Hamdolsun NATO'ya (yine) girdik

Hamdolsun NATO'ya (yine) girdik

ABD en güçsüz döneminde en muktedirmiş gibi yapıyor.

Çin ve Rusya’nın ekonomik ve askeri bir ittifak yaptığı bir zamanda, NATO denen miyadı 1991’de dolmuş saldırı örgütünü, Kuzey Atlantik İttifakı olmaktan çıkarıp küresel bir yapıya dönüştürmeye kalkışıyor.

Sadece Avrupa’da, Balkanlar ve Doğu Avrupa’ya genişledikçe genişleyen bir NATO değil, Asya’da (Avustralya, Japonya, Hindistan ve ABD) QUAD ve (G. Kore, Filipinler, Malezya, Vietnam, Sngapur) QUAD +, Afrika ve Ortadoğu’da alternatif NATO yeni yapılanması, Güney Amerika’da Kolombiya merkezli yeni bir Latin NATO’su vs.  

G-7 ve NATO Zirveleri’nin bize gösterdiği somut gerçek budur.

NATO’nun yeni bir Yalta düzeni kurmak için çizdiği 2030 projesi, ham hayalden başka bir şey değil.

Cem Gürdeniz Amiralimin de son yazısında isabetle saptadığı gibi, “Ne Biden yeni bir Truman” olabilir, ne de NATO artık dünyaya nizam verebilir.

1945 sonrası Soğuk Savaş dönemi biteli tam 30 yıl oluyor.

Bugün ne Rusya kuşatılacak komünist bir ülke, ne de Çin dünyadan soyutlanabilecek bir durumda.

Aksine ABD düzeni sallanıyor.

Ekonomik bir efendi olma özelliğini giderek yitiriyor.

Avrupalı serfleri eskisi gibi biat etmiyor.

Almanya sıkıyı gördü mü ancak hizaya geliyor ama nesnel çıkarlarını koruyor.

Avrupalı ülkelerin çoğu Çin ve Rusya ile ekonomik işbirliği yapıyor.

Her ne kadar sadık bir müttefik gibi gözükse de, İngiltere Amerika ve AB dışında kendi bağımsız politikalarını uygulamak niyetinde.

Doların tahtı sallanıyor, Çin (dijitali de var) Yuanı ve kripto paralar öne çıkıyor.

Karşılıklı kalkınma ve işbirliği projesi olan Çin merkezli Kuşak ve Yol girişimi, gelişen “Güney” için bir umut ışığı gibi görülüyor.

Türkiye’nin en yakın dostu Pakistan bile bu girişim içinde çok önemli bir rol oynuyor ve büyük yatırım ve kalkınma hamlesi içinde.

Çin ve Rusya işbirliği de tüm tarihi rekabet ve çelişkilerine rağmen ortak hasma karşı ilerliyor.

Tek kutuplu olmaktan, çok kutuplu hale evrilen dünyada artık Çin sürekli olarak, “Çok kutuplu da olmak istemiyoruz, düşmanlığı çağrıştıran kutup yerine çok taraflı olmak gerek” diyor.

ABD ise soğuk savaşın son döneminde ve sonrasında etkili olan “insan hakları ve demokrasi” silahını yeniden gömdüğü yerden çıkartıp, artık demode olan azınlık ve kimlik kaşıma edebiyatına yeniden başvurmaya hazırlanıyor.

Kısacası yeni bir NATO projeksiyonu yapılıyor ki, bu artık kadük olmuş bir şey.

Dünya artık gelişmekte olan ülkelerin inisiyatif kazandığı ve yeniden daha adil ve eşitlikçi ilişkilere dayalı küreselleşme çağını yaşıyor.

ABD en güçsüz döneminde, en güçlüymüş gibi bu gidişatı kökten değiştirme hayali kuruyor.

Ama artık hep negatif tarafta.

Yani yapan ve öncülük eden değil, izleyen ve önlemeye çalışan bir konumda.

PUTIN – BIDEN GÖRÜŞMESİ

Biden uzun Avrupa turunda sürekli olarak Rusya ve Çin’i şeytanlaştırdı.

Zaten daha önce “Katil” dediği Putin ile görüşmesi öncesinde Rusya’yı rahatsız edecek her türlü provokasyona imza attı.

ABD’nin kurduğu oyun planı, liderliği kaybetmemek için gerekirse savaş çıkarabileceği izlenimi yaratmak.

Bunun en somut örneği Rusya’nın Avrupa sınırlarındaki tehlikeli tırmanmada gözleniyor.

Hele de Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliği demek savaş demek.

Vladimir Putin, 9 Haziran’da verdiği röportajda bunu açıkça söyledi.

“Ukrayna’nın NATO üyeliği kırmızı çizgimizdir” dedi.

Sadece siyasi ve ekonomik değil psikolojik üstünlüğü de yitirdi artık Amerika.

ABD’nin saldırgan ve bozguncu, geri kalanların ise huzur ve refah arayışında olduğu görüşü artık küresel kabul görüyor.

Dünyada ve Türkiye’de yapılan uluslar arası anketlerde, toplumların büyük çoğunluğu artık Rusya veya Çin’i değil, ABD’yi demokrasi ve ekonomik gelişmeye en büyük tehdit olarak görüyor.

İnanmayan 10 ve 11 Mayıs 2021’de Kopenhag’da düzenlenen “Demokrasilerin İttifakı” başlıklı NATO konferansında konuşan Latana isimli uluslararası anket şirketinin CEO’su Nico Jaspers’i tekrar izlesin.

Neoliberalizm denen müptezel bir düzene evrilen kapitalizm, artık her hangi insancıl bir nitelik taşımıyor.

Pandemi döneminde küresel gelir dağılımı o kadar bozuldu ki artık insanların sisteme inancı kalmadı.

ABD ve tüm Batı dünyasında sadece ekonomi değil toplumsal huzur da kalmadı.

Kapitalizmin en vahşi ve en kriminal halini yaşayan ülkemiz de benzer durumda.

Mafya babaları bile bu yoz ve kirli düzene isyan etme noktasına gelmiş!

ERDOĞAN – BIDEN GÖRÜŞMESİ

Erdoğan – Biden görüşmesinden çıkan en önemli sonuç sanırım Türkiye’ye yeni Afganistan misyonu biçilmesi olmuş.

Adeta Soros’un kehaneti gerçek olur gibi.

“Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur” demişti yıllar önce.

Hayır anlamadığım şu ki, Türkiye zaten NATO üyesi ve bu hiç de menfaatine değil.

1950’de Kore’ye olduğu gibi Afganistan’a (muharip?) asker göndermek bize çıkmamış olduğumuz bir örgütte yeniden mi kabul sağlayacak bilemiyorum.  

NATO ve ABD’nin Türkiye’yi ortak değil parya olarak gördüğü ve bunu sürekli hatırlattığı bir sır değil.

PKK’yı açıkça gözümüzün içine baka baka destekleyen, Yunan, Rum, Ermeni, İsrail ve bilumum düşmanlarımızla kanka olan ABD yönetiminden iyi bir şey beklenemez.

Biden – Erdoğan görüşmesi mevcut durumu hiçbir biçimde değiştirmedi.

AKP zor durumda ve yeni bir çıkış yolu arıyor, ama durum adeta “denize düşen yılana sarılır” tablosundan ibaret.

Yani işin özeti: HAMDOLSUN yeniden NATO’ya girmiş bulunuyoruz.

Allah sonumuzu hayreylesin!