tüm dünyayı kapsayan bir yıllık Seyahat Sağlığı Sigortası yaptırmış ve 100 Euro civarında bir para ödemişti. Tabii ki bölgesel ve kısa süreli olan sigortalar daha ucuz.

Yıllık veya Üç Aylık Sigortalar...

Ben de gezi süresini kapsayacak bir sigorta yaptıracaktım. Başlangıçta edindiğim bilgilere göre “Üç Aylık” veya “Yıllık” seyahat sigortaları olmak üzere iki seçeneğim vardı. “Üç aydan fazla süren bir yolculuk olacaksa yıllık sigorta yaptırmanız gerek” bilgisi o anda yolculuk sürem belli olmadığı için beni daha ekonomik olan 90 günlük sigortaya yönlendirdi. Bir başka ara çözüm olmadığını düşününce bu yolculuğun 90 gün dışında kalan süresini de sigorta olmadan geçirecektim.

Sigortanın Temel Kapsama Durumları...

Bir sigorta şirketinden üç aylık sigorta yaptırdım. Fiyatı da 43 Euro idi. Bu tür poliçeler temelde hayati tehlike ve acil tıbbi müdahale gerektiren konuları kapsıyordu. Benim poliçemde yazanlar şöyleydi:

  • Acil muayene tanı ve tedavi amaçlı masraflar, ilgili hastalığın tedavisi için doktorun yazdığı ilaçlar ve kullanılan tıbbi malzemeler,
  • Kaza veya ani hastalık sonucu hastane tedavisi masrafları,
  • Sigortalının tıbbi nedenlerle nakli ve seyahati,
  • Sigortalının vefatı halinde cenazenin tıbbi şartlara uygun olarak nakli veya bulunduğu ülkede defnedilme masrafları. 

Temel kapsamı bu maddeleri içeren bir sigortaydı.

Sigortalarda ülkeler bölgelere bölünmüş durumda. 1. Bölge Avrupa, 2. Bölge (ABD ve Hindistan dahil) Dünya olarak geçiyor. 8, 15, 30, 60, 90 gün ve 1 Yıllık süreler ve bunlara karşılık gelen ücretler var. Fiyatlar para değerimizin sabit olmaması nedeniyle değişkenlik arz ettiğinden burada belirtemiyorum.

Uzun Süreli Gezenler için Önemli Olan Sevimsiz “91. Gün” Konusu...

Yıllık Seyahat Sağlık Sigortası yaptırdığınızda, “Sigorta kapsamımdaki tüm risklere karşın korumalı ve gönlümce bir yıl dolaşabilirim” derseniz yanılıyorsunuz. Zira; Bir yıllık Seyahat Sağlık Sigortası, ülkeyi terk ettiğiniz tarihten 90 gün sonra koruma sağlamıyor!

Çok garip ama yıllık sigortada 90 gün sonra kendi ülkenize tekrar giriş yapmanız gerekiyor. Eğer bu giriş çıkış olmazsa 91. günden sonra kapsama ve koruma altında değilsiniz. Örneğin benim gibi Avustralya’yı ve Güneydoğu Asya’yı kapsayan bir veya iki yıllık, ucu açık, zaman kısıtlaması olmayan bir geziye çıktığınızda, bir yıllık denen o sigortanız işe yaramıyor. Bu tip bir sigorta bir yıl içinde kısa süreli giriş-çıkış yapanların her seferinde sigorta için uğraşmamalarını sağlıyor.

Peki uzun süreli bir gezgin isek koruma nasıl olacak, diye sorduğumda bugüne kadar sigortacı arkadaşlardan aldığım yanıt “Tüm Dünyada Geçerli Sağlık Sigortası” oluyor. Bunlar da binlerce Türk Lirası veya adını anmak istemediğim yabancı paralar mertebesinde tutuyor. Kısıtlı parasıyla dünyayı gezmeye soyunanlar dahil herkes için çok büyük bir maliyet.

