Kendini düşman eden ülke...

İsmet Hergünşen yazdı...

Kendini düşman eden ülke...
Kendini düşman eden ülke...

ABD’nin bir yeni herzesi daha.

Gara şehitlerimize yönelik zihinleri yakan mesajı gündemdeki yerini koruyorken,

-Türkiye-Irak-Suriye üçgeninde Ayn Divar bölgesine üs kurmak için çalışmalara başlaması

-“Defender Europe 2021” tatbikatı için 150’den fazla helikopter ile 1800’den fazla askeri aracı sınırımızın 20 km. ötesindeki Dedeağaç limanına getirmesi sonu gelmeyen provokatif adımlardır.

ABD’nin ülkemiz aleyhine yaptığı her hamle, kendi cenahında çizmiş olduğu Türkiye profilinin değiştiği algısının yanı sıra NATO’daki rolünü tam kavrayamamasından kaynaklanmaktadır.

Politik söylemleri, askeri eylemleri ve ekonomik yaptırımlarıyla Türkiye aleyhtarı girişimleri, Türk kamuoyu üzerinde “olumsuz ABD” izlenimini daha da derinleştirmektedir.

Temeldeki en büyük sorun,

-Büyük Ortadoğu Projesi politik maskesi altında mezhepsel ve etnik ayrılıkçıları körükleyerek yeni sömürgeler/devletçikler kurma isteği

-Ortadoğu-Doğu Akdeniz-Ege Denizi’ni kapsayan bölgede askeri boyutta Türkiye’yi çevrelemesidir.

S 400/F -35’ler üzerinden krizler yaratması, lobilerin etkisinde kalarak Kıbrıs ve Yunanistan’da yeni üs kurma kurma girişimleri ve ittifak oluşturma gayretleri, bir nebze de olsa kendi çizdiği ve biçtiği roller çerçevesinde kontrol etmeye çalıştığı bir Türkiye olgusunu devam ettirmek güdüsüdür.

Vietnam, Afganistan, Irak ve başka ülkeler üzerinde veya Arap Baharı özelinde travma yaratma ve baskı oluşturma gayretlerini Türkiye üzerinde tatbik etmesi, sınırlarını kendisi çizen Türkler tarafından her daim berhava edilecektir.

Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar’a uzanan bir bölgede eşi bulunmaz bir jeostratejik ve jeopolitik konuma sahip olan “Türkiye’nin yerini, ABD’nin herhangibir ülke ve örgütle doldurması  nafile bir çabadan öteye de geçmeyecektir.”

Bütün yollar Türkiye üzerinde kesişmektedir.

Türkiye’nin Batı’nın güvenliğini ve NATO içindeki rolünü hafife alan ABD tarafının yaratmış olduğu güvensizlik ortamı, bu bölgede Türk ve Amerikan çıkarlarının dengelenmesini olanaksız hale getirmiştir.

1952 yılından itibaren ABD ile ilişkilerini NATO çerçevesinde şekillendirmeye çalışan Türkiye, sonrası dönemde her daim Batı Dünyası’yla ilişkilerine yeni ve sağlam boyutlar kazandırmak arzusu içine girmiştir.

Batı toplumu ile bütünleşme hedefi güden Türkiye’nin anayasal çerçevede çizilen “demokratik, laik, sosyal ve bir hukuk devleti” kimliğiyle İslam dünyasının tek çağdaş ülkesi olma özelliğini sürdürmesi, bölgenin olumsuz iklimi nedeniyle oldukça önemlidir.

Mavi Vatan’daki hak ve menfaatlerimiz ile kendi coğrafyasındaki gelişmeler dünyanın en hassas ve duyarlı bölgesinde olan Türkiye’nin rollerine ve etkinliklerine yenilik ve hareketlilik getirmiştir.

Söz konusu bölgelerde gri alanlar devam ettiği müddetçe de Türkiye etkinliğini ve belirleyici rolünü devam ettirme zorunluluğundadır.

Türkiye, artık sadece Kuzey Atlantik İttifakının bir kanat ülkesi konumunda değildir.

Türkiye’nin dışarıda izlediği politikanın bir yandan çevresindeki mevcut ve potansiyel ihtilafların kontrol altına alınmasına, diğer yandan bölgesel entegrasyon ve işbirliği yoluyla kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik olması en tabiidir.

Zira Türkiye askeri gücü ile bunları başarabilecek durumda bulunan nadir ülkelerden biridir.

İttifaklar çerçevesinde Türkiye’nin gün geçtikçe karmaşık bir sorun haline gelen güvenliğinin aşılmasının yegane yolu, iç cepheyi sağlam tutması ve genel durumun doğru analiz edilmesiyle birlikte kendini daha da güçlendirecek alternatif alanlar yaratmasıdır.

Biz zamanlar Washington'daki Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (CSIS) adlı düşünce kuruluşunda konuşan emekli bir asker, Irak harekatından sonra ABD'nin bölgede kalmasının herkesin menfaatine” olduğu düşüncesinde bulunarak “Komşu oluyoruz” demişti.

Gelinen durumun herkesin menfaatine olmadığı apaçık ortadayken, sözde dost ve müttefik Amerikalılara Publilius Syrus’un sözünü hatırlatmak isterim.

 Komşu evini tutuşturarak, öç alayım demek aptallıktır.