Kapitalizmin koyunu, sonra çıkar oyunu, desem kızmasın ilgili kimseler. Bu yazıyı yazmadan önce sigortacı dostlarımla konuştum. Eğer durum bu arz ettiğim halden farklıysa, uzmanlardan yorum almaktan mutlu olurum.

Yazının başında anlattıklarım kurguydu ama aşağıda okuyacağınız iki hikaye gerçek.

Myanmar Yangon’da Yatak Döşek…

Kuzey Avustralya ve Güneydoğu Asya’yı 8 ayı aşkın bir süre sigortasız gezdim. Bangkok Güneydoğu Asya’da bir merkez. Civar ülkeleri gezerken defalarca Bangkok’a uğruyordum. 

Bangkok’da aşırı yorulmuş haldeyken bir hostelin havalandırmasından kaynaklandığını düşündüğüm bir soğuk algınlığı başlamıştı. Myanmar biletimi aldığımdan, Yangon’a o hasta halimle gelmiştim. Ucuzun ucuzu bir hostel bulmuştum son anda. İlk gün Yangon’u gezdim ama ikinci günden itibaren bitmeyen öksürük, terlemeler sonrasında ateş de başlayınca çok sıkıntılı bir hale girmiştim. Günler geçse de iyileşemiyordum; aksine hastalığım ilerliyordu. Hostelde, ayak ucundan içine girilen, tüp gibi dikdörtgen prizma kutu kutu duvara doğru giren yataklar tertemiz olsa da, o hasta halde zorluyordu beni. Alan dar ve ortam pek parlak değildi. Hasta olmasam gayet mutlu mesut zaman geçirirdim ama hastalık hali moralimi bozuyordu.

Doktora gitmek kaçınılmazdı. Expat hastanelerine gittim önce. Kapitalizm beni orada da karşıladı. Röntgen ve muayene ücretlerini çok pahalı bulunca, yerel halkın gittiği Yangon Üniversite Hastanesi’ne gittim. Beni karşılayan ve hastaneye kabulü yapacak hekim başlangıçta biraz tereddüt edip şaşırsa da muayenemi yaptı ve üzerinde Myanmarca yazılar yazan kartondan bir hasta kartı düzenledi. Sahra hastanesi veya mülteci dispanseri gibi bir yerdi. Göğüs Hastalıkları Kliniği’nde muayene oldum. Kan, idrar tahlilleri yapıldı, röntgen çekildi. Hepsi 25 Amerikan doları civarında tuttu. Antibiyotik kullandılar. Hatta ilk antibiyotik ishal yapınca, kısa süreli bir serum taktılar ve antibiyotiği değiştirdiler. İlaçlar da 15 doları geçmedi.

Hemen hostelden ayrılıp iptidai olsa da bir aile oteline tek başıma bir odaya geçtim. Bu arada hastaneye 10 gün boyunca defalarca taksiyle gidip geldim. Akıllı cep telefonlarından o bölgelerde yaygın olan GRAB uygulamasını kullandığımdan, her gidiş gelişim 4-5 doları geçmiyordu. Çok zor zamanlardı ama atlattım.

Toplamda bu süreçteki sağlıkla ilgili harcamalarım 100 dolar bile tutmadı. Zaten bu durum için sigortam olsaydı bile kapsam içinde yer almayacaktı muhtemelen.

Taylant Koh Lanta Adası’nda Scooter Kazası…

Yazının başındaki kurgu idi ama şimdi anlatacağım öykü gerçek. Scooter’da ilk günümdü. Kendimce yaptığım denemeler sonucu Koh Lanta trafiğine de çıkmış ve sorun yaşamamıştım. Kendime güvenim gelmişti.

Günün sonunda adanın doğusundaki bir tapınağa gün batımı ayinini izlemeye gidiyordum kiralık motorumla. 8 kilometre kadar bir mesafeydi. Taylant’ta trafik sağdan. Mutlu mesut giderken deneyimsiz bir sürücü olarak, karşıdan başka bir arabayı hızla sağlayarak benim şeridime geçen bir kamyonetten korkup kontrolümü kaybettim ve düştüm. Süratim düşük olmasına rağmen sol tarafım çizikler içinde kalmıştı. Sol ayağım, dizim kalçam çok acıyordu. Epey sarsılmıştım. Daha kötüsü nefes aldığımda kaburgalarım batıyor gibi geliyordu. Yine de ayine gittim o halde.

Dönüşte sağnak tropik yağmur altında halime gülerek, mutlu ama çok canım acıyarak bir şey yokmuş gibi motoru aldığım yere teslim ettim. Motorda bir şey yoktu da zaten, olan bana olmuştu. Tabii bu işi yaparken 52 yaşında olduğumu söylemem gerek sanırım. Bir önceki gün sohbet ettiğimiz İngiliz çift beni evlerine davet etmişti. İngiliz çiftin evine gittim. Şansıma, evin hanımı İngiltere'de işinin ehli bir fizyoterapistmiş. Kemiklerimi ve göğsümü kontrol etti. “Bence kırık yok ama en az 6 hafta kaburgaların ağrır. Daha ileri bir tıbbi kontrole gerek olduğunu düşünmüyorum ama sen bilirsin” dedi. İlk geceler çok ağrı çekeceğimi de söyledi. Aynen dediği gibi ilk 3 gece korkunç ağrılarla geçti. O anki acılı halimi ses kaydına almıştım. Bugün dinlerken bile canım acıyor.

İlk günün sabahı bir kliniğe gittim. Muayene sonrası emin olmak için röntgen çektiler. Kırık yoktu ama kaburga ezilmesi veya kaburga kırığı arasında tedavi yöntemi üç aşağı beş yukarı aynıydı ve sadece zaman gerekiyordu. Zoraki dinlenecektim. Sonuçta acılı sızılı bir süre olsa da, tropik bir adada palmiyelerin altındaki bungalovumda kalmaktan şikayet etmedim. Harcadığım para da 30 doları bulmadı. Sigortam olsaydı bile bu kazayı da muhtemelen karşılamayacaktı.

Seyahat Sigortası Yaptırmalı Mı?

Yıllar önceki deneyimimle “Uzun bir gezi de olsa, kısa bir gezi de olsa sonuçta mutlaka sigorta yaptırın” diyordum. Ancak bugün biraz daha farklı düşünüyorum.

Uzun veya kısa gezilerde bir sigorta yaptırırım tabii ama uzun gezinin 91. gününden itibaren sigortasız dolaşırım diyorum kendi adıma. Eğer paranız bol ise nasıl tercih ederseniz edin. Ancak kendi bütçesiyle dünyaya açılan bir gezgin iseniz o ülkedeki bir firma veya uluslararası firmalardan sigortanızı yaptırarak gezebilirsiniz ki bunlar da az maliyetler değil. Ama yine de “Tüm Dünyada Geçerli Sağlık Sigortası”ndan ucuz oluyor.

Sigorta işi her konuda özel durumlarınıza, risk faktörü algılamanıza bağlı bireysel bir karar. Acı patlıcanı kırağı çalmaz veya hayırlısı Allahtan gibi yaklaşımlar da mümkün.

Gezmek Eşsiz Bir Deneyim ve Hayat Gibi Her Şey Dahil…

İspanyol ismi gibi oldu ama her şeyi anlatıyor bu uzun başlık. Hayatta her şey var. Her şey yolundayken, öncelikle sağlığımıza ve bedenimize sürekli olarak ilgi göstermeliyiz. “Beden ruhumuzu taşıyan bir ev” demişti bir ustam. Her şey yolundayken bile dikkat etmeliyiz bedenimize. Kazalar bile bedene bu dikkati gösterdiğimizde daha az hasar verebilecektir.

Sonuçta hayat adı verilen iki nefes arası zamanı yaşıyoruz. Ben sigortalı veya sigortasız, ülkemde ve dünyada gezmeye devam edeceğim.

Yaşadıklarımı anlattım. Karar sizin.

Kazadan, beladan uzak sağlıkla dolu günler diliyorum.

Sevgiyle kalın.

Gürcan Elbek'in tüm yazıları için tıklayın